Çocukluğumuzdan itibaren cevaplar için dışarı bakmamız öğretildi. Başkalarının bizim için doğru olanı bildikleri ve onları dinlememiz gerektiği öğretildi. Doğru ve yanlış tek ve bir miş gibi aktarıldı. Neye inanmamız, neyi düşünmemiz, ne iyi ne kötü, neyi sevmemiz neyden korkmamız gerektiği anlatıldı, öğretildi. Ama kendimizi tanımamız aynı şekilde öğretilmedi.“Senin için neyin iyi olduğunu ben biliyorum beni dinle” dendi. Otorite figürlerine bakmak öğretildi “bilmemiz gerekenleri” bilmek için. Kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, bizimle neyin hizzalı olduğu veya olmadığını anlamamız için nasıl kendimizle bağ kurulur, gösterilmedi, bunlar öğretilmedi. Kişiye birey olduğu, ve kendisi için seçim yapabileceği unutturuldu adeta. Ayurvedaya göre her insan bir evrendir. Ama bize tek tip sunuldu ve kabul edilmesi beklendi. Tek ve bir yere bakmak ve oradan hareket etmek öğretildi. Kendisi için düşünen, sorgulayan, araştıranlar ise sorgulamayanlar tarafından sorgulandı ve sorgulanıyorlar. Görülmekten bahsediyoruz. Kendimizi göstermekten. Görülmek önce kendimizle başlar. Bizim kendimizi görmemiz gerekiyor ilk olarak. O da bir birey olarak, özerk, özgün ve özgür bir birey olarak kendimizi olduğumuz gibi görüp, kabul edebilmeyi gerektiriyor. Cevapları içeriden alabilecek bağı kendinle kurmayı, kendinle hizzalı olanı kendin için seçebilmeyi, kendini seçmeyi gerektiriyor. Kendini seçiyor musun? Seçebilecek kadar tanıyor musun? Tanımayı seçiyor musun? Cesaretle ve sevgiyle...