
Sign up to save your podcasts
Or


Onuncu ayın onuncu günü, elde şarap kadehi ve fonda Feridun Düzağaç... İki ayın ardından nihayet mikrofon başındayız; çünkü 30 yaş krizi kapıyı çalmadı, direkt duvarı yıkıp içeri girdi.
Bu bölümde; her istediğine ucundan ulaşıp yine de o içindeki karın ağrısını susturamayanların, Cağaloğlu ve Koç etiketlerini söküp "Peki ben aslında kimim?" aşamasına gelenlerin ve kendi kendini sevmeyi öğrenmeye çalışanların hesabını kesiyoruz. Sabah altıda kalp çarpıntısıyla uyanmaların, spora ve alkole sığınmaların, şımarıklık sanılan derin kırgınlıkların ve başkalarının hayatında "kenar süsü" olmaktan vazgeçişlerin samimi bir dökümü bu.
Suya yazı yazar gibi, korkup kaçtığımız ne varsa hepsiyle tek tek yüzleşiyoruz. Ben bu oyunda kalmak için varımı yoğumu veriyorum.
Peki ya siz benimle bu oyuna devam mı?
Instagram: @pekiyasizdevammipodcast
"Ne yiyelim?" "Fark etmez..." "Şuraya gidelim mi?" "Fark etmez..."
Gerçekten fark etmiyor mu, yoksa karar vermenin ve o kararın sonuçlarına katlanmanın zihinsel yükünü bana yıkıp kenara mı çekiliyorsun? Bu bölümde, masum görünen o "Fark etmez" cümlesinin arkasındaki pasif-agresifliği, kontrolcülükle karışan People Pleasing hallerimizi ve en küçük aksilikte kendi mezarımızı kazma sevdalığımızı masaya yatırıyoruz.
Tatilde iki çiftin yaşadığı "seçenek sunma" krizlerinden, eşlerin sorumluluktan kaçma yöntemlerine, istek kası körelmiş insanlarla anaokulu öğretmeni gibi 5-2-1 kuralı oynamaya kadar her şeyi konuştuk. Sınırlar neden güzeldir? Hayır diyemeyenin "fark etmez"i ne kadar gerçektir?
Kulaklıkları takın, "Ben sizin katyanız mıyım?" diyenler kulübünün bu haftaki toplantısı başlıyor!
Instagram: @pekiyasizdevammipodcast
Misafirlikte açlıktan ölürken söylenen o "Ben tokum" yalanları, parmaklar morarana kadar o bavulu tek başına taşıma inatları, "Sana zahmet olmasın" derken kendi sırtına dünyayı yüklemeler... Bu bölümde, dışarıdan son derece kibar ve asil görünen ama aslında kendimize uyguladığımız gizli bir eziyet olan "aşırı bağımsızlık dramasını" masaya yatırıyoruz. Çocukken uslu, sorun çıkarmayan o "altın çocuk" olmaya çalışmanın yetişkinlikte önümüze çıkardığı faturayı; eşimize, arkadaşımıza, ekibimize yük olmamak için kendimizi paralamamızı konuşuyoruz. Babamın o meşhur "Cemre ölür de beni aramaz" sözünden, her şeye ama her şeye durmaksızın özür dileyerek tüm hataların paratoneri haline gelmemize uzanıyoruz. Kimseden bir şey istemeyerek bizi sevenlerin sevgi gösterme hakkını çalmayı bırakıp, kivimizi yudumlarken oyunu biraz da karşı tarafa devretme vakti gelmedi mi?
"Bir işi bir kere o kadar kötü yap ki, bir daha kimse sana o işi yaptırmaya cesaret edemesin." Bu bölümde; ev işlerinden yırtmak için çamaşırları birbirine karıştıran eşlerin "stratejik beceriksizliğini", her detayı hatırlamaktan yorulduğumuz o devasa mental yükleri ve nihayetinde "hiçbir şey beklemezsem kırılmam" diyerek beklentileri emekliye ayırma çabamızı konuşuyoruz. Gerçekten bilgeleşip stoacı birer filozof mu oluyoruz, yoksa yalnızlaşıp hissizleşiyor muyuz? Çamaşır sepetinden Shakespeare’e, market krizlerinden sabaha karşı atılan o upuzun mesajlara kadar her şeyi masaya yatırdığımız, biraz çekiştirmeli, bolca dertleşmeli yeni bölüm yayında!
Instagram: @pekiyasizdevammipodcast
Küçük bir kamuoyu açıklaması: bölümün tam girişinde kendi programımın adını unutup 'Peki ya siz mi' deyip kalmış olabilirim. Suçu hemen MS sebepli beyin sisine atıp mağduru oynayacaktım ama allah korusun, yalan yok, bence dümdüz yanlış söyledim, kendi programının adını unutanlar kulübünden bildiriyorum!
Neyse, bu hafta masada canım kuzenlerimle sabahtan beri çevirdiğimiz o dev dedikodu silsilesinin fitilini ateşleyen "o" konu var: en yakın arkadaşla sevgili olmak. Popüler kültürün bize 'smooth' ve aşırı romantik anlattığı o hikayelerin psikolojik mutfağına giriyor; beynin yaşadığı o bilişsel şoku, dert ortağının bizzat dert haline gelmesiyle çöken duygusal destek sistemini konuşuyor ve en nihayetinde bu tabuyu bi' tur da biz masaya yatırıyoruz.
