
Sign up to save your podcasts
Or


Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar, rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu,
bahçemizden ishakkuşu,
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
Kışın bir sobamız olurdu,
bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.
Özlerdik yurttan sesler korosunu,
akşam komşuluklarını,
radyo tiyatrolarını ,
kandil gecelerini, duvar sarmaşıklarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...
güler,eğlenir,bağırır,çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
Biz sıkı çocuklardık.
Hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce, bu şehrin geceleri gözkırpan ve isimleri takılan yıldızları
vardı
biz, kimseden yana değildik.
Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği
birileri olmazdı
Bir değirmendeydik öğütülen,
öğütülürken türküler söyleyen,
buğday başaklarına benziyorduk...
Yollar bozuk, musluklar bozuk
ziller bozuk, paralar bozuk
ama adamlar sağlam idi.
Bu şehrin yıldızları vardı.
Saçlarına kurdelalar takan,
çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına leke bulaşmasın diye,su birikintilerinden
sakınan
gözleri önünde yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.
hayat zor ve fakat çok matraktı.
gülümseyen bir yüzümüz,
kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz,
bir araya gelerek çektirebileceğimiz bir aile fotoğrafımız vardı.
Bir sabah bütün iyi şeylerin hayal ülkesine doğru aramızdan ayrıldığını gördük
Kalan bir tortuydu belki.
Belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin, cep aynamıza nükteden bir yansımaydı herşey.
belki de biz bir rüya mı görmüştük?
Hadi hepsi yalandı.
Hadi hepsi hayaldi.
Hadi hepsini ben uydurmuştum.
Ama rüyalarımızın melekleri ve soframızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?
Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?
By HedablidaBenim çocukluğumda soframıza kuşlar konar, rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu,
bahçemizden ishakkuşu,
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
Kışın bir sobamız olurdu,
bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.
Özlerdik yurttan sesler korosunu,
akşam komşuluklarını,
radyo tiyatrolarını ,
kandil gecelerini, duvar sarmaşıklarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...
güler,eğlenir,bağırır,çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
Biz sıkı çocuklardık.
Hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce, bu şehrin geceleri gözkırpan ve isimleri takılan yıldızları
vardı
biz, kimseden yana değildik.
Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği
birileri olmazdı
Bir değirmendeydik öğütülen,
öğütülürken türküler söyleyen,
buğday başaklarına benziyorduk...
Yollar bozuk, musluklar bozuk
ziller bozuk, paralar bozuk
ama adamlar sağlam idi.
Bu şehrin yıldızları vardı.
Saçlarına kurdelalar takan,
çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına leke bulaşmasın diye,su birikintilerinden
sakınan
gözleri önünde yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.
hayat zor ve fakat çok matraktı.
gülümseyen bir yüzümüz,
kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz,
bir araya gelerek çektirebileceğimiz bir aile fotoğrafımız vardı.
Bir sabah bütün iyi şeylerin hayal ülkesine doğru aramızdan ayrıldığını gördük
Kalan bir tortuydu belki.
Belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin, cep aynamıza nükteden bir yansımaydı herşey.
belki de biz bir rüya mı görmüştük?
Hadi hepsi yalandı.
Hadi hepsi hayaldi.
Hadi hepsini ben uydurmuştum.
Ama rüyalarımızın melekleri ve soframızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?
Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?