
Sign up to save your podcasts
Or


Bu bölümde “cehalet mutluluk mudur?” sorusundan yola çıkarakinsanın farkındalık, sorumluluk, akletme ve hakikat arayışıyla kurduğu derinilişki ele alınıyor. İnsan çoğu zaman bilmenin getirdiği sorumluluktan kaçmakister; ancak anlam arayışı, vicdan, ölüm farkındalığı ve hayatın içindekiişaretler onu tekrar tekrar hakikatin kapısına getirir.
Söyleşi; fıtratın anlam arayışını, nimet bilincini, şükrünmutlulukla bağını, taklit din anlayışının risklerini ve bireysel sorumluluğunönemini düşündürücü örneklerle açıklıyor. Ana mesaj açık: İnsan farkındalıktankaçabilir ama anlam insanın peşini bırakmaz; Yaratıcı, kulunun hakikati farketmesi için hem iç dünyasında hem de dış dünyada ayetler gösterir.
Bu bölümde “cehalet mutluluk mudur?” sorusundan yola çıkarakinsanın farkındalık, sorumluluk, akletme ve hakikat arayışıyla kurduğu derinilişki ele alınıyor. İnsan çoğu zaman bilmenin getirdiği sorumluluktan kaçmakister; ancak anlam arayışı, vicdan, ölüm farkındalığı ve hayatın içindekiişaretler onu tekrar tekrar hakikatin kapısına getirir.
Söyleşi; fıtratın anlam arayışını, nimet bilincini, şükrünmutlulukla bağını, taklit din anlayışının risklerini ve bireysel sorumluluğunönemini düşündürücü örneklerle açıklıyor. Ana mesaj açık: İnsan farkındalıktankaçabilir ama anlam insanın peşini bırakmaz; Yaratıcı, kulunun hakikati farketmesi için hem iç dünyasında hem de dış dünyada ayetler gösterir.
Bu bölümde gençlerin farkındalık yolculuğu; alışkanlıklar,arzular, sorumluluk, özgür irade ve yaratılışın anlamı üzerinden ele alınıyor.İnsan, tüketim alışkanlıkları ve dünyanın oyalayıcı yönleri arasındasıkışırken; tefekkür, kalp–akıl birlikteliği ve bilinçli seçimlerle sonsuzlukufkuna yönelmenin imkânı konuşuluyor. Cehaletin sahte huzuru, farkındalığınrahatsız edici ama olgunlaştırıcı etkisi ve sevginin ancak özgür iradeyle anlamkazanması bu söyleşinin merkezinde yer alıyor. Bölüm, gençlere şu temel soruyuhatırlatıyor: İnsan farkındalığını koruyarak dünyaya aldanmadan nasılyaşayabilir?
Bu bölümde gençlerin farkındalık yolculuğu; alışkanlıklar,arzular, sorumluluk, özgür irade ve yaratılışın anlamı üzerinden ele alınıyor.İnsan, tüketim alışkanlıkları ve dünyanın oyalayıcı yönleri arasındasıkışırken; tefekkür, kalp–akıl birlikteliği ve bilinçli seçimlerle sonsuzlukufkuna yönelmenin imkânı konuşuluyor. Cehaletin sahte huzuru, farkındalığınrahatsız edici ama olgunlaştırıcı etkisi ve sevginin ancak özgür iradeyle anlamkazanması bu söyleşinin merkezinde yer alıyor. Bölüm, gençlere şu temel soruyuhatırlatıyor: İnsan farkındalığını koruyarak dünyaya aldanmadan nasılyaşayabilir?
