Bu bölümde, “don’t look at the clock, do what it does” cümlesini merkeze alarak hayata ve kendimize dair kafamızı karıştıran, bizi yanılsamalara sürükleyen meseleler üzerine konuşuyorum. Zamanı sürekli kontrol etmeye çalışmanın, kendimizi başkalarıyla kıyaslamanın ve hemen sonuç beklemenin bizi nasıl tükettiği; buna karşılık saatin yaptığı gibi, sessiz ve istikrarlı bir şekilde “devam etme” halini nasıl hayatımıza taşıyabileceğimiz üzerine birkaç farklı örnekle düşünmeye çalıştım. Genel hayata odaklanarak, iş/üretkenlik, ilişkiler ve kendimizle kurduğumuz ilişki üzerinden, bu sözü bir mottoya değil, daha gerçekçi ve sürdürülebilir bir düşünce yapısına dönüştürmeyi deniyorum. Büyüme odaklı bir bakış açısı, sabır, tekrar ve emekle kurulan bir hayatın ne anlama gelebileceği; başarı ve “yetişme” baskısının ardındaki psikolojiyi de işin içine katarak cesaretlendirici ama ayakları yere basan bir tonda tartışmaya çalıştım. Keyifli dinlemeler…