
Sign up to save your podcasts
Or


Ne yapacağımı bilemez bir haldeydim
Fakat içimde derinlerde bir yerlerde bir şeylerin değiştiğini hissediyordum
Hangi kelimenin balkonundan aşağı atlasam,
Sonsuzluğa kanat açıyor
Hani olur ya bazen insan kendi hayat öyküsünü de nasıl devam ettireceğini bilemez
Bir boşlukta öylece donakalır. Bir de bakar ki geçmişine; öyküsünün büyük bir kısmı hep tekrarlarla doludur. Ve daha da kötüsü, öykünün devam etmesi de yalnızca tekrarları artıracaktır.
Akvaryumdaki balıklar hep denizi düşler
Denizse maviyi,
Maviyse sınırsız özgürlüğü,
Özgürlükse kafesinden henüz kaçmış bir kanaryayı,
Kanaryaysa “SEVGİ” parkının çocuklarını,
Çocuklar, öğretmeninin elinden yere düşen tebeşiri
Tebeşirse kendi kendine çiziyordur Tanrıyı tahtaya
Tahta, ormanını özlüyordur…
Orman, perilerini bekliyordur
Periler, masallarını arıyordur
Masallar bir çocuğun kalbi gibi atıyor
Çok sıcak yaz günleri, insanı delirten parçalar vardır ya
Öyle bir dalgalanışla yüzlerini tuttulardı dünyaya
Bakışlarının içi yanıyordu.
Gözlerine bakamazdınız
Ölümün dışa vurmuş biçimleri gibiydi onlar
Yeni açmış bir çiçeğin, pembe
Adı ne?
Bir güneş parçasının, bir salkım söğüdün
Dönüp duran yaprakların üstünde?
Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam, kaç kere yalnız
Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına?
Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında
Okunmaz kitaplarda uzaksı giysilerde, çocuksuz avlularda
Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda...
Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız
Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla?
Neydim?
Kimdim ki ben?
Şimdimi nasıl anlatayım?
Ne zaman düşsem derin bir karanlığa
Çocukluğumun dokunuşlarını özlüyor ellerim
Toprağı,
Çamuru,
Boş şeker ambalajının parmak uçlarımdaki hışırtısını
Çağırıyorum yine karanlığı
Geriye dönmeye muhtaç gibi yalvarıyor her duygum
İtinayla arıyor eksik olan o hissi ellerim
Bir sarılma ötesinde gibi gelen her mesafenin heyecanıyla titretiyorum dudaklarımı
Zamanı gelince hatırlamak için unutmam gerekiyor, biliyorum
İçimdeki o korkunç boşluktan sesleniyorum
Lütfen beni anlayın biraz
Her şeyin anlamını çözeyim derken
Kendi anlamımı kaybettim bir köprü altında
Çocukluk zamanlarımın kavuşmalarını özlüyor kollarım
Heyecanı,
Saflığı,
Gözyaşlarının tuzuyla kuruyan dudakları,
Dönmek üzere söz vermeye bile gerek duymadan, bakışların her yeminden daha değerli
olduğu o zamanları
Her şey böyledir
Bilirim...Neden mi? Olmaz, anlatamam
Tek söz etsem, dünya, ortasından bir elma gibi kesiliverecektir
Sonra?
Sonrası yok... Yine karanlık işte
Şimdi
Şimdilerde ise sadece bir yalanmış gibi, ceplerimde saklıyorum tüm duygularımı
By HedablidaNe yapacağımı bilemez bir haldeydim
Fakat içimde derinlerde bir yerlerde bir şeylerin değiştiğini hissediyordum
Hangi kelimenin balkonundan aşağı atlasam,
Sonsuzluğa kanat açıyor
Hani olur ya bazen insan kendi hayat öyküsünü de nasıl devam ettireceğini bilemez
Bir boşlukta öylece donakalır. Bir de bakar ki geçmişine; öyküsünün büyük bir kısmı hep tekrarlarla doludur. Ve daha da kötüsü, öykünün devam etmesi de yalnızca tekrarları artıracaktır.
Akvaryumdaki balıklar hep denizi düşler
Denizse maviyi,
Maviyse sınırsız özgürlüğü,
Özgürlükse kafesinden henüz kaçmış bir kanaryayı,
Kanaryaysa “SEVGİ” parkının çocuklarını,
Çocuklar, öğretmeninin elinden yere düşen tebeşiri
Tebeşirse kendi kendine çiziyordur Tanrıyı tahtaya
Tahta, ormanını özlüyordur…
Orman, perilerini bekliyordur
Periler, masallarını arıyordur
Masallar bir çocuğun kalbi gibi atıyor
Çok sıcak yaz günleri, insanı delirten parçalar vardır ya
Öyle bir dalgalanışla yüzlerini tuttulardı dünyaya
Bakışlarının içi yanıyordu.
Gözlerine bakamazdınız
Ölümün dışa vurmuş biçimleri gibiydi onlar
Yeni açmış bir çiçeğin, pembe
Adı ne?
Bir güneş parçasının, bir salkım söğüdün
Dönüp duran yaprakların üstünde?
Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam, kaç kere yalnız
Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına?
Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında
Okunmaz kitaplarda uzaksı giysilerde, çocuksuz avlularda
Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda...
Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız
Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla?
Neydim?
Kimdim ki ben?
Şimdimi nasıl anlatayım?
Ne zaman düşsem derin bir karanlığa
Çocukluğumun dokunuşlarını özlüyor ellerim
Toprağı,
Çamuru,
Boş şeker ambalajının parmak uçlarımdaki hışırtısını
Çağırıyorum yine karanlığı
Geriye dönmeye muhtaç gibi yalvarıyor her duygum
İtinayla arıyor eksik olan o hissi ellerim
Bir sarılma ötesinde gibi gelen her mesafenin heyecanıyla titretiyorum dudaklarımı
Zamanı gelince hatırlamak için unutmam gerekiyor, biliyorum
İçimdeki o korkunç boşluktan sesleniyorum
Lütfen beni anlayın biraz
Her şeyin anlamını çözeyim derken
Kendi anlamımı kaybettim bir köprü altında
Çocukluk zamanlarımın kavuşmalarını özlüyor kollarım
Heyecanı,
Saflığı,
Gözyaşlarının tuzuyla kuruyan dudakları,
Dönmek üzere söz vermeye bile gerek duymadan, bakışların her yeminden daha değerli
olduğu o zamanları
Her şey böyledir
Bilirim...Neden mi? Olmaz, anlatamam
Tek söz etsem, dünya, ortasından bir elma gibi kesiliverecektir
Sonra?
Sonrası yok... Yine karanlık işte
Şimdi
Şimdilerde ise sadece bir yalanmış gibi, ceplerimde saklıyorum tüm duygularımı