
Sign up to save your podcasts
Or


Solda Kürt sorunundan bahis açıldığında sınıftan bahsetmek, pek çok zaman meselenin etrafından dolanmanın bir vesilesi olagelmiştir. Sınıftan ve sınıf siyasetinden pek uzak olan sol liberal ve sol Kemalist eğilimlerin konu Kürt sorununa gelir gelmez sınıfı hatırlaması, emek sermaye çelişkisinden dem vurmaya başlaması tipiktir. Bu tür oportünist söylemlerin ikna edebileceği bir Kürt işçi olacağını zannetmiyorum. Zira her Kürt işçisi bu tür bir söylemin ardındaki sömürgeci kokusunu hemen hisseder. Kürt sorununu, Kürdün ezilmeye ve eşitsizliğe karşı bir mücadelesi olarak değil de Türkün canını sıkan bir mesele olarak yaşayan sosyal şovenist yaklaşım hemen kendini ele verir. Sosyal şovenizm ile enternasyonalizmi ayıranın HDP/Dem Parti çizgisiyle yakınlık ya da uzaklık olduğunu zannetmek ise çok yaygın bir yanlıştır. Sosyal şovenist ya da sömürgeci sol bakış açısı Kürt sorununun çözümünü değil, Kürt sorunundan kurtulmayı ister. Örneğin bugün karşıt uçlarda gözüküp sosyal medyada birbiriyle atışan solcuların tamamı Öcalan’ın Kürt sorunu çözülmüştür diyerek yaptığı açılımı olumlu değerlendirmekte buluşmaktadır. Solda ne yazık ki “ah bir şu Kürtler Kürt sorununun peşinden gitmeyi bıraksa da önümüz açılsa” diye bir inanış, adeta bir hurafe çok yaygındır. Bu hurafe ne kadar sınıfsal ifadelerle gerekçelendirilse de kaynağında sınıf siyaseti değil tam tersine sınıf siyasetinden uzaklık vardır. Çünkü siyasete sınıfsal perspektiften bakmayınca açılımın gerçekten silahların bırakılması ya da barışla ilgili bir yanı olduğu zannedilmiş, özünde sömürgeci burjuvazinin yayılmacı çıkarlarına yaslanan bir “petrol açılımı” olduğu görülmemiştir.
Sınıf siyaseti ise aynı tabloya bakıp başka sonuca varır. Eğer Türk-Kürt ittifakı halkların kardeşliği ve eşitliği değil de mezhepçi bir ortaklık ve karşıtlık temelinde tanımlanıyorsa, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı değil de İran’ın nüfusuna karşı bir stratejik hamle olarak emperyalizme ve Siyonizme pazarlanıyorsa burada çözüm yoktur. Bir “petrol açılımı” vardır. Karşımızda olan Türk ve Kürt gençlerinin başka halklara karşı savaştırılması ise burada barış yoktur, haksız savaşların hazırlanması vardır. Böyle olmasa Bahçeli’nin Suriye’de Fırat’tan Dicle’ye boylu boyunca temizlik yapmaktan bahsettiği günün ertesinde Öcalan’ın kendisine gönderdiği kilimin törenle takdim edilmesi gibi absürtlükler nasıl yaşanır? Bu anlamda Bahçeli’nin gündeme taşıdığı ve sahiplendiği Öcalan’ın umut hakkının bir yönüyle Kürt halkının çözüm umudunun karşısında yükseliyor olması nasıl açıklanır?
Sınıf siyaseti “Kürt sorunu yoktur sadece emek sermaye çelişkisi vardır” demek değildir. Sınıf siyasetinin düsturu “bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar, birleşin”dir. Türk işçisinin ve emekçi halkının Kürt halkının ezilmesinde hiçbir çıkarı olmadığını tespit ederek işe başlar. Türk işçisinin milliyetçi eğilimleri çıkarı orada olduğundan değil, sömürgeci burjuvazinin ideolojik hegemonyasından kaynaklanmaktadır. Bu hegemonyanın kırılmasının yolu da sınıf mücadelesini harlamaktan geçer. Burjuvazi böler grev halayları birleştirir! Eğer Kürt burjuvazisi ve toprak ağaları sömürgeci burjuvaziyle işbirliği yaparak Kürt işçisinin, emekçisinin, yoksul köylüsünün taleplerinden yan çiziyorsa burada olumlu anlam yüklenecek bir şey yoktur. Türkün ne hakkı varsa Kürdün de aynı hakları olmasından hiçbir zarar görmeyecek olanlar, Kürdün ne emeğini ne toprağını sömüren Türk işçi ve emekçileridir. Sınıf siyaseti, sınıf çelişkisini ulusal ezme ve ezilme ilişkilerinin üzerini örtmek için kullanmak değildir. Tam tersine, sınıf siyaseti sınıf mücadelesi bayrağına ulusların ve dillerin tam eşitliğini yazmaktır. İşçilerin birliğinin yanına halkların kardeşliğini koymaktır. Bu siyasetin adı proleter enternasyonalizmidir. Bu Marx’ın ve Lenin’in yoludur. Darağacında yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği diye haykıran Denizlerin yoludur.
Yazının devamını podacst olarak dinleyebilirsiniz...