Bu bölümde gençlerin farkındalık yolculuğu; alışkanlıklar,arzular, sorumluluk, özgür irade ve yaratılışın anlamı üzerinden ele alınıyor.İnsan, tüketim alışkanlıkları ve dünyanın oyalayıcı yönleri arasındasıkışırken; tefekkür, kalp–akıl birlikteliği ve bilinçli seçimlerle sonsuzlukufkuna yönelmenin imkânı konuşuluyor. Cehaletin sahte huzuru, farkındalığınrahatsız edici ama olgunlaştırıcı etkisi ve sevginin ancak özgür iradeyle anlamkazanması bu söyleşinin merkezinde yer alıyor. Bölüm, gençlere şu temel soruyuhatırlatıyor: İnsan farkındalığını koruyarak dünyaya aldanmadan nasılyaşayabilir?
Ana Fikir:
Varoluşumuzdaki farkındalık arayışı vebu arayışın anlamı üzerine derinlemesine bir sohbet sunmaktadır. Konuşmacı,hayatın gelip geçici doğasına rağmen, insanın sonsuzluk özlemini ve yaratıcıylabağlantı kurma ihtiyacını vurgulamaktadır.
Ana Tema:
Farkındalığımızı sürekli zayıflatan dünyevi etkenlere karşı korumak,varoluşun anlamını tefekkür yoluyla keşfetmek ve bu farkındalıkla Yaratıcı'yayönelerek kalıcı bir anlam ve mutluluk bulmaktır.
Anahtar Argümanlar ve Fikirler:
o Modernyaşam, farkındalığımızı ve bilincimizi sürekli zayıflatmaya çalışan güçlüetkenlerle doludur.
o Öğrenilenbilginin veya ayetin "azı dişleriyle sıkıca sahiplenilmesi"(uygulanması, paylaşılması ve kalıcı kılınması) bu zayıflatmaya karşı koymakiçin elzemdir.
o Hayat,kendi değerlerini sürekli baskın kılmak ve bilincimizi zayıflatmak ister.
o Allah,insana kendi iç dünyasında tefekkür etme yeteneği vermiştir ("Kendiiçlerinde tefekkür etmediler mi hiç?").
o Yalnızlıkanları (gece, asansör, otel odası, seyahat) kişinin kendi gidişatını düşünmekzorunda kaldığı, farkındalığın arttığı anlardır.
o Bu anlardakişi kendisiyle yüzleşir, ancak kalabalıklar içinde eğlenirken kendindenuzaklaşır.
o Hayatınsınırlı ve tüketilebilir olduğu gerçeği, "e sonra ne olacak?"sorusuyla ortaya çıkar. Kariyer, başarı, makam gibi dünyevi hedefler bu sorukarşısında anlamsızlaşır ve tükenir.
o Bu soru,varlığın yüzeysel anlamda boş yere yaratılmış gibi görünmesine yol açar, ancakakleden kimseler ("Rabbimiz! Sen bunları boş yere yaratmış değilsin")daha derin bir anlam arayışına girer.
o Göklerinve yerin yaratılışı üzerine tefekkür etmek, bu derin anlamın kapısını açar.
o İnsanvarlığı, içinde sonsuz bir beklenti barındırır. Sınırlı dünya, bu sonsuzbeklentiyi karşılayamaz.
o Dünyayısonsuz bir beklentiyle yaşamak, bir tür "halüsinasyon görmeye" vekendini kandırmaya eşdeğerdir; bu, farkındalığı yok eder.
o Karunörneği (dünyevi zenginliğe tapanlar) ve ilim sahiplerinin uyarısı, geçici olanaaldanmamayı vurgular.
o Yaratıcınınbakış açısıyla, varlığını aklederek keşfetmekten ve farkındalığa yönelmektenuzak durmak büyük bir suçtur.
o Kuran'da"canlılar içinde en kötüsü" olarak nitelenenler, gözlerini kapatan,kulaklarını tıkayan ve farkındalıklarını yok eden, kör ve sağır tiplerdir.
o Bupotansiyeli (Yaratıcı'yı tanıma, sevme ve O'na yakın olma) kullanmamak, insanınvarlık sermayesini ziyan etmesidir.
