KUTUP YILDIZLARI - HARUN TOKAK

KUTUP YILDIZLARI - HARUN TOKAK

Download on the App Store

KUTUP YILDIZLARI - HARUN TOKAK episodes

  • BOZYAKA YURDU / KUTUP YILDIZLARI 34. BÖLÜM
    Hizmet Hareketi'nin ilk yurdu olan Bozyaka Yurdu'nun hikayesini yazar Harun Tokak anlatıyor. Akyazılı Vakfı'nın kuruluşu ile başlayan çalışmalar ve görülen bir rüya neticesinde Hizmet Hareketi'nin temeli atılıyor.
    29 min
  • AMANSIZ TAKİP / / KUTUP YILDIZLARI 38. BÖLÜM
    Bu bölümde Fethullah Gülen 12 eylül darbesi ile birlikte amansız bir takıbe uğruyor. tam 6 yıl köşe bucak aranıyor.
    duvarlarda bilbordlarda teröristlerle birlikte boy boy resimleri asılıyor
    Nerdesin yazısı bu günlerde yazılıyor
    Darbeden sonra Hizmetin ilk muhacirleri Anadolu yollarına düşüyor
    26 min
  • SAHİBİNİ ARAYAN ANAHTAR / KUTUP YILDIZLARI 35. BÖLÜM
    Bu bölümde Bozyaka Yurdu müessese ve eğitim modeli olarak Anadolu’ya örnek oluyor. Birkaç sene içeresinde yüze yakın yurt açılıyor. Yazar Harun Tokak, Hizmet Hareketi'nin ilk yurdu olan Bozyaka yurdundan dünyaya yayılan eğitim seferberliğini sizler için anlattı.
    26 min
  • YAŞASIN! DARWİN ÖLDÜ / KUTUP YILDIZLARI 32. BÖLÜM
    Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 1974 yazında Manisa’ya tayini çıkıyor.
     1975 yılında Kur'an ve İlim, Yaratılış ve Darwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet gibi konuları ihtiva eden Türkiye çapında seri konferansalar başlıyor
    1975 senesinde İzmir Fuarı’nda Ekici Över konferans salonunda oldukça önemli ve heyecanlı olan Altın Nesil konferansını veriyor.
    O günün şartlarına göre ciddi bir genç topluluk dinliyor.
    Bazı gençler kalabalıktan ağaçların dallarında dinliyorlar.
    Hocafendi, bu konferansların eda ettiği en önemli fonksiyonu, “arkadaşlara dışa açılma adına bir fikir vermiş olmasıdır. Evet, arkadaşlarımız, hizmet adına İzmir dışına çıkmayı pek düşünmüyorlardı. Diyor.
    Hâlbuki bu konferanslar, onlara dışa açıldıklarında, hizmetlerine omuz verecek çok sayıda insan bulunacağı hakikatini göstermişti.
    Konferanslar vesilesi ile görülmüştür ki Anadolu’daki umumî manzara ümit vericidir.
    İzmir, Malatya, Çorum, Erzurum gibi iller adeta şahlanmıştır.
    Bilhassa İzmir Fuarındaki Yaratılış ve Darwinizm konferansı pek çok üniversite öğrencisinin kafasındaki şüpheleri bertaraf etmiştir.
    İrfan yılmaz beyin konferanstan sonra “yaşasın Darwin öldü” sözleri her şeyi anlatmaya kâfidir.
    25 min
  • BİNLERCE GÖZ SENİ BEKLİYOR / KUTUP YILDIZLARI 31. BÖLÜM
    Hocaefendi, 2 yıl 4 ay kadar Edremit'te görev yaptıktan sonra 29 Haziran 1974’te Manisa merkez vaizliğine tayin edildi.
    HOCAEFENDİ BU TAYİN HADİSESİNİ ŞÖYLE ANLATIYOR:
    Edremit'e gittim ve üç seneye yakın orada vazife gördüm. Bu zaman zarfında, talebe hizmetleri gözümü ve gönlümü doyuracak seviyeye yükseldi. Öyle ki, daha çok kamplar vasıtasıyla, Edremit, o gün için hizmet adına Türkiye'nin diğer yer ve yöreleriyle kıyas kabul etmeyecek oranda bir talebe potansiyeline sahip hâle geliverdi. Evet, mübalağa etmeden söylüyorum, o gün ve hatta daha sonraları, bu çapta talebe hizmeti, ne İstanbul'da, ne Ankara'da, ne İzmir'de ne de bir başka yerde gerçekleştirildi. Allah (cc) bunu Edremit gibi küçük bir kasabaya nasip etti. Küçük sebeplerle büyük icraat ortaya koyarak ululuğunu bir kere daha gösterdi.
    Bir kere, vaazlara dıştan gelmeler çok oluyordu ve bunların misafir edilmeleri gerekiyordu.
    Zira üç senedir İzmir'den gelip gidiyordum ve yolculuğumu da hep umumî vasıtalarla yapıyordum. Bu da benim için cidden zor ve yorucu oluyordu. Yollar bugünkü kadar düzgün, vasıtalar da bugünkü kadar rahat değildi. Bir de yolcuların birbirleriyle yarışırcasına sigara içmeleri buna eklenince yolculuk hakikaten çekilmez bir hal alıyordu. Ben de istesem de istemesem de çeşnisi bu olan yolculuğu her hafta tatmak zorundaydım.
    Yer hususunda benim gönlümde İzmir vardı. Fakat İzmir'e tayinimin zor olabileceğini söylediler. Çünkü işin başında sürgünümüz İzmir'den olmuştu...’
    Ve 29 Haziran 1974’te Manisa’ya tayini çıktı.

