TKP'nin Sesi

TKP'nin Sesi

By TKP'nin SesiNews
Download on the App Store

TKP'nin Sesi episodes

  • Kemal Okuyan'la Bakış | Solda İttifak Tartışmaları: Gerçek Ne?
    Bakış'ta bu hafta Kemal Okuyan'a soruları soL TV Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Kazbek soruyor. Bu hafta:
    - Millet İttifakı ile TKP arasında bir temas var mı?
    - TKP’nin ittifaklar politikası neden rahatsızlık yarattı?
    - Güçlendirilmiş parlamenter sistem Türkiye’yi kurtarır mı?
    - Erdoğan’ın ekonomide bir bildiği mi var?
    soruları tartışılacak.
    Seyircili yapılacak programın seyircilerini ise tekstil işçileri oluşturacak. Stüdyodaki tekstil işçileri yaşadıkları sorunlardan hareketle programa katkı koyacak ve kendi sorularını soracaklar.
    1 hr 33 min
  • Bakış: Helalleşme mi, hesaplaşma mı?
    Bakış'ta Kemal Okuyan'a bu hafta soruları gazeteci Barış Terkoğlu soruyor. Bakış'ta bu hafta Kılıçdaroğlu'nun "helalleşme" ifadesi ile başlayan tartışma, solda ittifak görüşmeleri ve Selahattin Demirtaş'ın sola soruları ele alınacak.
    51 min
  • Toplumcu Anayasa
    Türkiye’de 12 Eylül darbe anayasasının yürürlüğe girmesinin üzerinden 39 yıl geçti. Hala 12 Eylül anayasasından kurtulmayı tartışıyoruz. Oysa ki geçen 39 yıl içerisinde anayasa ve yasalarda birçok değişikliğe gidildi. 2010 ve 2017 yıllarında AKP iktidarı eli ile önerilen anayasa değişiklikleri için iki ayrı referandum gerçekleştirildi. Adına güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı da denilen Başkanlık Sistemi gibi radikal bir değişikliğe dahi gidildi. Ama Türkiye yine 12 Eylül Anayasası'ndan kurtulmayı tartışıyor. Bu tartışmalarda 12 Eylül Anayasası'nın bir karşı devrim anayasası olduğunun ise ısrarla üstü örtülmeye devam ediliyor.
    Türkiye Komünist Partisi tarafından hazırlanan ve kamuoyuna sunulan Toplumcu Anayasa’nın 2007 yılındaki ilk basımının sunuş bölümünde “12 Eylül Anayasası'nın özünde işçi ve emekçilerin örgütlenme, siyaset yapma ve hak arama özgürlüklerinin yok edilme arzusu yatmaktadır...” deniliyordu. Bugüne kadar anayasada değişikliğe dair atılan somut her adımda bu özü değiştirmek değil, korumak ve güçlendirmek esas alındı. Bugün anayasa değişikliğinin bir kez daha gündeme taşınmasının öncelikli sebebi de bu: Bütün gerici niteliğine rağmen eldeki anayasa sermaye sınıfının talep ve ihtiyaçlarına yanıt üretmede yetersiz kalıyor. Sermaye sınıfı kendi çıkarları önünde engel oluşturabilecek ne varsa temizlemek, ayağına dolanan tüm anayasal kısıtlamalardan kurtulmak istiyor.
    Anayasada laiklik, yurtseverlik, kamuculuk ilkelerine dair kağıt üstünde de olsa var olmaya devam eden tanımlardan tamamen kurtulmak da sermaye düzeni ve AKP iktidarının başka bir ihtiyacı. Laiklik ile sosyal devlet ifadelerinin yerinin olmadığı bir anayasal düzeni mutlak kılma çabası içindeler. Ciddi bir sıkışma yaşıyorlar. Çıkışı ise Türkiye’de kuralsız bir piyasacılık uygulanmasında, emperyalizmle her tür işbirliğinin ve yayılmacı eğilimlerin meşru sayılmasında, siyaset ve toplumsal yaşamın belirlenmesinde dinsel tanımların geçerliliğinin artırılmasında görüyorlar.
    Anayasa değişikliği tartışmalarının gündeme gelmesindeki bir diğer neden ise yürürlükteki anayasa ve hukuk sisteminin işlemez hale gelmesi ve meşruiyet kaybı. Düzenin iyileştirilebileceği görüş ve algısının toplumda güçlenmesi ve etkili olmasının bir aracı olarak anayasa tartışmalarını gündeme getiriyorlar.
    Ancak AKP iktidarının Türkiye’de yeni bir anayasa yapma ehliyeti de hakkı da bulunmuyor. 20 yıllık iktidarı boyunca bu gündeme dair yaptıkları da bunu gösteriyor. AKP Türkiye’de kurucu değil bozucu ve karşı devrimci bir iradeyi temsil ediyor. Bu sebeple AKP eli ile gündeme getirilmeye çalışılan anayasa değişikliği tartışmasının tereddütsüz reddedilmesi gerekiyor. AKP’den ve bu girişimden emekçiler lehine hiçbir şey çıkmayacağı çok açık.
    Yukarıda belirttik, Türkiye’nin yaşadığı adaletsizlik, eşitsizlik, gericilik ve baskının kaynağı sermaye egemenliği ve onun sömürü düzeni. 12 Eylül Anayasası da, AKP iktidarı da, Başkanlık Sistemi de bu düzenin ihtiyaçlarına denk düşen birer karanlık sonuç.
