
Sign up to save your podcasts
Or


Sevgili dost,
Biraz yürümek, yürürken de düşünmek istiyordum.
Hareket halindeyken, düşünceler de harekete geçiyor.
Sevgili dost,
Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor.
Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor. Eğer bir ruh beraberliğiyse dostluk, iki ruhu bir kılan nedir? Demek, "Dost insanın bir ikinci kendisidir." Demek, "Sevgi hiç ayırt etmez; sevenle sevilen aynı şeydir."
Postanedeki memur, kâğıt parayı ışığa tutarak "sahte" olduğunu anladı. Sen nasıl ayıracaksın sahteyle gerçeği? Acaba nasıldır sahtesi basılamayacak dostluğun resmi?
Sevgili Dost,
İnsan bir bakışla ne görebilir?
Tam buruşturmaya başlamıştım ki, elimin yine bir dudağa dokunduğunu hissettim. Onu bulduğum yerde bırakamaz, hiç görmemiş gibi uzaklaşamazdım yanından. Buruşturulmuş haritanın bir yüz olduğunu fark ettiğim zaman artık çok geçti.
Sevgili Dost,
O günden beri kiminle yüz yüze gelsem, bir harita görüyorum. Küçük ya da büyük ölçekli, fiziki ya da siyasi. Her harita, Mona Lisa'nın esrarengiz tebessümüyle aydınlanıyor. Göllerine, bataklıklarına, vadilerine, vahalarına çağırıyor beni.
Mutluluk bir seyahat şekli olması gerekirken, bir türlü ulaşılamayan hayalı istasyonlar haline geliyor . Yüzlerimiz, hüznün yüzlerce elbisesinden hangisini seçeceğine bir türlü karar veremiyor.
Sevgili Dost,
Sevinçler ne de küçük ölüyorlar. Halbuki büyük doğmuşlardı.
Tebessüm, daha yayılmadan dudağa, kuruyor.
Akıl freninin patladığını söyleme bana...
Bu, durmak istediğin zaman aniden frene basmaya benziyor. Çünkü frene basmak, kolay olduğu kadar tehlikelidir de. Asıl mesele sürati ayarlamak, tehlikeyi sezmek ve firenin son direncini kaybedeceği son ânı hesaba katmaktır. Bu hem ölçü, hem de zaman işidir.
Farkına var hayatın sen de. Bir sağa, bir sola gidip dokun her şeye.
Ağaçlara, kuşlara dokunamasan da...Denize, balığa tutunamasan da. Banklara dokun, bankalara değil. Bugün bir iyilik yap kendine. Kendine dokun.
Birbirimizi tanımak için neyi bekliyoruz?
Birbirimizi anlamak için neyi bekliyoruz?
Birbirimize anlatmak için neyi bekliyoruz?
Sen Sevgili Dost,
Elde ettiğin şeyler için nasıl bir bedel ödediğini düşünüyorsun?
Ya elde edemediklerin için?
Canın yanıyor değil mi? Çünkü insan en son kendine kızar. Çünkü çoğu kez duygularını ve arzularını kendinden bile kamufle eder.
Savaşamadığın her şey, zamanla, alışamadığın bir yaraya dönüşür.
Sevgili Dost,
Bir gün sen de sonbaharla tanışacaksın. Çok seveceksin onu. Sıcak bir yaz sonu, hiç ummadığın bir anda kapını çalacak
İnsan mecbur olunca öğreniyor
İnsan çıkış yolu isterse, öğreniyor
Hiçbir şeye aldırmadan öğreniyor...
Kırbaçla kendi kendisini denetliyor
Ve en ufak bir direnişte kendi etini parçalıyor
Hayatın bir bekleyiş değil de,
Tat alınabilecek bir şey olabileceğini insan öğreniyor
By HedablidaSevgili dost,
Biraz yürümek, yürürken de düşünmek istiyordum.
Hareket halindeyken, düşünceler de harekete geçiyor.
Sevgili dost,
Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor.
Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor. Eğer bir ruh beraberliğiyse dostluk, iki ruhu bir kılan nedir? Demek, "Dost insanın bir ikinci kendisidir." Demek, "Sevgi hiç ayırt etmez; sevenle sevilen aynı şeydir."
Postanedeki memur, kâğıt parayı ışığa tutarak "sahte" olduğunu anladı. Sen nasıl ayıracaksın sahteyle gerçeği? Acaba nasıldır sahtesi basılamayacak dostluğun resmi?
Sevgili Dost,
İnsan bir bakışla ne görebilir?
Tam buruşturmaya başlamıştım ki, elimin yine bir dudağa dokunduğunu hissettim. Onu bulduğum yerde bırakamaz, hiç görmemiş gibi uzaklaşamazdım yanından. Buruşturulmuş haritanın bir yüz olduğunu fark ettiğim zaman artık çok geçti.
Sevgili Dost,
O günden beri kiminle yüz yüze gelsem, bir harita görüyorum. Küçük ya da büyük ölçekli, fiziki ya da siyasi. Her harita, Mona Lisa'nın esrarengiz tebessümüyle aydınlanıyor. Göllerine, bataklıklarına, vadilerine, vahalarına çağırıyor beni.
Mutluluk bir seyahat şekli olması gerekirken, bir türlü ulaşılamayan hayalı istasyonlar haline geliyor . Yüzlerimiz, hüznün yüzlerce elbisesinden hangisini seçeceğine bir türlü karar veremiyor.
Sevgili Dost,
Sevinçler ne de küçük ölüyorlar. Halbuki büyük doğmuşlardı.
Tebessüm, daha yayılmadan dudağa, kuruyor.
Akıl freninin patladığını söyleme bana...
Bu, durmak istediğin zaman aniden frene basmaya benziyor. Çünkü frene basmak, kolay olduğu kadar tehlikelidir de. Asıl mesele sürati ayarlamak, tehlikeyi sezmek ve firenin son direncini kaybedeceği son ânı hesaba katmaktır. Bu hem ölçü, hem de zaman işidir.
Farkına var hayatın sen de. Bir sağa, bir sola gidip dokun her şeye.
Ağaçlara, kuşlara dokunamasan da...Denize, balığa tutunamasan da. Banklara dokun, bankalara değil. Bugün bir iyilik yap kendine. Kendine dokun.
Birbirimizi tanımak için neyi bekliyoruz?
Birbirimizi anlamak için neyi bekliyoruz?
Birbirimize anlatmak için neyi bekliyoruz?
Sen Sevgili Dost,
Elde ettiğin şeyler için nasıl bir bedel ödediğini düşünüyorsun?
Ya elde edemediklerin için?
Canın yanıyor değil mi? Çünkü insan en son kendine kızar. Çünkü çoğu kez duygularını ve arzularını kendinden bile kamufle eder.
Savaşamadığın her şey, zamanla, alışamadığın bir yaraya dönüşür.
Sevgili Dost,
Bir gün sen de sonbaharla tanışacaksın. Çok seveceksin onu. Sıcak bir yaz sonu, hiç ummadığın bir anda kapını çalacak
İnsan mecbur olunca öğreniyor
İnsan çıkış yolu isterse, öğreniyor
Hiçbir şeye aldırmadan öğreniyor...
Kırbaçla kendi kendisini denetliyor
Ve en ufak bir direnişte kendi etini parçalıyor
Hayatın bir bekleyiş değil de,
Tat alınabilecek bir şey olabileceğini insan öğreniyor