
Sign up to save your podcasts
Or


Hikâyedeki vicdan azabı, canlı bir varlıktı. Yanılmıyorsam dört ayaklıydı. Evet. Daha önce iki ayaklıymış da, vicdan azabından dört ayak üzerinde sürünmeye başlamış.
Bu anlatılamaz durum dört ay devam etmişti. Yalnızca dört ay, bunu yazmak çok kolay: Birkaç harften başka bir şey değil! Kolayca söyleniyor: Dört ay - İki hece. Bir çeyrek saniyede, süratle dudaklar bir sesi çıkarıyor: Dört ay!
Ama kimse boşlukta ve zamansızlık içinde ne kadar süre geçtiğini başka birisine açıklayamaz. Ölçemez, gözünde canlandıramaz. Ve hiç kimseye kendi kendini nasıl yiyip bitirdiğini, parçaladığını açıklayamaz. Bütün insanlığın önünde eğilerek özür diliyorum: Beni yanlışlıkla çıkardılar sahneye. İyi okuyucu az bulunan, ürkek bir kuş gibidir. Kapıdan girer girmez kaçırmamalı onları. Sana kitap hediye edeni unutma. Sana kitap okuyanı hiç unutma.
Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: Buraya kadar! dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara. Pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, daha önce haber vermiştik derler. Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik.
Küçük işaretlerin verdiği huzursuzlukla beynimin kargaşa yaşadığını fark ediyordum. İçimin yeni heyecanlar için dolduğunu hissetmiyorum. Fakat, bilmeden yeni yaşantılara hazırlıyorum kendimi. İçimde bir Selim ölürken, kalan bütün gücüyle yeni bir Selim yaratıyor.
Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum.Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. Bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir:
Kendini çözemeyen kişi, kendi dışında hiç bir sorunu çözemez.
Kendinizi anlamak, herkesi anlamak zaten...Ya da herkesi anlamaya kendinizden başlamak...
Kendin kendine iyi geldikten sonra, başkasının sana nasıl geldiği, senden nasıl gittiği önemsiz.
Düşünmeye mecbur kalmak bir kimse için en büyük cezadır aslında. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım. Korktuğum her şey başıma geldi. Korkmaktan korkuyorum.
Her şeyi işitiyor ve yaşamak istememeye devam ediyordum. Göklere uçmak istiyordum, oysa hiçbir canlı oraya gitmiyordu. Düşlerimin özerkliğini öylesine yüreklendirdim ki, şimdi ironik bir ödül niyetine tüm düşlerimi yitiriyordum.
Bir yerde söz biter. İki kişi karşılıklı kendini tekrarlamaya başlar. Yeni başlayan ilişkiler bile eskir böylece. Hemen kaçacaksın ki, aklın orada kalsın. Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur, dedim. Oturacağım ve bekleyeceğim.
By HedablidaHikâyedeki vicdan azabı, canlı bir varlıktı. Yanılmıyorsam dört ayaklıydı. Evet. Daha önce iki ayaklıymış da, vicdan azabından dört ayak üzerinde sürünmeye başlamış.
Bu anlatılamaz durum dört ay devam etmişti. Yalnızca dört ay, bunu yazmak çok kolay: Birkaç harften başka bir şey değil! Kolayca söyleniyor: Dört ay - İki hece. Bir çeyrek saniyede, süratle dudaklar bir sesi çıkarıyor: Dört ay!
Ama kimse boşlukta ve zamansızlık içinde ne kadar süre geçtiğini başka birisine açıklayamaz. Ölçemez, gözünde canlandıramaz. Ve hiç kimseye kendi kendini nasıl yiyip bitirdiğini, parçaladığını açıklayamaz. Bütün insanlığın önünde eğilerek özür diliyorum: Beni yanlışlıkla çıkardılar sahneye. İyi okuyucu az bulunan, ürkek bir kuş gibidir. Kapıdan girer girmez kaçırmamalı onları. Sana kitap hediye edeni unutma. Sana kitap okuyanı hiç unutma.
Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: Buraya kadar! dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara. Pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, daha önce haber vermiştik derler. Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik.
Küçük işaretlerin verdiği huzursuzlukla beynimin kargaşa yaşadığını fark ediyordum. İçimin yeni heyecanlar için dolduğunu hissetmiyorum. Fakat, bilmeden yeni yaşantılara hazırlıyorum kendimi. İçimde bir Selim ölürken, kalan bütün gücüyle yeni bir Selim yaratıyor.
Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum.Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. Bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir:
Kendini çözemeyen kişi, kendi dışında hiç bir sorunu çözemez.
Kendinizi anlamak, herkesi anlamak zaten...Ya da herkesi anlamaya kendinizden başlamak...
Kendin kendine iyi geldikten sonra, başkasının sana nasıl geldiği, senden nasıl gittiği önemsiz.
Düşünmeye mecbur kalmak bir kimse için en büyük cezadır aslında. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım. Korktuğum her şey başıma geldi. Korkmaktan korkuyorum.
Her şeyi işitiyor ve yaşamak istememeye devam ediyordum. Göklere uçmak istiyordum, oysa hiçbir canlı oraya gitmiyordu. Düşlerimin özerkliğini öylesine yüreklendirdim ki, şimdi ironik bir ödül niyetine tüm düşlerimi yitiriyordum.
Bir yerde söz biter. İki kişi karşılıklı kendini tekrarlamaya başlar. Yeni başlayan ilişkiler bile eskir böylece. Hemen kaçacaksın ki, aklın orada kalsın. Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur, dedim. Oturacağım ve bekleyeceğim.