Instagram: @pekiyasizdevammipodcast
Geçtiğimiz bölüm 'tanıdık cehennemlerimizi' konuşmuştuk. Bu hafta ise o cehennemlerden çıkıp kendi 'güvenli alanlarımızı' nasıl inşa ettiğimizi masaya yatırıyoruz. Aidiyetsizlik hissiyle, lise yıllarıyla, ülke değiştirmenin getirdiği o köksüzlükle savaşırken kendimi bir anda bir halıya sarılıp ağlarken buldum. Peki, bir evi gerçekten 'ev' yapan şey neden mobilyalar değil de o yerdeki halıdır? Bilinçaltımız, göçebe genlerimiz ve çıplak ayak hafızamız bize ne anlatıyor? Müzik kliplerindeki o yoğun halı kullanımının arkasında hangi show business hilesi var? Yalnızlığı güzelleştirmeden, konfor alanlarımızı baştan tanımlıyoruz. Biz oyunu halı üstünde devam ettiriyoruz. Peki ya siz?
Instagram: @pekiyasizdevammipodcast
Bu bölümde gündüz duyduğumuz 3 saniyelik dümdüz bir cümlenin, gece saat 03.00'te nasıl Oscar'lık bir psikolojik gerilim filmine dönüştüğünü; Seda Sayan 'negatifine vaktim yok' derken bizim 'vibes bad' hallerimizi ve Avrupalı dert ortaklarımızla karşılıklı kaygıdan birer fit çekerek nasıl topluca zehirlendiğimizi konuşuyoruz.
Hipokampusumuz küçülmesin diye kasılırken markette yoğurt almayı unutacak kadar kendi kuyruğunu yiyen bir yılana nasıl dönüştük? Zamanında kaldırılan hangi zihinsel ağırlıklar bugün boynumuzu ağrıtıyor? Ve en önemlisi; o mağdur ama haklı ego savaşından, o tanıdık cehennemden aldığımız o çirkin, mazoşistik haz neyin nesi?
Ben çok üzülerek bu oyunda devam ediyorum... Peki ya siz, devam mı?
Instagram: @pekiyasizdevammipodcast
"Ulan ne olur yine yanlış bir şey söylemeyeyim, her haltla ilgili fikrimi kusmayayım" dedikten tam iki saat sonra, kendinizi masadakilere hayatınızın en büyük sırrını verirken buldunuz mu hiç? Ayıkken takındığımız o içe dönük maskenin, iki kadeh alkolden sonra nasıl yerle bir olduğunu ve o masalarda nasıl hunharca "overshare" yaptığımızı konuşuyoruz bu bölümde.
Bizi çok iyi tanıyanların "Ama iki ay önce öyle dememiştin!" sabıkalarından kaçıp, adını bile bilmediğimiz yabancılara neden içimizi döktüğümüze kadar her şeyi masaya yatırıyoruz.
Yabancıların yanında neden kendimizi daha özgür hissederiz? (Stranger-on-a-Train Fenomeni)
Aşırı paylaşım aslında bir yakınlaşma çabası mı, yoksa reddedilme korkusuna karşı agresif bir savunma mekanizması mı?
Ve en önemlisi: Ertesi sabah uyandığımızda midemize oturan o "ben dün gece ne anlattım ya" pişmanlığı, yani Oversharing Hangover ile nasıl baş edeceğiz?
Geçmişimizin arşiviyle bizi yargılayan yakınlarımızdan sıkılıp, tren raylarında ya da taksi koltuklarında şifa arayan herkesi dürüstlük seansına bekliyorum. Kulaklıkları takın, yalnız değilsiniz.
Instagram: @pekiyasizdevammipodcast
Kıskançlık aslında nedir? Çoğu zaman zannettiğimiz gibi partnerimizin sadakatinden şüphe etmek mi, yoksa tamamen bizimle mi ilgili?
Bu bölümde kıskançlığın bambaşka bir yüzüne bakıyoruz: Senin için kutsal olan o alanı (belki de sadece bir yoga matını) bir başkasıyla paylaşamama hırsına... Spor hocalarından Budist tapınaklarına uzanan bu absürt yolculukta; modern ilişkileri, sınırlarımızı ve o alanı korumak için verdiğimiz amansız mücadeleyi masaya yatırıyoruz.
Sizin de "üzerine kimseyi bastıramayacağınız" bir yoga matınız var mı?
Instagram: @pekiyasizdevammipodcast
"Karşı taraf sıkılmasın, aman ortamda sessizlik olmasın..." Tanıdık geldi mi?
Sosyal ortamlarda boşluk doldurmak için daha çok konuşan, sürekli neşeli veya aktif olmaya çalışan kentli insanın arka planına bakıyoruz. Bu bitmek bilmeyen çaba aslında içsel bir "dinlenmeme ve hatırlanmama" travmasının dışa vurumu olabilir mi? Hayatta bizi iyi hissettiren o küçük parıltıların (glimmer) peşinden koşarken, kendi yaralarımızın tetikleyicisine (trigger) nasıl bastığımızı masaya yatırıyoruz.
Ortamdaki sessizlikten korkanlar bu bölümde buluşuyor. Instagram: @pekiyasizdevammipodcast
From the publisher's feed