İmâm-ı Tirmizî, “Şemâil”inde, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vaktini üç işe tahsis ettiklerini kaydeder. Bu vakitlerin bir kısmı ibâdetlere, bir kısmı halkın işlerine, bir kısmı da şahsî meşgalelere tahsis edilmişti. Hz. Resûlullâh (s.a.v.) gecenin yarısı, yahud üçte ikisi geçtikten sonra kalkarlar, yastıklarına yakın bulundurdukları misvakla dişlerini ovarlar, sonra abdest alıp teheccüd namazı kılar ve bir müddet böyle ibâdetle meşgûl olurlardı. Daha sonra da sabah namazı için mescide çıkarlardı. Nebi (s.a.v.) sabah namazından sonra seccâdelerinin üzerine uzanarak güneş doğuncaya kadar istirahat ederlerdi. (Müslim) Sonra gelenleri kabûle başlarlardı. Her taraftan gelenler mescidde O (s.a.v.)’in etrafında toplanır, O (s.a.v.) de onlara va’z ve nasîhatta bulunurlardı. (Tirmizî) Nebi (s.a.v.) ziyaretçilerini, anlattıkları rüyâlarına kadar dinlerler, böylece onların her türlü dîn ve dünyâ işleriyle meşgûl olurlardı. Bazı rivâyetlere göre Nebi (s.a.v.), kuşluk vaktinde dört veya sekiz rekât namaz kılarlar, bunu müteâkip evlerine giderler, evlerinin işiyle meşgûl olurlardı. Elbiselerini yamarlar, ayakkabılarını ta’mir ederler, hayvanları sağarlardı. (Buhârî) Peygamberimiz (s.a.v.), ikindi namazından sonra da zevcelerini teker teker ziyâret ederler, hâl ve hatırlarını sorarlar, geceyi de zevcelerinden biri yanında geçirirlerdi. Diğer zevceleri, kendilerinin geceyi beraber geçirecekleri zevcesinin yanında toplanırlar ve yatsı namazına kadar orada kalırlardı. (Müslim) Nebi (s.a.v.), yatsı namazını kılınca evlerine dönerler ve diğer zevceleri de hücrelerine dağılarak istirahata çekilirlerdi. Yatsı namazından sonra hücrelerinde Kur’ân’ın İsrâ, Zümer, Hadîd, Haşr, Tegâbün ve Cuma sûrelerinden birini okurlardı. Nebi (s.a.v.), her namaz için abdest tazelemeğe gayret ederlerdi. Ancak ba’zen bir abdestle bir kaç namaz kıldıkları da olurdu. (Ömer Muhammed Öztürk, Peygamber Efendimizin Yüce Ahlakı,s.28)