    Dün 12 Eylül karanlığından kurtulma iddiası ile ortaya atılan anayasa tartışmalarına verdiğimiz yanıt, bugün iktidar ve muhalefet ile gündeme getirilen anayasa tartışmaları için de geçerliliğini koruyor: Türkiye’de adaletin, eşitliğin, özgürlüğün sağlanabilmesi ancak toplumcu bir anayasa ile mümkün. Toplumcu Anayasa’nın muhatabı ise sadece ve sadece emekçi halk.
    41 min
  • Toplumcu Anayasa
    Türkiye’de 12 Eylül darbe anayasasının yürürlüğe girmesinin üzerinden 39 yıl geçti. Hala 12 Eylül anayasasından kurtulmayı tartışıyoruz. Oysa ki geçen 39 yıl içerisinde anayasa ve yasalarda birçok değişikliğe gidildi. 2010 ve 2017 yıllarında AKP iktidarı eli ile önerilen anayasa değişiklikleri için iki ayrı referandum gerçekleştirildi. Adına güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı da denilen Başkanlık Sistemi gibi radikal bir değişikliğe dahi gidildi. Ama Türkiye yine 12 Eylül Anayasası'ndan kurtulmayı tartışıyor. Bu tartışmalarda 12 Eylül Anayasası'nın bir karşı devrim anayasası olduğunun ise ısrarla üstü örtülmeye devam ediliyor.
    Türkiye Komünist Partisi tarafından hazırlanan ve kamuoyuna sunulan Toplumcu Anayasa’nın 2007 yılındaki ilk basımının sunuş bölümünde “12 Eylül Anayasası'nın özünde işçi ve emekçilerin örgütlenme, siyaset yapma ve hak arama özgürlüklerinin yok edilme arzusu yatmaktadır...” deniliyordu. Bugüne kadar anayasada değişikliğe dair atılan somut her adımda bu özü değiştirmek değil, korumak ve güçlendirmek esas alındı. Bugün anayasa değişikliğinin bir kez daha gündeme taşınmasının öncelikli sebebi de bu: Bütün gerici niteliğine rağmen eldeki anayasa sermaye sınıfının talep ve ihtiyaçlarına yanıt üretmede yetersiz kalıyor. Sermaye sınıfı kendi çıkarları önünde engel oluşturabilecek ne varsa temizlemek, ayağına dolanan tüm anayasal kısıtlamalardan kurtulmak istiyor.
    Anayasada laiklik, yurtseverlik, kamuculuk ilkelerine dair kağıt üstünde de olsa var olmaya devam eden tanımlardan tamamen kurtulmak da sermaye düzeni ve AKP iktidarının başka bir ihtiyacı. Laiklik ile sosyal devlet ifadelerinin yerinin olmadığı bir anayasal düzeni mutlak kılma çabası içindeler. Ciddi bir sıkışma yaşıyorlar. Çıkışı ise Türkiye’de kuralsız bir piyasacılık uygulanmasında, emperyalizmle her tür işbirliğinin ve yayılmacı eğilimlerin meşru sayılmasında, siyaset ve toplumsal yaşamın belirlenmesinde dinsel tanımların geçerliliğinin artırılmasında görüyorlar.
    Anayasa değişikliği tartışmalarının gündeme gelmesindeki bir diğer neden ise yürürlükteki anayasa ve hukuk sisteminin işlemez hale gelmesi ve meşruiyet kaybı. Düzenin iyileştirilebileceği görüş ve algısının toplumda güçlenmesi ve etkili olmasının bir aracı olarak anayasa tartışmalarını gündeme getiriyorlar.
    Ancak AKP iktidarının Türkiye’de yeni bir anayasa yapma ehliyeti de hakkı da bulunmuyor. 20 yıllık iktidarı boyunca bu gündeme dair yaptıkları da bunu gösteriyor. AKP Türkiye’de kurucu değil bozucu ve karşı devrimci bir iradeyi temsil ediyor. Bu sebeple AKP eli ile gündeme getirilmeye çalışılan anayasa değişikliği tartışmasının tereddütsüz reddedilmesi gerekiyor. AKP’den ve bu girişimden emekçiler lehine hiçbir şey çıkmayacağı çok açık.
    Yukarıda belirttik, Türkiye’nin yaşadığı adaletsizlik, eşitsizlik, gericilik ve baskının kaynağı sermaye egemenliği ve onun sömürü düzeni. 12 Eylül Anayasası da, AKP iktidarı da, Başkanlık Sistemi de bu düzenin ihtiyaçlarına denk düşen birer karanlık sonuç.
    Dün 12 Eylül karanlığından kurtulma iddiası ile ortaya atılan anayasa tartışmalarına verdiğimiz yanıt, bugün iktidar ve muhalefet ile gündeme getirilen anayasa tartışmaları için de geçerliliğini koruyor: Türkiye’de adaletin, eşitliğin, özgürlüğün sağlanabilmesi ancak toplumcu bir anayasa ile mümkün. Toplumcu Anayasa’nın muhatabı ise sadece ve sadece emekçi halk.
    41 min

About TKP'nin Sesi

From the publisher's feed

TKP’nin Sesi hafta içi her sabah yayında. TKP’nin Türkiye siyasetine dair değerlendirmelerine, dünyadaki gelişmelere dair yorumlarına ve TKP’den haberlere her sabah kulak vermek için podcast…