
Sign up to save your podcasts
Or


Söz, şiire dönüşürken, bir çocuk kahkülü gibi kısacık mı kesilmelidir ille de?
Hayır!
Şiir annem gibi, uzun uzun seslenmelidir uykusunda, olmayan sevgiliye.
Durgun,
derin soluklu,
içine kapanık olmalı.
belki de bütün gün uzanmalıdır koltuğunda.
Bir sanduka kadar heybetli ,
ve düşünceler kadar ağır çantası da, durmalı ayak ucunda.
Ama,
kendini ölümsüz sanan
ve her sabah
bir umut çiçeği açan yüreciği, hiç durmadan kıpırdamalıdır yün yeleğinin altmda.
Perde inmiş gözlerinde oynaşan bin bir hayal...
ve beyaz dudaklarından dökülen kırık dökük anılar, kimselerin okuyamadığı eski yazı bir
defterden saçılmalı ortaya,
sonsuzluğu çağrıştıran yaz bahçelerinde kopuk sayfalar uçuşurken,
kör bir yılanın çevikliğiyle, kamışların arasından akıp gitmeli gizlice yıllar.
İncir ağacının dibinde kum falı bakan dilsiz köle ise,
bir yanılsama olarak görünmeli arasıra fotoğrafın arabında.
Şiir de annem gibi,
mevsimi, kuş seslerinden,
aşkı,
saklı bir mendilden,
tüm hayatını gülden sormalıdır bana kalırsa.
Ve hiç çıkmamalıdır yaldızlı çerçevesinden dışarıya.
Aklı yürüyen bulutlara ve oyuncak atına takılıysa,
ne yapsın şiir sokaklarda?
Eh bir de yolu düşerse kalabalık alanlara
eski dostların çoğuna rastlamalı,
aynı annemin yaptığı gibi durup hatırlarını sormalı,
adresler almalı.
Sevinçten
al al olmalı yanakları ki,
anlaşılmasın yoksulluğu,
yalnızlığı.
Aslında,
hep çocuk kalmalı şiir.
Avuçlarında ezik bir şeker,
yanaklarında tozlu yaşlar,
ve yüzündeki mahzun gülümsemeyle,
pencereden bakan, öksüz bir çocuk olarak kalmalı.
Korkmalı gök gürültüsünden,
tabancadan,
kara örümcek ile perili köşkten.
Eğilip denize dokunmalı,
düşlerinde yol alan köpüklü bir yelkenliden.
Ölecekse de şiir, yaşlanmadan ölmeli.
Yaşı belirsiz olmalı, aynı annem gibi.
Hiçbir ayna kırığına basmadan daha,
tutunup rüzgârın ipine,
limon kabuğu kokan,
camdan bir dünyaya kayıvermeli,
kış odasına geçercesine, tüylü terlikleriyle.
Eğer ölecekse şiir,
buz tutmuş çığlığı yükselirken
göklere,
gecenin kanı sürülmemeli
saçlarına boş yere.
By HedablidaSöz, şiire dönüşürken, bir çocuk kahkülü gibi kısacık mı kesilmelidir ille de?
Hayır!
Şiir annem gibi, uzun uzun seslenmelidir uykusunda, olmayan sevgiliye.
Durgun,
derin soluklu,
içine kapanık olmalı.
belki de bütün gün uzanmalıdır koltuğunda.
Bir sanduka kadar heybetli ,
ve düşünceler kadar ağır çantası da, durmalı ayak ucunda.
Ama,
kendini ölümsüz sanan
ve her sabah
bir umut çiçeği açan yüreciği, hiç durmadan kıpırdamalıdır yün yeleğinin altmda.
Perde inmiş gözlerinde oynaşan bin bir hayal...
ve beyaz dudaklarından dökülen kırık dökük anılar, kimselerin okuyamadığı eski yazı bir
defterden saçılmalı ortaya,
sonsuzluğu çağrıştıran yaz bahçelerinde kopuk sayfalar uçuşurken,
kör bir yılanın çevikliğiyle, kamışların arasından akıp gitmeli gizlice yıllar.
İncir ağacının dibinde kum falı bakan dilsiz köle ise,
bir yanılsama olarak görünmeli arasıra fotoğrafın arabında.
Şiir de annem gibi,
mevsimi, kuş seslerinden,
aşkı,
saklı bir mendilden,
tüm hayatını gülden sormalıdır bana kalırsa.
Ve hiç çıkmamalıdır yaldızlı çerçevesinden dışarıya.
Aklı yürüyen bulutlara ve oyuncak atına takılıysa,
ne yapsın şiir sokaklarda?
Eh bir de yolu düşerse kalabalık alanlara
eski dostların çoğuna rastlamalı,
aynı annemin yaptığı gibi durup hatırlarını sormalı,
adresler almalı.
Sevinçten
al al olmalı yanakları ki,
anlaşılmasın yoksulluğu,
yalnızlığı.
Aslında,
hep çocuk kalmalı şiir.
Avuçlarında ezik bir şeker,
yanaklarında tozlu yaşlar,
ve yüzündeki mahzun gülümsemeyle,
pencereden bakan, öksüz bir çocuk olarak kalmalı.
Korkmalı gök gürültüsünden,
tabancadan,
kara örümcek ile perili köşkten.
Eğilip denize dokunmalı,
düşlerinde yol alan köpüklü bir yelkenliden.
Ölecekse de şiir, yaşlanmadan ölmeli.
Yaşı belirsiz olmalı, aynı annem gibi.
Hiçbir ayna kırığına basmadan daha,
tutunup rüzgârın ipine,
limon kabuğu kokan,
camdan bir dünyaya kayıvermeli,
kış odasına geçercesine, tüylü terlikleriyle.
Eğer ölecekse şiir,
buz tutmuş çığlığı yükselirken
göklere,
gecenin kanı sürülmemeli
saçlarına boş yere.