3004.ders
Birinci Söz-3.ders
Madem
her şey manen Bismillah der.
Allah namına
Allah'ın nimetlerini
getirip bizlere veriyorlar.
Biz dahi Bismillah demeliyiz.
Allah namına vermeliyiz.
Allah namına almalıyız.
Öyle ise,
Allah namına vermeyen
gafil insanlardan almamalıyız...
Sual:
Tablacı hükmünde olan insanlara
bir fiat veriyoruz.
Acaba
asıl mal sahibi olan Allah,
ne fiat istiyor?
Elcevab:
Evet o Mün'im-i Hakikî,
bizden
o kıymettar nimetlere, mallara
bedel istediği fiat ise;
üç şeydir.
Biri: Zikir.
Biri: Şükür.
Biri: Fikir'dir.
Başta "Bismillah" zikirdir.
Âhirde
"Elhamdülillah" şükürdür.
Ortada, bu kıymettar
hârika-i san'at olan nimetler
Ehad-i Samed'in
mu'cize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu
düşünmek ve derketmek fikirdir.
Bir padişahın
kıymettar bir hediyesini
sana getiren bir miskin adamın
ayağını öpüp,
hediye sahibini tanımamak
ne derece belâhet ise,
öyle de;
zahirî mün'imleri
medih ve muhabbet edip,
Mün'im-i Hakikî'yi unutmak;
ondan bin derece daha belâhettir.
Ey nefis!
böyle ebleh olmamak istersen;
Allah namına ver,
Allah namına al,
Allah namına başla,
Allah namına işle.
Vesselâm.
mehazler
mehaz-1
İkinci Mektub
Eski Said minnet almazdı.
Minnetin altına girmektense,
ölümü tercih ederdi.
Çok zahmet ve meşakkat
çektiği halde, kaidesini bozmadı.
Eski Said'in
senin bu bîçare kardeşine
irsiyet kalan şu hasleti ise,
tezehhüd ve sun'î bir istiğna değil,
belki
dört-beş ciddî esbaba istinad eder.
İkincisi:
Neşr-i hak için
Enbiyaya ittiba' etmekle mükellefiz.
Kur'an-ı Hakîm'de, hakkı neşredenler:
اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللَّهِ
اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللَّهِ
diyerek,
insanlardan istiğna göstermişler.
Sure-i Yâsin’de
اِتَّبِعُوا مَنْ لاَ يَسْئَلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ
cümlesi,
mes'elemiz hakkında çok manidardır...
Üçüncüsü:
Birinci Söz'de beyan edildiği gibi:
Allah namına vermek,
Allah namına almak lâzımdır.
Halbuki
ekseriya ya veren gafildir;
kendi namına verir,
zımnî bir minnet eder.
Ya alan gafildir;
Mün'im-i Hakikî'ye ait
şükrü, senayı,
zahirî esbaba verir, hata eder.
Dördüncüsü:
Tevekkül, kanaat ve iktisad
öyle bir hazine ve bir servettir ki,
hiçbir şey ile değişilmez.
İnsanlardan ahz-ı mal edip
o tükenmez hazine ve defineleri
kapatmak istemem.
Rezzak-ı Zülcelal'e
yüzbinler şükrediyorum ki, küçüklüğümden beri
beni minnet ve zillet altına girmeye mecbur etmemiş.
Onun keremine istinaden,
bâkiye-i ömrümü de
o kaide ile geçirmesini
rahmetinden niyaz ediyorum.
Beşincisi:
Bir-iki senedir
çok emareler ve tecrübelerle
kat'î kanaatım oldu ki;
halkların malını,
hususan
zenginlerin ve memurların
hediyelerini
almağa me'zun değilim.
Bazıları bana dokunuyor..
belki dokunduruluyor, yedirilmiyor.
Bazan bana
zararlı bir surete çevriliyor.
Demek gayrın malını almamağa
manen bir emirdir
ve almaktan bir nehiydir.
Hem bende bir tevahhuş var;
herkesi, her vakit kabul edemiyorum.
Halkın hediyesini kabul etmek,
onların hatırını sayıp
istemediğim vakitte
onları kabul etmek lâzım geliyor..
o da hoşuma gitmiyor.
Hem
tasannu' ve temelluktan
beni kurtaran
bir parça kuru ekmek yemek
ve yüz yamalı bir libas giymek,
bana daha hoş geliyor.
Gayrın en a'lâ baklavasını yemek,
en murassa' libasını giymek
ve
onların hatırını saymağa mecbur olmak, bana nâhoş geliyor.
mektubat (sh-14)
mehaz-2
17.lem’a-başı üstünde
Esbab-ı zahiriye eliyle
gelen nimetleri,
o esbab hesabına
almamak gerektir.
Eğer o sebeb
ihtiyar sahibi değilse
-meselâ hayvan ve ağaç gibi-
doğrudan doğruya
Cenab-ı Hak hesabına verir.
Madem o,
lisan-ı hal ile Bismillah der,
sana verir.
Sen de Allah hesabına olarak
Bismillah de, al.
Eğer o sebeb
ihtiyar sahibi ise;
o Bismillah demeli,
sonra ondan al, yoksa alma.
Çünki
وَلاَ تَاْكُلُو مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ
âyetinin mana-yı sarihinden başka
bir mana-yı işarîsi şudur ki:
"Mün'im-i Hakikî'yi hatıra getirmeyen
ve onun namıyla verilmeyen
nimeti yemeyiniz!"