Dışardan yemeğe mecbur olduğumuzda, haram,mekruh ve şüphelilerden uzak durup, helâlliği kesin olan gıdalarla yetinmeye gayret etmemiz lazımdır.Genel tavrımız itibariyle de ifrat ve tefritten sakınmamız, her hususta itidâl yolunu tutmamız gerektiğini unutmamalıyız. Vera’ ve takvâ güzergâhından ayrılmamaya çaba sarf etmeliyiz. Her işin hayırlısı ortasıdır. Aksi halde vesveseden kurtulamaz, hayatı da kendimize zindan ederiz. Bununla berâber tabii ki yediğimiz-içtiğimiz gıdalarda dikkatli ve hassas davranmamız icap eder. Çünkü yediklerimizle ibâdetlerimizin, kısacası bedenimizle ruhumuzun alakası muhakkaktır. Müsbet yönde de menfi yönde de biri öbürüne tesir eder. İmâm Gazâlî (k.s.), Vera’yı dört kısma ayırır: Birincisi, kişiyi adâlet vasfından düşürmeyen mertebesidir ki, açıkça haram olduğu bilinen şeylerden uzak durmaktır. İkincisi, şüpheli (haram ya da mekruh olma ihtimâli) olan şeylerden uzaklaşmaktır. Bu sâlih kimselerin takvâsıdır. Üçüncüsü, harama düşme korkusuyla bazı helâl şeylerden uzak durmaktır ki, bu da müttakî kimselerin takvasıdır. Dördüncüsü, Allâh (c.c.)’dan başka her şeyi kalbinden çıkarıp atmaktır ki, bu da sıddîkların takvâsıdır. (İmam Gazali, İhyâu Ulûmiddîn, c.2, s.96)
Bununla birlikte dünyada günâhlardan, haram-mekruh ve şüphelilerden tam olarak kaçınamayacağımıza göre, kavlî-fiilî-amelî tevbe ve istiğfarı hiç eksik etmemeli, manevi bünyemizi de daima temiz tutmaya çaba sarf etmeliyiz.Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Mü’min bir günâh işlediği zaman, kalbinde (manevî kirden-pastan) siyah bir nokta oluşur. Kişi tevbe eder, günâhtan uzaklaşır, istiğfar ederse,kalbi tekrar cilalanmış olur. Eğer böyle yapmayıp, günâh işlemeye devam ederse, kalbindeki siyah lekeler de artmaya devam edecektir. “Hayır, yaptıkları günâhlar sebebiyle onların kalpleri oldukça paslanmıştır, artık cilalanma özelliğini kaybetmiştir.” (Mutaffifîn s. 14) ayetinin işaret ettiği paslanma budur.” (İbn Mâce)
(www.mevlanatakvimi.com)