Ey ay yüzlü sevgili; gök bile, senin aşkınla alt üst olmuş! Bizi yıkıyor, yerlere seriyor, alt üst ediyorsun; etme! Neden vaadlerde bulunuyorsun? Niçin yeminler ediyorsun? Böyle yapma! Verdiğin sözden dönüyorsun; dönme!
Ey kapısı varlıktan da, yokluktan da üstün olan sevgili! Sen, varlık ülkesinden geçip gidiyorsun; gitme!
Cennet de, cehennem de senin elinde, senin emrinde; sana kul köle olmuşlar! Sen, cenneti bize cehennem ediyorsun; etme!.
Senin şeker yurdunda zehirden kurtulmuşuz ama, sen, o zehiri şekere katıyorsun; katma!
Canım, sanki ateşlerle dolu bir ocak; bu yaptığın, yakıp yandırdığın yetmez mi?
Sen yüzünü gizleyince, ay bile derdinle kararır! Ayın tutulmasını mı istiyorsun? Kastın bu mu? Yapma!
Sen bize kırılıp darılınca, bizim dudaklarımız kurur! Neden gözlerimizi gözyaşları ile ıslatırsın?
Mademki aşıklar topluluğuna tahammülün yok, neden aklını şaşırırsın? Sen, aşıklara hiç bakma, onları görme!
Ey benim canım sevgilim! Sen, göz hırsızına ceza veriyorsun; verme!
Ey yol arkadaşı; söz söyleme sırası değil! Zaten, aşkın başı yok! Hal böyleyken, neden başını kesmeye kalkışıyorsun; yapma bu işi, kesme!
Kendinden geçmeyen kişi hoş olmaz!
Ey yüzü muma benzeyen, mum gibi ışık saçan güzel! Kalk, aramıza gel; şurada hazır olanlar hakkında, onları anlatan bir gazele başla!
Nurlar saçan iki yanağınla, ortalığı aydınlatan muma nur bağışla; cana benzeyen kadehinle bu topluluğu canlandır! Elini kadehe uzat; hepimizi o sevgi şarabıyla mest et! Kendinden geçmeyen kimse hoş olmaz, iyi adam sayılmaz! Kendini bırakıp kendinden geçince, hemen şu kirli ve kötülüklerle dolu olan dünyadan kaç; aklını başına al ve bir daha yüzünü geriye çevirme!
Ey düşünce; yeter artık, yeter! Her nefeste; “Acaba ona ne oldu?” “Ah, o filanı ne edeyim?” diye endişeye kapılma! Sevgili sana her şeyi söyler!
Dudağımdan, ansızın, güle ve gül bahçesine ait bir laf çıktı da, o gül yanaklı yanıma gelip ağzıma bir tokat attı!
Dedi ki: “Padişah da benim, gül bahçesinin canı da benim! Benim gibi bir padişahın huzurunda bahsediyorsun! Gül bahçesinde harabeleri, ancak baykuş yad eder; bahar mevsiminde de karga hatırlar sonbaharı!
Sen, benim kucağımda çengimsin! Mızrap vurulan tel gevşer; sen de gevşe!
Dünyanın arkasını görmüşsün; bir de yüzünü gör! Bir de kendine arka çevir de, dünyanın yüzünü seyret!..”
Ey bulut altında gizlenen ay! Kendini görmediğin halde, ne zamana kadar başkalarının peşinde gölge gibi koşup duracaksın?
Sen, kıyısı olmayan bir denizsin; iki alem de senin denizinden bir damladır! Sen, yüzlerce altın madenisin...İki dünya da, o altın madeninden bir parça altın kırıntısıdır!