o YusufEstes örneği, bir papazın batıldan kurtulma ve "Ey Tanrım, bana yolumugöster" diyerek Yaratıcı'dan hidayet talep etmesinin, farkındalıkyolculuğunun kritik bir aşaması olduğunu gösterir.
o Hayat,geçici döngülerle insanı yorar ve boşluğa iter. Bu döngülerden çıkış,"sonsuza bir başlangıç yapmak" ile mümkündür.
o Namazabaşlamak veya hayatın anlamına dair düşünceye zaman ayırmak gibi adımlar,sonsuzluğa yönelik bir başlangıçtır.
o Bu,"ayrılıkların olmadığı, mutlulukların kalıcı olduğu, ölümün insanlarıayırmadığı" bir hayata duyulan özlemin dünyada karşılanamayacağını farketmekle başlar.
o Hayat,sürekli olarak hidayet ile dalalet arasında bir seçim yapma, sonsuzbeklentilerimizi dünyevi cazibelerle değiş tokuş etme sınavıdır.
o Yeryüzündekiher şey (mal, mevki, eş) birer "ziynet" ve "emtia" olaraksınanmak üzere yaratılmıştır.
o Bu sınanmabakış açısıyla bakılmazsa, seküler bir görüş bizi yanıltacak ve hidayettenvazgeçmeye sevk edecektir (Karun örneğinde olduğu gibi, ilim sahibi olmasınarağmen dünyevi kazançlar uğruna ayetlerden yüz çevirmek).
o Şeytan,hakikatten gözünü çevirenlerin peşine düşer; Rahman'ın zikrinden(farkındalıktan) uzaklaşanlar basiretlerini kaybeder. Ancak şeytanındokunuşuyla dalgınlığa düşenler, bilinci iade ederek tekrar keskin bir bakışadönebilirler.
Ana Fikir:
Varoluşumuzdaki farkındalık arayışı vebu arayışın anlamı üzerine derinlemesine bir sohbet sunmaktadır. Konuşmacı,hayatın gelip geçici doğasına rağmen, insanın sonsuzluk özlemini ve yaratıcıylabağlantı kurma ihtiyacını vurgulamaktadır.
Ana Tema:
Farkındalığımızı sürekli zayıflatan dünyevi etkenlere karşı korumak,varoluşun anlamını tefekkür yoluyla keşfetmek ve bu farkındalıkla Yaratıcı'yayönelerek kalıcı bir anlam ve mutluluk bulmaktır.
Anahtar Argümanlar ve Fikirler:
o Modernyaşam, farkındalığımızı ve bilincimizi sürekli zayıflatmaya çalışan güçlüetkenlerle doludur.
o Öğrenilenbilginin veya ayetin "azı dişleriyle sıkıca sahiplenilmesi"(uygulanması, paylaşılması ve kalıcı kılınması) bu zayıflatmaya karşı koymakiçin elzemdir.
o Hayat,kendi değerlerini sürekli baskın kılmak ve bilincimizi zayıflatmak ister.
o Allah,insana kendi iç dünyasında tefekkür etme yeteneği vermiştir ("Kendiiçlerinde tefekkür etmediler mi hiç?").
o Yalnızlıkanları (gece, asansör, otel odası, seyahat) kişinin kendi gidişatını düşünmekzorunda kaldığı, farkındalığın arttığı anlardır.
o Bu anlardakişi kendisiyle yüzleşir, ancak kalabalıklar içinde eğlenirken kendindenuzaklaşır.
o Hayatınsınırlı ve tüketilebilir olduğu gerçeği, "e sonra ne olacak?"sorusuyla ortaya çıkar. Kariyer, başarı, makam gibi dünyevi hedefler bu sorukarşısında anlamsızlaşır ve tükenir.
o Bu soru,varlığın yüzeysel anlamda boş yere yaratılmış gibi görünmesine yol açar, ancakakleden kimseler ("Rabbimiz! Sen bunları boş yere yaratmış değilsin")daha derin bir anlam arayışına girer.
o Göklerinve yerin yaratılışı üzerine tefekkür etmek, bu derin anlamın kapısını açar.