By GerçekSolda Kürt sorunundan bahis açıldığında sınıftan bahsetmek, pek çok zaman meselenin etrafından dolanmanın bir vesilesi olagelmiştir. Sınıftan ve sınıf siyasetinden pek uzak olan sol liberal ve sol Kemalist eğilimlerin konu Kürt sorununa gelir gelmez sınıfı hatırlaması, emek sermaye çelişkisinden dem vurmaya başlaması tipiktir. Bu tür oportünist söylemlerin ikna edebileceği bir Kürt işçi olacağını zannetmiyorum. Zira her Kürt işçisi bu tür bir söylemin ardındaki sömürgeci kokusunu hemen hisseder. Kürt sorununu, Kürdün ezilmeye ve eşitsizliğe karşı bir mücadelesi olarak değil de Türkün canını sıkan bir mesele olarak yaşayan sosyal şovenist yaklaşım hemen kendini ele verir. Sosyal şovenizm ile enternasyonalizmi ayıranın HDP/Dem Parti çizgisiyle yakınlık ya da uzaklık olduğunu zannetmek ise çok yaygın bir yanlıştır. Sosyal şovenist ya da sömürgeci sol bakış açısı Kürt sorununun çözümünü değil, Kürt sorunundan kurtulmayı ister. Örneğin bugün karşıt uçlarda gözüküp sosyal medyada birbiriyle atışan solcuların tamamı Öcalan’ın Kürt sorunu çözülmüştür diyerek yaptığı açılımı olumlu değerlendirmekte buluşmaktadır. Solda ne yazık ki “ah bir şu Kürtler Kürt sorununun peşinden gitmeyi bıraksa da önümüz açılsa” diye bir inanış, adeta bir hurafe çok yaygındır. Bu hurafe ne kadar sınıfsal ifadelerle gerekçelendirilse de kaynağında sınıf siyaseti değil tam tersine sınıf siyasetinden uzaklık vardır. Çünkü siyasete sınıfsal perspektiften bakmayınca açılımın gerçekten silahların bırakılması ya da barışla ilgili bir yanı olduğu zannedilmiş, özünde sömürgeci burjuvazinin yayılmacı çıkarlarına yaslanan bir “petrol açılımı” olduğu görülmemiştir.
Sınıf siyaseti ise aynı tabloya bakıp başka sonuca varır. Eğer Türk-Kürt ittifakı halkların kardeşliği ve eşitliği değil de mezhepçi bir ortaklık ve karşıtlık temelinde tanımlanıyorsa, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı değil de İran’ın nüfusuna karşı bir stratejik hamle olarak emperyalizme ve Siyonizme pazarlanıyorsa burada çözüm yoktur. Bir “petrol açılımı” vardır. Karşımızda olan Türk ve Kürt gençlerinin başka halklara karşı savaştırılması ise burada barış yoktur, haksız savaşların hazırlanması vardır. Böyle olmasa Bahçeli’nin Suriye’de Fırat’tan Dicle’ye boylu boyunca temizlik yapmaktan bahsettiği günün ertesinde Öcalan’ın kendisine gönderdiği kilimin törenle takdim edilmesi gibi absürtlükler nasıl yaşanır? Bu anlamda Bahçeli’nin gündeme taşıdığı ve sahiplendiği Öcalan’ın umut hakkının bir yönüyle Kürt halkının çözüm umudunun karşısında yükseliyor olması nasıl açıklanır?
Sınıf siyaseti “Kürt sorunu yoktur sadece emek sermaye çelişkisi vardır” demek değildir. Sınıf siyasetinin düsturu “bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar, birleşin”dir. Türk işçisinin ve emekçi halkının Kürt halkının ezilmesinde hiçbir çıkarı olmadığını tespit ederek işe başlar. Türk işçisinin milliyetçi eğilimleri çıkarı orada olduğundan değil, sömürgeci burjuvazinin ideolojik hegemonyasından kaynaklanmaktadır. Bu hegemonyanın kırılmasının yolu da sınıf mücadelesini harlamaktan geçer. Burjuvazi böler grev halayları birleştirir! Eğer Kürt burjuvazisi ve toprak ağaları sömürgeci burjuvaziyle işbirliği yaparak Kürt işçisinin, emekçisinin, yoksul köylüsünün taleplerinden yan çiziyorsa burada olumlu anlam yüklenecek bir şey yoktur. Türkün ne hakkı varsa Kürdün de aynı hakları olmasından hiçbir zarar görmeyecek olanlar, Kürdün ne emeğini ne toprağını sömüren Türk işçi ve emekçileridir. Sınıf siyaseti, sınıf çelişkisini ulusal ezme ve ezilme ilişkilerinin üzerini örtmek için kullanmak değildir. Tam tersine, sınıf siyaseti sınıf mücadelesi bayrağına ulusların ve dillerin tam eşitliğini yazmaktır. İşçilerin birliğinin yanına halkların kardeşliğini koymaktır. Bu siyasetin adı proleter enternasyonalizmidir. Bu Marx’ın ve Lenin’in yoludur. Darağacında yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği diye haykıran Denizlerin yoludur.
Yazının devamını podacst olarak dinleyebilirsiniz...