
Sign up to save your podcasts
Or


Paris Komünü 150 yaşında!
“Paris’in proleterleri egemen sınıfların yenilgilerinin ve ihanetinin ortasında, kamusal işlerin yönetimini kendi ellerine alarak mevcut sorunları çözmelerinin zamanının geldiğini kavradı. (...) Kendi kaderlerinin efendileri hâline gelmelerinin ve iktidar gücünü ele geçirmelerinin en önemli görevleri ve mutlak hakları olduğunu kavradılar.” (Ulusal Muhafız Merkez Komitesi, Paris, 21 Mart 1871)
Bundan tam 150 sene önce, Paris’in işçi ve emekçi halkı, tarihin ilk işçi iktidarını kurduklarını yukarıdaki bildirge ile ilân etti. 72 gün boyunca Paris’e egemen olan işçi sınıfı, tarihin gördüğü ilk proletarya diktatörlüğünü kurdu. Paris devriminin ardından yapılan delege seçimlerinde, doksan delegeden yetmiş ikisi işçilerden oluşuyordu. Engels’in deyimiyle proletarya diktatörlüğünün neye benzediğini görmek isteyen Paris Komünü’ne bakmalıydı. Marx, Paris Komünü’nde o ana kadar içi doldurulmamış olan “proletarya diktatörlüğü” kavramının temel ilkelerini görüyordu.
1871: ilk işçi iktidarı
1870 yılında, Prusya-Fransa arasında başlayan paylaşım savaşı, Paris Komünü’ne giden yolu hazırladı. Savaş, savaşın beslediği yoksulluk ve hükümetin zayıflığı, tarihte bir devrime daha zemin hazırlıyordu. Fransa’nın savaştaki ağır yenilgileri sonucu devrimin ilk dalgası ile Bonapartizm kavramına adını veren diktatör III. Napolyon devrilmiş ancak burjuvazinin temsilcileri iktidarı gasp ederek 4 Eylül günü Ulusal Savunma Hükümeti’ni kurmuştu. Burjuvazi ise Paris’e yaklaşmakta olan Prusya birliklerinden daha çok Ulusal Muhafızlar bünyesinde silahlanan Parisli işçilerin giderek güçlenmesinden korkuyordu. Böylece hükümet, silahlı Paris’ten duyduğu korku ile Prusya’ya teslim oldu. Hükümet teslim olurken, Ulusal Muhafızlar kendini yeniden örgütlemiş, tabanı tarafından seçilen Merkez Komitesi’ne yönetimi vermişti. Ekim devriminin iki büyük önderinden biri olan Trotskiy’in ifadesiyle, silahlı proletarya gerçekte kentin efendisiydi, elinin altında tüm nesnel iktidar araçları –top ve tüfekler– bulunuyordu, fakat bunun farkında değildi.
Yenilgi ve zafer
Komün tarafından gerçekleştirilen tüm ileri adımlar, el yordamıyla yapılanlardan ibarettir. Lenin, Trotskiy ve nice teorisyen tarafından Komün’ün yenilgisi defalarca ele alınmıştır. Ancak Komün’ün en temel dersi, önderlik eksikliğinin sonuçları olmuştur. Trotskiy 1921 yılında komün dersleri üzerine yazdığı yazının son paragrafında şöyle demektedir: “1871’in savaşçılarının kahramanlıktan yana eksikleri yoktu. İhtiyaç duydukları şey, yöntemde açıklık ve merkezi bir önder örgüttü. Bu yüzden yenildiler.” Sınıf içerisinde günbegün disiplinli çalışma yürüten, biriktirdiği deneyimle hareketin ihtiyaçlarını tespit edip buna göre politika geliştiren devrimci bir partinin yokluğu, Paris işçi sınıfının iktidara hazırlıksız yakalanmasına sebep olmuştur. İşçi sınıfına burjuvazi tarafından enjekte edilen yasallığa ve devlet kurumlarına duyulan saygı, devrimciler öncülüğünde vaktinde parçalanamamıştır.
Ne var ki dönemin devrimcileri, Paris Komünü’nden öğrenmiştir. Tarihin işçi sınıfının önüne çıkardığı fırsatlarda öncü partinin rolü, Bolşevizmde vücut bulmuştur. Nihayet 1917 Ekim devriminde bu parti işçi sınıfını zafere taşımış ve tarihin ilk işçi devletinin kurulmasına giden yolu hazırlamıştır. 150 yıl sonra, Afrika’dan Latin Amerika’ya birbiri ardına gerçekleşen isyan ve devrimlerin kucağındaki 21. yüzyılın dünyasında ise; Paris Komünü’nün derslerini anlamak, günümüz sosyalistleri ve devrimci partileri için büyük önem taşıyor.