o İnsanvarlığı, içinde sonsuz bir beklenti barındırır. Sınırlı dünya, bu sonsuzbeklentiyi karşılayamaz.
o Dünyayısonsuz bir beklentiyle yaşamak, bir tür "halüsinasyon görmeye" vekendini kandırmaya eşdeğerdir; bu, farkındalığı yok eder.
o Karunörneği (dünyevi zenginliğe tapanlar) ve ilim sahiplerinin uyarısı, geçici olanaaldanmamayı vurgular.
o Yaratıcınınbakış açısıyla, varlığını aklederek keşfetmekten ve farkındalığa yönelmektenuzak durmak büyük bir suçtur.
o Kuran'da"canlılar içinde en kötüsü" olarak nitelenenler, gözlerini kapatan,kulaklarını tıkayan ve farkındalıklarını yok eden, kör ve sağır tiplerdir.
o Bupotansiyeli (Yaratıcı'yı tanıma, sevme ve O'na yakın olma) kullanmamak, insanınvarlık sermayesini ziyan etmesidir.
o YusufEstes örneği, bir papazın batıldan kurtulma ve "Ey Tanrım, bana yolumugöster" diyerek Yaratıcı'dan hidayet talep etmesinin, farkındalıkyolculuğunun kritik bir aşaması olduğunu gösterir.
o Hayat,geçici döngülerle insanı yorar ve boşluğa iter. Bu döngülerden çıkış,"sonsuza bir başlangıç yapmak" ile mümkündür.
o Namazabaşlamak veya hayatın anlamına dair düşünceye zaman ayırmak gibi adımlar,sonsuzluğa yönelik bir başlangıçtır.
o Bu,"ayrılıkların olmadığı, mutlulukların kalıcı olduğu, ölümün insanlarıayırmadığı" bir hayata duyulan özlemin dünyada karşılanamayacağını farketmekle başlar.
o Hayat,sürekli olarak hidayet ile dalalet arasında bir seçim yapma, sonsuzbeklentilerimizi dünyevi cazibelerle değiş tokuş etme sınavıdır.
o Yeryüzündekiher şey (mal, mevki, eş) birer "ziynet" ve "emtia" olaraksınanmak üzere yaratılmıştır.
o Bu sınanmabakış açısıyla bakılmazsa, seküler bir görüş bizi yanıltacak ve hidayettenvazgeçmeye sevk edecektir (Karun örneğinde olduğu gibi, ilim sahibi olmasınarağmen dünyevi kazançlar uğruna ayetlerden yüz çevirmek).
o Şeytan,hakikatten gözünü çevirenlerin peşine düşer; Rahman'ın zikrinden(farkındalıktan) uzaklaşanlar basiretlerini kaybeder. Ancak şeytanındokunuşuyla dalgınlığa düşenler, bilinci iade ederek tekrar keskin bir bakışadönebilirler.
Ana Fikir:
Varoluşumuzdaki farkındalık arayışı vebu arayışın anlamı üzerine derinlemesine bir sohbet sunmaktadır. Konuşmacı,hayatın gelip geçici doğasına rağmen, insanın sonsuzluk özlemini ve yaratıcıylabağlantı kurma ihtiyacını vurgulamaktadır.
Ana Tema:
Farkındalığımızı sürekli zayıflatan dünyevi etkenlere karşı korumak,varoluşun anlamını tefekkür yoluyla keşfetmek ve bu farkındalıkla Yaratıcı'yayönelerek kalıcı bir anlam ve mutluluk bulmaktır.
