MERHUM GAZETECİ MEVLÜT ÖZTAŞ’IN AZİZ HATIRASINA...
Ödünç Kelimeler bu hafta Öztaş ailesinin son üç yılda yaşadığı daha doğru ifadesiyle, onlara reva görülen zulüm ve insan haklarını hiçe sayan muamelelerin hayatlarında oluşturduğu derin yaraları, evlatlarından ödünç aldığı ifadelerle bir kere daha dile getiriyor.
Onların yaşadıklarını dinleyince “Hayat Güzeldir” filmi geliyor akla. Hayat Güzeldir, isminin aksine tam anlamıyla bir dramdır. Bir yandan hüngür hüngür ağlatır izleyenleri, bir yandan da gülümsetir. Naziler tarafından toplama kampına alınan bir ailenin acı hikayesidir konusu. Ama aile arasındaki sevgi o kadar güçlüdür ki, o ailede herkes kendinden önce diğer aile fertlerini düşünür ve onları gülümsetebilmek, doyurabilmek, koruyabilmek ve hayatta kalmalarını sağlayabilmek için film boyunca rol yapar.
Bir ölüm kampında, nefretin, korkunun ve işkence çığlıklarının altında, masumiyetin gülümseyen yüzüyle karşılaşır seyirci ve ölümün kol gezdiği kampta çocuk kahkahaları duyulan bir oyun bahçesi kurmaya çalışır baba.
Ağlatır bu hikaye herkesi, hem de hüngür hüngür.
Ekranları başındaki insanlar hem perdedeki anne, baba ve çocuk için ağlar hem de kendileri için. Çünkü o ağlatan hikaye öyle çeker ki izleyeni içine empati yapar insanlar ve o acı olayları gerçekten de kendileri yaşıyormuş gibi hissederler. Ama diğer yandan da geçip gittiğine inanırlar o karanlık tarihin, soykırımların. O rahatlıkla otururlar koltuklarında. Ne yazık ki dünyanın ya da kendi ülkemizin bir yerlerinde tıpa tıp aynı olmasa da benzer acılar yaşanıp gitmektedir ve filmdeki karakterlere duyulan empatiyi esirger insanlar komşusundan, akrabasından, arkadaşlarından, öğrencilerinden ya da öğretmenlerinden.
Mevlüt Öztaş 4 evladı olan bir gazeteciydi. 30 ay tutulduğu cezaevinde defalarca rahatsızlandı, ameliyatlar geçirdi ama çocuklarına hep gülümsedi. Sağlık durumunun giderek ağırlaştığını en iyi kendisi biliyordu ve defalarca tahliyesini ya da tedavisi edilmesini talep etti. Ama hayatının son günlerine kadar umursayan, vicdanı sızlayıp insafa gelen olmadı. Bütün bu olanlara rağmen onun kızlarına verdiği en önemli değer, “ÜMİT HEP VARDIR” inancıydı.
Cezaevinde kansere yakalandığında bile eşi ve çocukları ne zaman “nasılsın” diye sorsa “iyiyim” diyordu. Küçük oğlu onun saçsız halini gördüğünde çok komik bulmuştu ve o da “senin için saçlarımı kestirdim oğlum” diye cevap vermişti. 5 buçuk yaşındaki Ali Yekta babasının saçlarının kemoterapi yüzünden döküldüğünü birgün öğrenecek, belki kendine kızacak babasına güldüğü için, ama yine bilecek ki babalar evlatlarının gülmesine asla kızmazlar, ya da üzülmezler. Elinde olmayan sebeplerle bile evlatlarını gülümsetebildilerse bununla ancak mutlu olurlar.
Mevlüt Öztaş kendi çabalarına, kızlarının çalınmadık kapı, yetkili makam bırakmamalarına rağmen ömrünün son günlerine kadar tahliye edilmedi. Salıverildikten kısa süre sonra da hayatını kaybetti.
Ödünç Kelimeler, Mevlüt Öztaş’ın Hayat Güzeldir’de ölüm kampını oyun bahçesine çeviren baba misali, ailesini yaşanan ağır ve acı olayların dışında tutma çabasını ödünç alıp anlatıyor...
Merhum’a Allah’tan rahmet, acılı ailesine, kızları
Rabia,
Büşra
ve Elif’e,
oğlu Ali Yekta’ya
sabr-ı cemil niyazıyla...
Not: Eğer yaşadıklarınızı ödünç vermek, hikayelerinizi paylaşmak isterseniz
[email protected] adresinden bize yazabilirsiniz.