Fluent Fiction - Turkish:
Lost Treasures: A Winter Quest in Ankara's Historic Market Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-27-23-34-02-tr
Story Transcript:
Tr: Ankara'nın canlı ve renkli Büyük Çarşısı’nda kış mevsimi.
En: Winter in the lively and colorful Büyük Çarşı of Ankara.
Tr: İnsanlar montlarına sarınmış, dükkânlar arasında koşturuyordu.
En: People were bundled in their coats, rushing between the shops.
Tr: Emre, Leyla ve Canan, çarşının kalabalık koridorlarını keşfe çıkmıştı.
En: Emre, Leyla, and Canan had set out to explore the crowded corridors of the market.
Tr: Emre’nin aklında tek bir şey vardı; anneannesine mükemmel, tarihi bir hediye almak.
En: Emre had one thing on his mind; to buy a perfect, historical gift for his grandmother.
Tr: Emre'nin kalbi tarih tutkusu ile doluydu.
En: Emre's heart was filled with a passion for history.
Tr: Üniversitede okuyor, dersler arasında tarihi kitaplar karıştırıyordu.
En: He was studying at university, flipping through historical books between classes.
Tr: Leyla ise Emre'nin kuzeniydi.
En: Leyla, on the other hand, was Emre's cousin.
Tr: Pazarlık yapmayı seviyordu ama her türlü dikkat dağıtıcıya da meyilliydi.
En: She loved to bargain but was also inclined to get distracted by anything interesting.
Tr: Daha çarşıya girmeleriyle, renkli kumaşlar ve parıltılı takılar onu büyüledi.
En: As soon as they entered the market, colorful fabrics and sparkling jewelry captivated her.
Tr: "Emre, şuna bak!"
En: "Emre, look at this!"
Tr: dedi Leyla, bir standın önünde durarak.
En: said Leyla, stopping in front of a stall.
Tr: Ama Emre'nin gözleri Canan’ın tezgâhındaydı.
En: But Emre's eyes were on Canan's stand.
Tr: Canan, antika eşyaları anlatırken adeta hikâyeler fısıldayan bir rehber gibiydi.
En: Canan was like a guide whispering stories as she described the antique items.
Tr: Her eşyanın bir hikayesi vardı ve Canan bu hikayelerde ustaydı.
En: Each item had a story, and Canan was a master of these stories.
Tr: Emre bir kutu fark etti.
En: Emre noticed a box.
Tr: Kutu, Osmanlı döneminden kalma, ince ince işlemeli bir kutuydu.
En: It was an intricately crafted box from the Ottoman period.
Tr: Ancak başka bir alıcı da kutuya göz dikmişti ve Emre'nin bütçesi sınırlıydı.
En: However, another buyer had set eyes on the box too, and Emre's budget was limited.
Tr: Alıcı, Emre’nin teklifini hemen geçti.
En: The buyer immediately outbid Emre's offer.
Tr: Emre’nin içi burkuldu.
En: Emre felt his heart sink.
Tr: Çaresiz hissetti.
En: He felt helpless.
Tr: Leyla ise elbise standlarından birine takılı kalmıştı ve oyalı bir eşarp deniyordu.
En: Meanwhile, Leyla was caught up at one of the dress stands, trying on an embroidered scarf.
Tr: Emre’nin yüzündeki üzüntüyü fark eden Canan, ona yaklaştı.
En: Noticing the sadness on Emre's face, Canan approached him.
Tr: "Anneannen için mi düşünüyordun?"
En: "Were you thinking of this for your grandmother?"
Tr: diye sordu.
En: she asked.
Tr: Emre başını salladı.
En: Emre nodded.
Tr: "Evet, ama yetişemedim."
En: "Yes, but I couldn't match the offer."
Tr: Canan gülümsedi ve tezgâhının arkasından, tozlu ama zarif bir çerçeve çıkardı.
En: Canan smiled and pulled out a dusty yet elegant frame from behind her stand.
Tr: "Bu çerçeve, senin ailen gibi insanlar için çok özel.
En: "This frame is very special for people like your family.
Tr: Annem buraya getirdi ve sizin köydeki camiden.
En: My mother brought it here from the mosque in your village.
Tr: Eminim onu tanıyacaksın."
En: I'm sure you'll recognize it."
Tr: Emre, çerçeveye baktı.
En: Emre looked at the frame.
Tr: Üzerindeki ince işlemeler ve motifler, ona anneannesiyle saatler geçirdiği o eski, huzurlu günleri hatırlattı.
En: The delicate patterns and motifs reminded him of those old, peaceful days spent with his grandmother.
Tr: Bu çerçeve daha önce hiç bir kutu kadar değerli gelmemişti.
En: This frame had never seemed as valuable as any box.
Tr: Yüzü aydınlandı.
En: His face lit up.
Tr: Emre, Canan’a teşekkür etti.
En: Emre thanked Canan.
Tr: Leyla sonunda yanlarına dönmüş ve yeni işlediği oyayı gösteriyordu.
En: Leyla finally returned to them, showing off the scarf she had just embroidered.
Tr: O gün Emre, çarşıdan kalbi dolu ve mutlu ayrıldı.
En: That day, Emre left the market with a full and happy heart.
Tr: Bazen yardımlar en beklenmedik yerden gelirdi.
En: Sometimes help came from the most unexpected places.
Tr: Bazen de en değerli hediyeler, ailenin ve tarihin izlerini taşırdı.
En: Sometimes the most precious gifts carried traces of family and history.
Tr: Çarşının kalabalığında, geçmişin sıcaklığı hissetmişti.
En: Amidst the crowd of the market, he felt the warmth of the past.
Tr: Çarşıdan uzaklaşırken Canan’ın standı yavaşça gözden kayboldu ama akıllarındaki hikaye daima taze kalacaktı.
En: As he distanced himself from the market, Canan's stand slowly faded from view, but the story in his mind would always remain fresh.
Vocabulary Words:
- lively: canlı
- bundled: sarınmış
- corridors: koridorlar
- historical: tarihi
- flipping: karıştırıyor
- bargain: pazarlık
- distracted: dikkat dağıtıcı
- captivated: büyüledi
- stall: stand
- intricately: ince ince
- crafted: işlemeli
- period: dönem
- outbid: teklifini geçti
- helpless: çaresiz
- embroidered: oyalı
- dusty: tozlu
- patterns: işlemeler
- motifs: motifler
- precious: değerli
- traces: izleri
- amidst: arasına
- warmth: sıcaklığı
- unexpected: beklenmedik
- frame: çerçeve
- whispering: fısıldayan
- guide: rehber
- elegant: zarif
- approached: yaklaştı
- recognize: tanıyacaksın
- lit up: aydınlandı