Anahtar Argümanlar ve Fikirler:
o Modernyaşam, farkındalığımızı ve bilincimizi sürekli zayıflatmaya çalışan güçlüetkenlerle doludur.
o Öğrenilenbilginin veya ayetin "azı dişleriyle sıkıca sahiplenilmesi"(uygulanması, paylaşılması ve kalıcı kılınması) bu zayıflatmaya karşı koymakiçin elzemdir.
o Hayat,kendi değerlerini sürekli baskın kılmak ve bilincimizi zayıflatmak ister.
o Allah,insana kendi iç dünyasında tefekkür etme yeteneği vermiştir ("Kendiiçlerinde tefekkür etmediler mi hiç?").
o Yalnızlıkanları (gece, asansör, otel odası, seyahat) kişinin kendi gidişatını düşünmekzorunda kaldığı, farkındalığın arttığı anlardır.
o Bu anlardakişi kendisiyle yüzleşir, ancak kalabalıklar içinde eğlenirken kendindenuzaklaşır.
o Hayatınsınırlı ve tüketilebilir olduğu gerçeği, "e sonra ne olacak?"sorusuyla ortaya çıkar. Kariyer, başarı, makam gibi dünyevi hedefler bu sorukarşısında anlamsızlaşır ve tükenir.
o Bu soru,varlığın yüzeysel anlamda boş yere yaratılmış gibi görünmesine yol açar, ancakakleden kimseler ("Rabbimiz! Sen bunları boş yere yaratmış değilsin")daha derin bir anlam arayışına girer.
o Göklerinve yerin yaratılışı üzerine tefekkür etmek, bu derin anlamın kapısını açar.
o İnsanvarlığı, içinde sonsuz bir beklenti barındırır. Sınırlı dünya, bu sonsuzbeklentiyi karşılayamaz.
o Dünyayısonsuz bir beklentiyle yaşamak, bir tür "halüsinasyon görmeye" vekendini kandırmaya eşdeğerdir; bu, farkındalığı yok eder.
o Karunörneği (dünyevi zenginliğe tapanlar) ve ilim sahiplerinin uyarısı, geçici olanaaldanmamayı vurgular.
o Yaratıcınınbakış açısıyla, varlığını aklederek keşfetmekten ve farkındalığa yönelmektenuzak durmak büyük bir suçtur.
o Kuran'da"canlılar içinde en kötüsü" olarak nitelenenler, gözlerini kapatan,kulaklarını tıkayan ve farkındalıklarını yok eden, kör ve sağır tiplerdir.
o Bupotansiyeli (Yaratıcı'yı tanıma, sevme ve O'na yakın olma) kullanmamak, insanınvarlık sermayesini ziyan etmesidir.
o YusufEstes örneği, bir papazın batıldan kurtulma ve "Ey Tanrım, bana yolumugöster" diyerek Yaratıcı'dan hidayet talep etmesinin, farkındalıkyolculuğunun kritik bir aşaması olduğunu gösterir.
o Hayat,geçici döngülerle insanı yorar ve boşluğa iter. Bu döngülerden çıkış,"sonsuza bir başlangıç yapmak" ile mümkündür.
o Namazabaşlamak veya hayatın anlamına dair düşünceye zaman ayırmak gibi adımlar,sonsuzluğa yönelik bir başlangıçtır.
o Bu,"ayrılıkların olmadığı, mutlulukların kalıcı olduğu, ölümün insanlarıayırmadığı" bir hayata duyulan özlemin dünyada karşılanamayacağını farketmekle başlar.
o Hayat,sürekli olarak hidayet ile dalalet arasında bir seçim yapma, sonsuzbeklentilerimizi dünyevi cazibelerle değiş tokuş etme sınavıdır.
o Yeryüzündekiher şey (mal, mevki, eş) birer "ziynet" ve "emtia" olaraksınanmak üzere yaratılmıştır.
o Bu sınanmabakış açısıyla bakılmazsa, seküler bir görüş bizi yanıltacak ve hidayettenvazgeçmeye sevk edecektir (Karun örneğinde olduğu gibi, ilim sahibi olmasınarağmen dünyevi kazançlar uğruna ayetlerden yüz çevirmek).
o Şeytan,hakikatten gözünü çevirenlerin peşine düşer; Rahman'ın zikrinden(farkındalıktan) uzaklaşanlar basiretlerini kaybeder. Ancak şeytanındokunuşuyla dalgınlığa düşenler, bilinci iade ederek tekrar keskin bir bakışadönebilirler.
