
Sign up to save your podcasts
Or


Şu eleştiriye bir göz atar mısınız?
“15 Temmuz’un ardından, ‘terörle mücadele’ adına girişilen iki yıllık OHAL süreci, başkanlık referandumunun yolunu açarken, muhalefet 15 Temmuz sonrasında birçok kritik gündemde ‘Yenikapı ruhu’ ile iktidarın arkasına dizildi.”
Ya da şuna?
“Hileli referandum olarak tarihe geçen 2017 Başkanlık Referandumunda yapılan hukuksuzluklara seçim sonrası itirazlar sürerken (…) Kemal Kılıçdaroğlu ise YSK kararı sonrası sessizliğini ‘Karşı tarafın silahları vardı’ şeklinde açıklayacaktı.”
Başka da var:
“Bakanlar Kurulu iki yılda 36 Kanun Hükmünde Kararname yayınladı (…) Üniversitelerden sol görüşlü akademisyenler tasfiye edildi (…) Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Enis Berberoğlu gibi birçok milletvekili tutuklandı. (…) Tüm bunlar olurken, CHP ve yeni kurulan İYİ parti liderlikleri, halka ‘itidal’ ve ‘seçimi bekleme’ çağrısı yapmakla yetindi.”
2023 seçimleri bile:
“Kişisel ikballerin ve parti çıkarlarının ön plana çıktığı aday belirleme süreçleri azınlığa düşmüş dinci gerici iktidar cephesine (…) yol açmış oldu.”
Çıkarılan sonuç da firaklı:
“Tüm kurumların çürüdüğü, Meclis’in göstermelik bir hale geldiği, yargının bağımsızlığının kalmadığı, ‘illegal faşist yargı çetelerinin’ devreye girdiği bir ülkede tek umut halkın örgütlülüğü için uğraşacak olan devrimcilerdir.”
Bunları okuyan okurlarımız soracaklardır: “Acaba yazarımız Gerçek gazetesinin eski sayılarından alıntılar mı yapıyor uzun uzun?” Bazıları, “yahu dil benzemiyor, ama söylenenleri biz Gerçek gazetesinde çok okuduk. Ne olsa gerek bu alıntılara dikkat çekilmesinin nedeni?” diyebilir
Biz size anlatalım, değerli okurlarımız: Türkiye’nin Menşevik, yani burjuvazinin partilerini destekleyip ekmek ve hürriyeti onlardan bekleyen solu kendini manevralarla kurtarmaya çalışıyor. “Uyandı” diyeceğiz ama uyandığı falan yok. Bu tür fikirler, son zamanlarda Özgür Özel “normalleşme” patikasına gireli beri bu tür partilerin hepsinde görülüyor. Sol Parti’nin organı olduğunu hâlâ sadece Pazar Eki’nde hatırlayan, geri kalan sayfalarında hem CHP propagandası yapan hem CHP’li yazarların zehrini hitap ettiği emekçi halka yaymaya devam eden BirGün gazetesinde de sık sık dile getiriliyor.
Evet, gazetemiz Gerçek ve partimiz Devrimci İşçi Partisi, farklı bir dille de olsa, AKP-MHP istibdadına, Türkiye’nin tepesine çökmüş bu gerici ittifaka karşı CHP’nin mücadele aracı olamayacağını yıllardır döne döne anlattı. Bu sözde “muhafelet”in, sonunda iktidarla uzlaşacağını çok daha zengin örneklerle, çok daha bütünsel, çok daha Marksist bir dille izah etti. BirGün’ün ekinde şimdi bir politik merkez görüşlerini ifade ediyor. Tarihî çağrışımlar yaratmak amacıyla kullandığı ad “Yol Politika Kolektifi”. Savunduğu politikanın Marksizmden, yani sınıf mücadelesinden fersah fersah uzak olduğunu anlamak için, yukarıda verilen alıntılarda OHAL dönemini nasıl tarif ettiğine bakmak yeter. Erdoğan’ın bizzat kendisinin patronlara, “biz OHAL’i grevleri engellemek için getirdik” dediğini ve o dönemde gerçekleşen çok sayıda tek imzalı grev yasağını zikretmeyi unutanlar, (kendisi de elbette önemli olan) üniversiteden uzaklaştırmaları hatırlıyorlar. Kürt halkının temsilcilerinden Demirtaş’ın yedi yıldır hapiste olmasına yolu açan dokunulmazlıkların toptan kaldırılması oylamasında, Kılıçdaroğlu’nun CHP milletvekilleri ile birlikte olumlu oy kullandığını unutuyorlar ama tarihte bir virgül olan CHP’li Enis Berberoğlu’nun adını zikretmeyi unutmuyorlar. Ne de olsa Kılıçdaroğlu’nun “Adalet Yürüyüşü”nde yanında yer aldılar!
Proletarya sosyalizmi işçiye, emekçiye, halka sadece her zaman doğruyu anlatmaz. Aynı zamanda fikri ile zikri birdir. Gerekirse özeleştiri de yapar. Küçük burjuva sosyalizmi ise kendini manevralarla korumayı politikanın baş sanatı sayar. Kararı tarih verecektir.