    Hocaefendi de muhterem cemaat ben vazifemi yaptım mı? Şahitlik yapar mısınız deyince, hâkim Necmeddin Bey cemaatin önüne çıktı, “cemaat ben şahitlik yapıyorum, sizde yapıyor musunuz?” dedi.
    Bu arada Hocaefendi’nin babası hasta olduğu için kendisi Erzurum’a gitti.
    Hocaefendi o günleri şöyle anlatıyor: “Tayinim Manisa'ya çıkmıştı.
    Fakat babamın hastalığını duyunca emri tebellüğ etmeden Erzurum'a gittim. Yanımda İlhan Bey, Dr. Kahid ve Muvaffak Bey de vardı. Babam ayakta idi. Yatağa düşmemişti. Fakat muayene eden doktor bana açık açık babamın hastalığını söylemişti. Kanserdi. Doktor kanaat olarak: ‘Ameliyat ettirseniz de ettirmeseniz de bir şey fark etmez, en fazla üç aylık ömrü var’ demişti. Ben de bir iki ağrı kesici aldırıp babama vermiştim.
    Emri tebellüğ etme (Manisa'ya Tayin) vaktim gelmişti. Bu durumu babama arz ile elini öptüm ve 'Müsaade ederseniz gidip vazifeye başlayayım.' dedim. Bana: 'Gitme. Önümüzdeki perşembeden sonra gidersin.' dedi. Sonra daldı, durdu durdu ve 'Git. Burada bir çift göz, orada ise binlerce göz bekliyor.' dedi... Ben İzmir'e döndüm. Bir hafta sonra babamın vefat haberi geldi.
    Son anlarında babamın yanında bulanamayışıma çok üzüldüm. Hele onun kerametvari, 'bir hafta sonra gidersin' demesini hemen kabul etmeyişim, içimde hep kanayan bir yara olarak kalmıştır. Öyle baba zor bulunur... O sene benim için bir hüzün senesi oldu.”
    26 min
  • EŞREFPAŞALILAR / KUTUP YILDIZLARI 30. BÖLÜM
    Hocaefendinin her kesime kucak açmasına en güzel örneklerden biri hiç şüphesiz Eşrefpaşalılardır.
    Münirler, Sermetler, Halitler, Enderler, Zaferler, Özcanlar ve daha nice isimsiz kahramanlar...
    Eşrefpaşalılar, geçmişlerinde esrar içiciliği, kumar gibi alışkanlıkları bulunan, önlerine çıkan herkesle kavga etmek için bahane arayan İzmir'in külhanbeyleriydi.
    Ama 1970’li yılların başında Hocaefendi’yi tanıdıktan sonra esrarı ve kumarı terk ederek yepyeni bir hayata başladılar.
    Eşrefpaşalılar, “Münir’in Kahvesi” olarak bilinen yerde toplanıyordu.
    Polisin baskın yaptığı bir gün Ahmet Kara da oradaydı. Polisler Kara’ya, “Bu adamları biliyoruz. Sen parlak bir delikanlısın, senin burada ne işin var? Çık dışarı” dediklerinde Hasyiğit ve arkadaşları, “O bizim hocamız” dediler. Polis memurları şaşırmıştı. “Ne hocası?” dediler. Eşrefpaşalıların cevabı hazırdı: “Yahu bize Allah’ı, Peygamber’i anlatıyor. Biz de namaz kılıyoruz.” Daha da şaşıran polisler “Kaldırın ellerinizi” deyince, çoğunun cebinden esrar yerine namaz takkesi çıktı. Polis, Numan adındaki Eşrefpaşalıya “Sen de mi namaz kılıyorsun?” diye sorunca Numan “Evet” cevabını verdi. Polislerin şefi, “Sabah namazı kaç rekâttır, söyle bir daha bu kahveyi basmayacağız” deyince Numan’ın cevabı yine hazırdı: “Ben kaç rekât olduğunu bilmem. Biradere (hocaya) uyarım. O yatar ben yatarım, o selam verdi mi ben de selam veririm. Namaz bitmiş olur. Ben başka bir şeyden anlamam.” Polisler, kumar da oynanan bu kahvehanedeki değişimi görünce ve bu insanların kötü alışkanlıkları terk ettiklerine tanık olunca artık bu kahvehane baskınlarına son verdiler.