Varlığı Fark Etmek, Gafleti Dağıtmak: Bir UyanışYolculuğu
Hayatınbitmek bilmeyen telâşesi, modern dünyanın bitimsiz gürültüsü ve her günüzerimize batan binbir çeşit meşguliyet... Hepimiz bir girdabın içinde, nereyedoğru aktığımızı çok da sorgulamadan akıp gidiyoruz. Oysa şöyle bir durupkendimize, varlığımıza baktığımızda sormamız gereken en asil, en büyük"bingo" sorular bizi bekliyor: Nereden geldik, nereye gidiyoruz veen önemlisi, şu an bu yolda olduğumuzun ne kadar farkındayız?
Peygamberlerininsanlığa yönelttiği asil çağrıya baktığımızda, onların sadece kendilerinegelenleri aydınlatmakla kalmadıklarını, bizzat insanların gündelikmeşguliyetlerinin tam ortasına, pazar yerine, panayırına kadar giderek buhakikati fısıldadıklarını görürüz. Hz. Peygamber (s.a.v.) Ukaz panayırında,herkesin ticaretin zevki, kazanma veya kaybetme heyecanıyla dopdolu olduğu o enmeşgul anlarında onlardan müsaade ister, hakikati anlatırdı. Çoğu insan ise omeşguliyetin verdiği körlükle yüz çevirirdi. İşte teolojik ve felsefi biryolculuk, bu yüz çevirmelere, bu gaflet perdelerine karşı uyanık kalmamücadelesidir.
Bilincin Sermayesi: Varlığımız
Gözlerimizibu dünyaya ilk açtığımızda farkındalığımız, kendi varlığımızı bile sezemeyecekkadar kapalıydı. Bebeklik ve çocukluk yıllarımıza dair anlatılan hikayelerisanki bir başkasının hikayesiymiş gibi hayretle dinlememiz bundandır; çünkü oyıllarda şuurumuz henüz emekleme aşamasındaydı. Yaşımız ilerledikçefarkındalığımız, etrafla etkileşimimiz, sorgulamalarımız bir eğri gibiyükseldi. Çocukça ama dünyanın en büyük sorularını sormaya başladık: "Benyokken beni özlüyor muydunuz?", "Biz de ölecek miyiz?"
Fakatne hazindir ki, yaş ilerleyip de dünya hayatının "şunu yapmalısın, bunubaşarmalısın" diyen meşguliyetleri üzerimize abandıkça, o duru çocuksusorgulamalarımızı kaybetmeye, farkındalığımızı bloke etmeye başlarız. Eğerardına özel bir çaba ve niyet koymazsak, bilincimiz o kısır döngünün içerisindekapan kapılmış gibi kilitlenir.
Bu söyleşide;
İnsanın evrenle olan etkileşimi, Zamanın akıcılığı, Varoluşun anlamlandırılması ve İnsanın kendi içindeki derin farkındalıkla olanmücadelesi ele alınmaktadır. İnsanın yaratıcıyı bulma serüveni pozitif bilim,felsefe ve Kur'an ayetleri ışığında masaya yatırılmaktadır.
1. Hayatın Üç Boğumlu Akışıve Zamanın Kaybı
Hayatımız, çevremizle (insanlar, eşyalar,gök, zemin, gece ve gündüz) kurduğumuz sürekli etkileşim ve bu süreçtebiriktirdiğimiz deneyimlerden ibarettir. Ancak bu hızlı akış içinde insanınzaman zaman durup bir "istasyondaymış" gibi hayatın dışına çıkması vegidişatı sorgulaması gerekir.