By GerçekŞu eleştiriye bir göz atar mısınız?
“15 Temmuz’un ardından, ‘terörle mücadele’ adına girişilen iki yıllık OHAL süreci, başkanlık referandumunun yolunu açarken, muhalefet 15 Temmuz sonrasında birçok kritik gündemde ‘Yenikapı ruhu’ ile iktidarın arkasına dizildi.”
Ya da şuna?
“Hileli referandum olarak tarihe geçen 2017 Başkanlık Referandumunda yapılan hukuksuzluklara seçim sonrası itirazlar sürerken (…) Kemal Kılıçdaroğlu ise YSK kararı sonrası sessizliğini ‘Karşı tarafın silahları vardı’ şeklinde açıklayacaktı.”
Başka da var:
“Bakanlar Kurulu iki yılda 36 Kanun Hükmünde Kararname yayınladı (…) Üniversitelerden sol görüşlü akademisyenler tasfiye edildi (…) Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Enis Berberoğlu gibi birçok milletvekili tutuklandı. (…) Tüm bunlar olurken, CHP ve yeni kurulan İYİ parti liderlikleri, halka ‘itidal’ ve ‘seçimi bekleme’ çağrısı yapmakla yetindi.”
2023 seçimleri bile:
“Kişisel ikballerin ve parti çıkarlarının ön plana çıktığı aday belirleme süreçleri azınlığa düşmüş dinci gerici iktidar cephesine (…) yol açmış oldu.”
Çıkarılan sonuç da firaklı:
“Tüm kurumların çürüdüğü, Meclis’in göstermelik bir hale geldiği, yargının bağımsızlığının kalmadığı, ‘illegal faşist yargı çetelerinin’ devreye girdiği bir ülkede tek umut halkın örgütlülüğü için uğraşacak olan devrimcilerdir.”
Bunları okuyan okurlarımız soracaklardır: “Acaba yazarımız Gerçek gazetesinin eski sayılarından alıntılar mı yapıyor uzun uzun?” Bazıları, “yahu dil benzemiyor, ama söylenenleri biz Gerçek gazetesinde çok okuduk. Ne olsa gerek bu alıntılara dikkat çekilmesinin nedeni?” diyebilir
Biz size anlatalım, değerli okurlarımız: Türkiye’nin Menşevik, yani burjuvazinin partilerini destekleyip ekmek ve hürriyeti onlardan bekleyen solu kendini manevralarla kurtarmaya çalışıyor. “Uyandı” diyeceğiz ama uyandığı falan yok. Bu tür fikirler, son zamanlarda Özgür Özel “normalleşme” patikasına gireli beri bu tür partilerin hepsinde görülüyor. Sol Parti’nin organı olduğunu hâlâ sadece Pazar Eki’nde hatırlayan, geri kalan sayfalarında hem CHP propagandası yapan hem CHP’li yazarların zehrini hitap ettiği emekçi halka yaymaya devam eden BirGün gazetesinde de sık sık dile getiriliyor.
Evet, gazetemiz Gerçek ve partimiz Devrimci İşçi Partisi, farklı bir dille de olsa, AKP-MHP istibdadına, Türkiye’nin tepesine çökmüş bu gerici ittifaka karşı CHP’nin mücadele aracı olamayacağını yıllardır döne döne anlattı. Bu sözde “muhafelet”in, sonunda iktidarla uzlaşacağını çok daha zengin örneklerle, çok daha bütünsel, çok daha Marksist bir dille izah etti. BirGün’ün ekinde şimdi bir politik merkez görüşlerini ifade ediyor. Tarihî çağrışımlar yaratmak amacıyla kullandığı ad “Yol Politika Kolektifi”. Savunduğu politikanın Marksizmden, yani sınıf mücadelesinden fersah fersah uzak olduğunu anlamak için, yukarıda verilen alıntılarda OHAL dönemini nasıl tarif ettiğine bakmak yeter. Erdoğan’ın bizzat kendisinin patronlara, “biz OHAL’i grevleri engellemek için getirdik” dediğini ve o dönemde gerçekleşen çok sayıda tek imzalı grev yasağını zikretmeyi unutanlar, (kendisi de elbette önemli olan) üniversiteden uzaklaştırmaları hatırlıyorlar. Kürt halkının temsilcilerinden Demirtaş’ın yedi yıldır hapiste olmasına yolu açan dokunulmazlıkların toptan kaldırılması oylamasında, Kılıçdaroğlu’nun CHP milletvekilleri ile birlikte olumlu oy kullandığını unutuyorlar ama tarihte bir virgül olan CHP’li Enis Berberoğlu’nun adını zikretmeyi unutmuyorlar. Ne de olsa Kılıçdaroğlu’nun “Adalet Yürüyüşü”nde yanında yer aldılar!
Proletarya sosyalizmi işçiye, emekçiye, halka sadece her zaman doğruyu anlatmaz. Aynı zamanda fikri ile zikri birdir. Gerekirse özeleştiri de yapar. Küçük burjuva sosyalizmi ise kendini manevralarla korumayı politikanın baş sanatı sayar. Kararı tarih verecektir.