    İşte bu grup, kahvehanedeki esrar gecelerini bırakınca, haftanın belirli günlerinde kendi aralarında dini sohbetlere başladı. 1975 yılında bir gece Özcan Hasyiğit ve arkadaşları toplam 27 kişi olarak evde sohbet yaparken baskına uğradılar. “Kumcu İbrahim” adlı arkadaşlarının evindeydiler. Polislerce elleri bağlanıp dışarı çıkarılırken, dışarıda bekleyen gazeteciler tarafından resimleri çekildi. Haberler abartılıydı. İçeride “sarıkla ayin” yaparken yakalandıkları söyleniyordu.
    Oysa ayin veya zikir yapmaları söz konusu değildi.
    Hocaefendi, onların bu şekilde yakalandığını görünce hemen Emniyet’e gitti. Özellikle Kumcu İbrahim için üzülmüştü, çünkü içeride olduğu sürece kum arabası çalışamayacak, ailesi mağdur olacaktı. Onlar Hocaefendi’yi koridorda görünce üzüntülerini unuttular.
    Sorgu memuru dini kitap isimlerini sayıp “Bunları okudunuz mu?” deyince bir Eşrefpaşalı, “Her eseri okuyorum, sen de bir kitap yaz, seni de okuyalım birader” diyordu. Onlar dört beş gün içeride kalırken Hocaefendi, varlıklı insanlar aracılığı ile evlerine para ve yiyecek gönderdi.
     Hocaefendi, “Eşrefpaşa’nın külhanileri” dediği Özcan Hasyiğit ve arkadaşlarını anlatırken şöyle diyor: “Gerçek külhaniydi onlar.
    Onlardan biri haykırınca başkalarının dudakları uçuklardı. Birkaç tanesi bir vesileyle camiye gelmiş, vaaz dinlemiş ve bir daha da halkadan ayrılmamıştı. Zaman zaman ziyaretime gelirlerdi, ayrı yerleri vardı onların. Gidip yanlarına oturur ve onlarla özel bir lisanla konuşurdum.”
    aradan onca yıl geçmesine rağmen içlerindeki coşkuyu, "Hocafendi ile tanışalı yarım asır oldu öyle mutlu öyle dopdoluyum ki…" diye anlatan Ejder Bey bir gün Hocafendiye;
    "iyi ki İzmir’e geldin" dedi.
    "Niye böyle söylüyorsun" dedi Hocafendi.
    "Akranlarımın yarısı hapiste kimisi kabirde."
    22 min
  • O SES BENİ ÇAĞIRIYORDU / KUTUP YILDIZLARI 29.BÖLÜM
    1973 yılıydı. Egenin camilerinden yeni dirilişin besteleri yeniden duyulmaya başlamıştı.
    O sese gitmeliydik ama bu nasıl olacaktı.
    O günlerde öyle bir yolculuğa muktedir değildim.
    O vakitler, rahmetli babamdan beş lira harçlık alabilmek için, yazın sıcağında atların çektiği saman arabasının peşinden saman tozlarını yutarak saatlerce gitmek zorunda kalan fakir bir çocuktum.
    NAZİFE TEYZE
    Bir Ramazan günüydü. Mahallemizin asil kadını Nazife Teyze küçük bir hizmetim karşılığında benim elime elli lira sıkıştırdı. Bu para tam da beni menzilime götürüp getirecek kadardı.