2. Tefekkür ve VarlıkÜzerinden Var Ediciye Ulaşmak
Batı dünyasında popüler olan "ölmedenönce yapılacaklar listesi" (ölüm ajandası), eğer hayat sadece dünyaparantezinden ibaretse mantıklı olabilir. Ancak hayatı bu sınırların ötesindebir varlığa açılan boyut olarak görüyorsak tefekkür (derin düşünce)kaçınılmazdır.
Rum Suresi 8. ayette geçen "Kendiiçlerinde hiç düşünmediler mi?" sorusu, cevabı aranan sıradan birsoru değil; insanın bu gerçeği bildiği halde gereğini yapmamasınayönelik ilahi bir azardır. Başlangıç noktası, "Allah gökleri ve yeriniçin yarattı?" ve "Ben bu süreçte hangi anlamla varım?"sorularıdır.
Nedensellik ve Etki-TepkiKanunu
Pozitif bilimin ve fiziğin en temel ilkesietki-tepki kanunudur.
Nasıl ki çalınan bir kapının ardında birçalan, odadan kaybolan bir eşyanın arkasında bir hırsız veya masada duran birsuyun arkasında onu oraya koyan bir özne arıyorsak; evrendeki harikuladenizamın da bir var edicisi olmak zorundadır. (Ne yazık ki Bilim buna “tesadüf” demekle yetiniyor.)
Bir çivi veya sanal bir telefon kılıfıbile akıllı bir tasarımı ve bir ustayı zorunlu kılarken, bunlardan katbekatkarmaşık olan bir ağacın ya da hücrenin "kendiliğinden" oluştuğunuiddia etmek bilimsel bir körlüktür.
3. Bilimsel Dogmatizm ve"Körlük"
Kendini "pozitif bilim" olaraksunan seküler anlayış, hücrenin içindeki muazzam fabrikayı ve atomu incelerkensebep-sonuç ilişkisini sonuna kadar kullanır. Ancak iş "Bu sistemi kimyaptı?" sorusuna geldiğinde kendisini kapatır ve bunu bir tabu halinegetirir.
4. Farkındalığın Örtülmesi:Küfür
Kur'an-ı Kerim'de "Küfür"kelimesi kavramsal olarak "üzerini örtmek" anlamına gelir.İnsan, iç dünyasında ve dış çevresinde sürekli olarak yaratıcının ayetleriylekarşılaşır. Bu farkındalıktan rahatsız olan kişi, konforunu bozmamak için bugerçeği diplere itmeye, görmezden gelmeye çalışır.
5. İlahi Garanti veHakikatin Apaçık Oluşu
İnsan dünyaya hiçbir şey bilmez bir halde(resetlenerek) gelir; Kâlu Bela'daki ahitleşmeyi doğrudan hatırlamaz. AncakAllah, insanın fıtratına öyle bir potansiyel yerleştirmiştir ki, insan aklıylave deneyimleriyle Rabbini kesinlikle bulabilir.
Fussilet Suresi 53. ayette buyrulduğu üzere:
"Biz onlara ayetlerimizi hem dışdünyada hem kendi içlerinde göstereceğiz; ta ki o (Kur'an/Hakikat) onlaraapaçık belli oluncaya kadar."
Hiçbir öğretmen öğrencisine "kesinolarak anlamayı" garanti edemezken, Allah her insanın kalbinde buhakikatin belirmesini garanti eder. Nitekim tarihteki en büyük inkârcılar olan EbuCehil ve Firavun dahi iç dünyalarında bu gerçeği "yakinen"(kesin olarak) bildikleri halde kibir, kabilecilik ve dünya menfaati yüzündendilleriyle inkâr etmişlerdir.
Sonuç
Her insan kendi içinde kapalı bir kutudurve bu dünya hayatı her birimizin bu hakikati bizzat tecrübe ettiği bir deneyimalanıdır. Gerçeğin farkındalığı kaçınılmazdır; onu örtmek zorluve huzursuz bir yokuşken, fıtrata teslim olmak (hidayet süreci) insanıyaratılış amacına ulaştırır.
From the publisher's feed