
Sign up to save your podcasts
Or


Bu müzik seninle başladı. Bu çalkantılı akım, kayaları yumuşatan bu ağrı, dikkati unutturan imge, bu geçmiş zaman sayfalarında özlenen saat. Her gün biraz daha kendimizden uzaklaştığımız zamansız ve mekânsız kaldığımızda gecede. Artık kendimi seninle tanır ve tanınır oldum. Bir yokluğu mu kucakladım diye düşünmedim hiç. Sorular sorup formüller aramadım. Sınırsız bir akıma dönüştü zaman. Bir eski zaman yarasını daha kanattım yeniden. Yazgı dedim teslim oldum muazzam esmerliğine. Bir miladi tarih olsun istemedim, ama deprem başladı, sarsıldım ve sırrımı sundum sana.
Geriye kalan nedir şimdi? Ey bir türlü denizini bulamamış nehir! Korkunç şüphelerle titreyen aklımız bilmeli artık bu çalkantılı gökyüzünün altında melekle insan telefonla sekreter arasında fark var. Aynalar susuz tayfaları unutup bize bakıyorlar. Delice aksediyor ruhumuza doğrular ve yanlışlar.
Artık öfkemi ve yenilmişliğimi serin sulara batırıp yeni yorumlarla bir melek ordusuyla bakmalıyım yüzüne. Çünkü yeni güzelliklerin tablosunda yine sen varsın. Olgunlaşan bir meyvenin bilgelik derslerini öğrendim. Varoluş sırrım seninle tamamlanıyor anlamasan da. Zaman geçiyor, geciken bir akşamın kıyısında martıların deniz görmemesi hakikate aykırı. Bahar diyorsan içinde dalgın gözlerini açıp hayata katılmanın tutkusu seni de tanımlamalı. Çünkü her şey biraz daha aşikâr ve hızla yayılıyor. Çiçeklerden usanıyor ve çocukları sevmiyorsun. Yılan ve akrep günleri içine giriyor, yalnız ve hatırasız kalıyoruz. Öfkesi kabaran bir adam geçiyor yanımızdan, saç modellerinin ne anlama geldiğini soruyor. Hızla solan ve soyulan duygular çevremizde içimiz daralıyor. Kâğıtlara sarılıyoruz tabletlere ve köleliğe. Kirlenen ve eskiyen şeylere, yeni alışkanlıklarla tanışıyor unutuyoruz yorumsuz bir habere dönüşüyor hayatımız. İşte rüzgârımız, bir defa daha son defa esiyor ülkenden. Ben ne kadar sabırlı ve sarışın olmayı öğrensem de telefonlara aldırmıyor ve anlaşılmıyor sesim. Yağmura ve bulutlara daha yakın bir depremi gizliyor içinde. Bir işaret bekliyor senden. İçimdeki mağarada sonsuz yankılar. Hayatımızın gelecek sayfaları önünde dağlara doğru sonsuz bir koşu. Yalvaran kelimelerle bir daha ıslatıp toprağını. Serin ve el değmemiş duygularımla güneşimi çocuklara veriyorum. İnsan olsak diyorum, ateşi yeniden tutuşturulan. Kralların şapkasına gülüp geçsek, yakınlarından bir dervişin gözlerindeki huzuru bulsak. Serin rüzgârlarla uyansa bedenimiz, geçen zaman geometrisinde tuşlardan usanmış kâğıtlardan, sorulardan saatlerden bu kaçıp gelmelerden sıyrılarak yıldızına uzansam.
By HedablidaBu müzik seninle başladı. Bu çalkantılı akım, kayaları yumuşatan bu ağrı, dikkati unutturan imge, bu geçmiş zaman sayfalarında özlenen saat. Her gün biraz daha kendimizden uzaklaştığımız zamansız ve mekânsız kaldığımızda gecede. Artık kendimi seninle tanır ve tanınır oldum. Bir yokluğu mu kucakladım diye düşünmedim hiç. Sorular sorup formüller aramadım. Sınırsız bir akıma dönüştü zaman. Bir eski zaman yarasını daha kanattım yeniden. Yazgı dedim teslim oldum muazzam esmerliğine. Bir miladi tarih olsun istemedim, ama deprem başladı, sarsıldım ve sırrımı sundum sana.
Geriye kalan nedir şimdi? Ey bir türlü denizini bulamamış nehir! Korkunç şüphelerle titreyen aklımız bilmeli artık bu çalkantılı gökyüzünün altında melekle insan telefonla sekreter arasında fark var. Aynalar susuz tayfaları unutup bize bakıyorlar. Delice aksediyor ruhumuza doğrular ve yanlışlar.
Artık öfkemi ve yenilmişliğimi serin sulara batırıp yeni yorumlarla bir melek ordusuyla bakmalıyım yüzüne. Çünkü yeni güzelliklerin tablosunda yine sen varsın. Olgunlaşan bir meyvenin bilgelik derslerini öğrendim. Varoluş sırrım seninle tamamlanıyor anlamasan da. Zaman geçiyor, geciken bir akşamın kıyısında martıların deniz görmemesi hakikate aykırı. Bahar diyorsan içinde dalgın gözlerini açıp hayata katılmanın tutkusu seni de tanımlamalı. Çünkü her şey biraz daha aşikâr ve hızla yayılıyor. Çiçeklerden usanıyor ve çocukları sevmiyorsun. Yılan ve akrep günleri içine giriyor, yalnız ve hatırasız kalıyoruz. Öfkesi kabaran bir adam geçiyor yanımızdan, saç modellerinin ne anlama geldiğini soruyor. Hızla solan ve soyulan duygular çevremizde içimiz daralıyor. Kâğıtlara sarılıyoruz tabletlere ve köleliğe. Kirlenen ve eskiyen şeylere, yeni alışkanlıklarla tanışıyor unutuyoruz yorumsuz bir habere dönüşüyor hayatımız. İşte rüzgârımız, bir defa daha son defa esiyor ülkenden. Ben ne kadar sabırlı ve sarışın olmayı öğrensem de telefonlara aldırmıyor ve anlaşılmıyor sesim. Yağmura ve bulutlara daha yakın bir depremi gizliyor içinde. Bir işaret bekliyor senden. İçimdeki mağarada sonsuz yankılar. Hayatımızın gelecek sayfaları önünde dağlara doğru sonsuz bir koşu. Yalvaran kelimelerle bir daha ıslatıp toprağını. Serin ve el değmemiş duygularımla güneşimi çocuklara veriyorum. İnsan olsak diyorum, ateşi yeniden tutuşturulan. Kralların şapkasına gülüp geçsek, yakınlarından bir dervişin gözlerindeki huzuru bulsak. Serin rüzgârlarla uyansa bedenimiz, geçen zaman geometrisinde tuşlardan usanmış kâğıtlardan, sorulardan saatlerden bu kaçıp gelmelerden sıyrılarak yıldızına uzansam.