
Sign up to save your podcasts
Or


Hiç kendinizi başkasının hayatına bakarken buldunuz mu? Bir tanıdığınızın başarısını ya da başarısızlığını duyduğunuzda istemsizce kendi hayatınızla kıyasladınız mı? İnsan bazen kendi için yeterli olup olmadığını anlamlandıramaz ve farkında olmadan çevresindeki insanlara bakarak zihninde bir kıyas listesi oluşturur. Örneğin bir arkadaşımızın başarısı, bizden daha ileride olması çoğu zaman bizi kendi hayatımızda hangi noktada olduğumuzu sorgulamaya iter.
Psikolojik açıdan düşündüğümüzde aslında bunu Leon Festinger’in Sosyal Karşılaştırma Kuramı ile açıklayabiliriz. Festinger, insanların kendilerini değerlendirebilmek için çevresindeki insanları ölçüt olarak kullandığını söyler. Yani kendi hayatımızı anlamaya çalışırken dış dünyayı bir ayna gibi kullanırız. Bu kıyaslamalar bazen insanlar için motive edici olabilir. Başkalarının hayatta bir şeyler başardığını görmek bize ilham verebilir. Ancak olumsuz tarafından bakacak olursak; çoğu zaman bu kıyaslama kişinin üzerinde sessiz bir baskıya dönüşebilir. Özellikle günümüzde sosyal medyanın bu kadar yaygınlaşmasıyla birlikte, insanların sadece güzel anlarını, mutlu karelerini görüyoruz. Bu durum kıyas mekanizmasını sürekli çalıştıran bir hale bürünüyor. Çünkü orada gördüğümüz hayatlar, çoğunlukla insanların görmemizi istediği seçilmiş anlardan oluşuyor. Bu mutlu karelere bakarken ister istemez kendimizi hayatımızın gerçekliğiyle kıyaslarken buluyoruz. Böylece farkında olmadan başkalarının vitrinini kendi kulisimizle kıyaslamaya başlıyoruz.
Bu noktada Alfred Adler’in yaklaşımına da değinmek isterim. Adler’e göre her insanın içinde doğuştan gelen bir yetersizlik kompleksi bulunur. Çocukluğumuzda bile ‘’bak komşunun çocuğu senden daha başarılı’’, ‘’kardeşin senden daha çalışkan’’ gibi karşılaştırma cümlelerine maruz kalıyoruz ve zamanla bu bilinçaltımıza yerleşerek bizi yönlendiren bir dürtü haline gelebiliyor. Belki de kıyaslama duygusunun derinlerinde, insanın eksik hissettiği yönleri tamamlama arzusu vardır. Ancak bu duygu her zaman olumsuz değildir. Aslında bu duygu kişiyi kendini geliştirip daha iyiye ulaşmaya itebilir. Fakat bu istek, kişinin kendini geliştirme sürecinden çıkıp tamamen başkaları üzerine kendini şekillendirmeye başlayan bir hal aldığında, geliştirici olmaktan çıkıp kişi için yıpratıcı bir sürece dönüşüyor.
Belki de asıl şu soruyu kendimize sormalıyız: Neden kendimizi başkalarına göre değerlendiriyoruz?
Herkesin hayatında taşıdığı yükler farklıdır ve kendimizi başkalarına göre değerlendirmek bazen acımasızca olabilir. Belki de kendimizi karşılaştırmamız gereken tek şey geçmişteki bizdir. Gerçek kişisel gelişim, başkalarıyla kendimizi kıyaslamaktan çok, geçmişteki halimizle kıyaslamaktan geçer. Bu yüzden tek hedefimiz her gün kendimizi olduğumuzdan bir adım daha ileri götürebilmek olmalıdır.
By Yeni FikirlerHiç kendinizi başkasının hayatına bakarken buldunuz mu? Bir tanıdığınızın başarısını ya da başarısızlığını duyduğunuzda istemsizce kendi hayatınızla kıyasladınız mı? İnsan bazen kendi için yeterli olup olmadığını anlamlandıramaz ve farkında olmadan çevresindeki insanlara bakarak zihninde bir kıyas listesi oluşturur. Örneğin bir arkadaşımızın başarısı, bizden daha ileride olması çoğu zaman bizi kendi hayatımızda hangi noktada olduğumuzu sorgulamaya iter.
Psikolojik açıdan düşündüğümüzde aslında bunu Leon Festinger’in Sosyal Karşılaştırma Kuramı ile açıklayabiliriz. Festinger, insanların kendilerini değerlendirebilmek için çevresindeki insanları ölçüt olarak kullandığını söyler. Yani kendi hayatımızı anlamaya çalışırken dış dünyayı bir ayna gibi kullanırız. Bu kıyaslamalar bazen insanlar için motive edici olabilir. Başkalarının hayatta bir şeyler başardığını görmek bize ilham verebilir. Ancak olumsuz tarafından bakacak olursak; çoğu zaman bu kıyaslama kişinin üzerinde sessiz bir baskıya dönüşebilir. Özellikle günümüzde sosyal medyanın bu kadar yaygınlaşmasıyla birlikte, insanların sadece güzel anlarını, mutlu karelerini görüyoruz. Bu durum kıyas mekanizmasını sürekli çalıştıran bir hale bürünüyor. Çünkü orada gördüğümüz hayatlar, çoğunlukla insanların görmemizi istediği seçilmiş anlardan oluşuyor. Bu mutlu karelere bakarken ister istemez kendimizi hayatımızın gerçekliğiyle kıyaslarken buluyoruz. Böylece farkında olmadan başkalarının vitrinini kendi kulisimizle kıyaslamaya başlıyoruz.
Bu noktada Alfred Adler’in yaklaşımına da değinmek isterim. Adler’e göre her insanın içinde doğuştan gelen bir yetersizlik kompleksi bulunur. Çocukluğumuzda bile ‘’bak komşunun çocuğu senden daha başarılı’’, ‘’kardeşin senden daha çalışkan’’ gibi karşılaştırma cümlelerine maruz kalıyoruz ve zamanla bu bilinçaltımıza yerleşerek bizi yönlendiren bir dürtü haline gelebiliyor. Belki de kıyaslama duygusunun derinlerinde, insanın eksik hissettiği yönleri tamamlama arzusu vardır. Ancak bu duygu her zaman olumsuz değildir. Aslında bu duygu kişiyi kendini geliştirip daha iyiye ulaşmaya itebilir. Fakat bu istek, kişinin kendini geliştirme sürecinden çıkıp tamamen başkaları üzerine kendini şekillendirmeye başlayan bir hal aldığında, geliştirici olmaktan çıkıp kişi için yıpratıcı bir sürece dönüşüyor.
Belki de asıl şu soruyu kendimize sormalıyız: Neden kendimizi başkalarına göre değerlendiriyoruz?
Herkesin hayatında taşıdığı yükler farklıdır ve kendimizi başkalarına göre değerlendirmek bazen acımasızca olabilir. Belki de kendimizi karşılaştırmamız gereken tek şey geçmişteki bizdir. Gerçek kişisel gelişim, başkalarıyla kendimizi kıyaslamaktan çok, geçmişteki halimizle kıyaslamaktan geçer. Bu yüzden tek hedefimiz her gün kendimizi olduğumuzdan bir adım daha ileri götürebilmek olmalıdır.