By GerçekParis Komünü 150 yaşında!
“Paris’in proleterleri egemen sınıfların yenilgilerinin ve ihanetinin ortasında, kamusal işlerin yönetimini kendi ellerine alarak mevcut sorunları çözmelerinin zamanının geldiğini kavradı. (...) Kendi kaderlerinin efendileri hâline gelmelerinin ve iktidar gücünü ele geçirmelerinin en önemli görevleri ve mutlak hakları olduğunu kavradılar.” (Ulusal Muhafız Merkez Komitesi, Paris, 21 Mart 1871)
Bundan tam 150 sene önce, Paris’in işçi ve emekçi halkı, tarihin ilk işçi iktidarını kurduklarını yukarıdaki bildirge ile ilân etti. 72 gün boyunca Paris’e egemen olan işçi sınıfı, tarihin gördüğü ilk proletarya diktatörlüğünü kurdu. Paris devriminin ardından yapılan delege seçimlerinde, doksan delegeden yetmiş ikisi işçilerden oluşuyordu. Engels’in deyimiyle proletarya diktatörlüğünün neye benzediğini görmek isteyen Paris Komünü’ne bakmalıydı. Marx, Paris Komünü’nde o ana kadar içi doldurulmamış olan “proletarya diktatörlüğü” kavramının temel ilkelerini görüyordu.
1871: ilk işçi iktidarı
1870 yılında, Prusya-Fransa arasında başlayan paylaşım savaşı, Paris Komünü’ne giden yolu hazırladı. Savaş, savaşın beslediği yoksulluk ve hükümetin zayıflığı, tarihte bir devrime daha zemin hazırlıyordu. Fransa’nın savaştaki ağır yenilgileri sonucu devrimin ilk dalgası ile Bonapartizm kavramına adını veren diktatör III. Napolyon devrilmiş ancak burjuvazinin temsilcileri iktidarı gasp ederek 4 Eylül günü Ulusal Savunma Hükümeti’ni kurmuştu. Burjuvazi ise Paris’e yaklaşmakta olan Prusya birliklerinden daha çok Ulusal Muhafızlar bünyesinde silahlanan Parisli işçilerin giderek güçlenmesinden korkuyordu. Böylece hükümet, silahlı Paris’ten duyduğu korku ile Prusya’ya teslim oldu. Hükümet teslim olurken, Ulusal Muhafızlar kendini yeniden örgütlemiş, tabanı tarafından seçilen Merkez Komitesi’ne yönetimi vermişti. Ekim devriminin iki büyük önderinden biri olan Trotskiy’in ifadesiyle, silahlı proletarya gerçekte kentin efendisiydi, elinin altında tüm nesnel iktidar araçları –top ve tüfekler– bulunuyordu, fakat bunun farkında değildi.
Yenilgi ve zafer
Komün tarafından gerçekleştirilen tüm ileri adımlar, el yordamıyla yapılanlardan ibarettir. Lenin, Trotskiy ve nice teorisyen tarafından Komün’ün yenilgisi defalarca ele alınmıştır. Ancak Komün’ün en temel dersi, önderlik eksikliğinin sonuçları olmuştur. Trotskiy 1921 yılında komün dersleri üzerine yazdığı yazının son paragrafında şöyle demektedir: “1871’in savaşçılarının kahramanlıktan yana eksikleri yoktu. İhtiyaç duydukları şey, yöntemde açıklık ve merkezi bir önder örgüttü. Bu yüzden yenildiler.” Sınıf içerisinde günbegün disiplinli çalışma yürüten, biriktirdiği deneyimle hareketin ihtiyaçlarını tespit edip buna göre politika geliştiren devrimci bir partinin yokluğu, Paris işçi sınıfının iktidara hazırlıksız yakalanmasına sebep olmuştur. İşçi sınıfına burjuvazi tarafından enjekte edilen yasallığa ve devlet kurumlarına duyulan saygı, devrimciler öncülüğünde vaktinde parçalanamamıştır.
Ne var ki dönemin devrimcileri, Paris Komünü’nden öğrenmiştir. Tarihin işçi sınıfının önüne çıkardığı fırsatlarda öncü partinin rolü, Bolşevizmde vücut bulmuştur. Nihayet 1917 Ekim devriminde bu parti işçi sınıfını zafere taşımış ve tarihin ilk işçi devletinin kurulmasına giden yolu hazırlamıştır. 150 yıl sonra, Afrika’dan Latin Amerika’ya birbiri ardına gerçekleşen isyan ve devrimlerin kucağındaki 21. yüzyılın dünyasında ise; Paris Komünü’nün derslerini anlamak, günümüz sosyalistleri ve devrimci partileri için büyük önem taşıyor.