    Edremit’e vardığımızda minarelerden cuma salaları okunuyordu. Mahkeme Camii’nin avlusunda, başını mavi göklere uzatmış görkemli çınarın gölgelediği şadırvandan abdestimizi alıp camiye girdik.
    Küçük bir caminin kürsüsünde konuşurken gördüm onu ilkin. İlk duyduğum sözler; “Analar anası Hazreti Aişe Anam” oldu. Sanırım İfk(iftira) Hadisesini anlatıyordu.
    Sanki yüz yıl geçti aradan fakat öylesine aşkla yaşandı ki her şey, bu yüzden öyle berrak ve dün gibi gözümün önünde. Gerçek ya da efsane fark etmez, Arşimet nasıl madde âlemindeki o büyük keşfinden sonra bir deli gibi çırılçıplak koşarak insanlığın kaderini değiştirecek bir gerçeğe uyanmağa çağırmışsa; O da mânâ âleminde gördüğü hakikate, bütün benliğini hiçe sayarak gözyaşları içinde çırpınarak çağırıyordu bizi.
    İnsanlığın kaderini değiştirecek bir hakikate koşmaya çağrıydı bu.
    Durmadan ağlıyordu. Onu gören, dinleyen yarı yaralı, yarı yarıya hayatın kenarında doğmuş çoğunluk şaşkındı. Erkek ağlamazdı da bu hepimizden daha mert ve cesur adam neden ağlıyordu?
    DİNMEK BİLMEYEN BU GÖZYAŞLARI NASIL ATEŞLİ BİR RUHTAN FIŞKIRIYORDU?
    Derin ela gözleri neler görüyordu? Ruhunda hiç dinmeyen nasıl bir ateş yanıyordu da böyle bir âlemde yakasını yırtarak, göğsünü parçalayarak kendini teşhir ediyordu. Bu nasıl bir masumiyet, nasıl bir adanmışlıktı ve nasıl bir keşif vardı arkasında?
    Her şeyi bir örnek yapan çağın unutturmak, bastırmak istediği o kahramanlık duygusuna çağırıyordu bizi.
    “Niye?” diyordu, “sizin ne eksiğiniz var kahramanlardan, haydi davranın, iki el bir baş içindir.”
    Biz olacak ve eklenecektik o çok büyük, ucu on BİNLERCE YIL ÖTESİNE UZANAN, NURLU, SİSLİ, ESRARLI, HEM MUTİ HEM DELİ KALABALIĞA.
     O geminin önünde toplanmış, nereye git denilirse oraya giden gönüllü ateşzedeler... Anlatılmayan ama duyulanı, unutulanı, hatırlanmakta zorlanılanı geri getirmeye adanmışlar...
    AĞLIYORDUM…
    Ömrümde ilk defa bir camide ağlıyordum. Hem de hıçkıra hıçkıra… Ama ağlayan sadece ben değildim, koca koca profesörler, hâkimler, öğretmenler, öğrenciler, işçiler… Hasılı her kesimden insan çocuklar gibi ağlıyordu.
    Nice âlimler, hatipler dinlemiştim ama bu ses başkaydı…
    O gün bugün hayallerim, düşlerim, sevdalarım değişti.
    İlkin Ege bölgesi camilerinde dinlemeye başladığım Fethullah Gülen Hocaefendi’nin kürsülerden kükreyişini, inleyişini, ağlayışını, ıstırabını, yeni bir neslin dirilişi için cami cemaatine yalvarışını gözlerimle gördüm.
    Coşkun akan pınara ulaşıp da göz göze geldiğimizde, bahar görmüş bir dal gibi damarlarıma can yürüdüğünü hissettim.
    ONUN BAKIŞLARINDA BÜTÜN BİR İNSANLIĞA YETECEK AŞKI VE SEVGİYİ GÖRDÜM.
    Ah benim sevgili dünyam! Acaba bir gün seni canıyla imanıyla sevecek yaşama arzusundan vazgeçip yaşatma sevdası ile sermest evlatlarını görebilecek miyiz?
    23 min

About KUTUP YILDIZLARI - HARUN TOKAK

From the publisher's feed

Harun Tokak ile Kutup Yıldızları programının bölümleri. Raindrops TV YouTube kanalında yayınlanan programın podcast versiyonu.