
Sign up to save your podcasts
Or


Diziler insanı nasıl yakalar? Ziya Doğan'ın Ayman'a olan tutkusu gibi sevdiğimiz dizilerden konuştuğumuz bir bölüm daha! Masada herkes kendine göre yorumluyor, kimsenin tarzı birbirine benzemiyor. Toplumu anlatan yapımlardan, kendine hayran senaristlere, dönem anlatılarından yeniden uyarlamalara ne hoşumuza gittiyse anlattık.
Masada yeriniz hazır, hadi buyrun!
Hayatın akışında birileri gelir, kimisi uzak bir tanıdık, kimisi geçici bir arkadaş, kimisi de kelimenin hakiki manasıyla dost olur. Peki, insan hangi ölçüyle ayırır bunları? Ya bu tanışıklık bir insana değil de, sokağın köşesindeki o tencere sesine, meyhanedeki masaya ya da yılların aşındırdığı bir mekâna ait olursa ne olur?
Müdavimler biriktirerek ilerlettiğimiz sohbetimizin bu bölümünde beşeri ilişkiler var, geçmişin tortusu ve tabağın dibinde kalan paylaşımlar var.
Masada yeriniz hazır, hadi buyrun!
Beyaz önlüklü ya da sivil olmaları fark etmiyor; doktorlarla olan imtihanımızdaki o kadim uzlaşmazlık baki. Dijital çağın gürültüsünde her gün biraz daha yükselen çığlıkları duyuyor, masadakiler gibi "Biz de insanız ama yapmıyoruz öyle şeyler" diyerek meseleyi zarifçe geçiştiriyoruz.
Finalde ise bir zamanlar evin en muteber köşesinde oturan televizyonun o cam fanuslu, akvaryum çağından dijital ekrana evrilişine ve eskiyi tüketip yeniyi arzulamanın arkasındaki tırnak içindeki dertlere uzanıyoruz.
Masada konuşulacak çok şey var ve yeriniz her zamanki gibi hazır.
Kimini erken teşhis kurtarır, kimi doktor kapısından erken terhis.
Minibüsten çıkan bir Harry Potter ve uçak kazasından hayatta kalma ihtimalleri.
Sanat muhabbetlerinden, mekanda hesap ödeme raconuna uzanan bir yolculuk.
Ve hatta hesaba katmadıklarımıza...
Çok daha fazlası yeni bölümde!
Fena halde dizi seviyoruz. Yerlisi-yabancısı, eskisi-yenisi, yeniden yapımı-orijinali derken kısacası biz dizilere aşığız. Bazen karakterlere, bazen de bizzat oyuncunun kendisine. Televizyon dünyasından rengini belli eden siyasilere kadar uzanan, muhabbetin nereye vardığını bizim bile bittiğinde anladığımız sohbetimize hoşgeldiniz.
Ayrıca star olacak oyuncu ışığından belli olur bir kere...
Biliyoruz da konuşuyoruz.
Gözetlenen ama çok da merak edilmeyen çocuklardık ve bu fevkalade mutluluk vericiydi. Büyüyünce mutluluğu arama şekli de kaynağı da değişti. Alternatifsiz dünyadan kopuşumuz ve sonsuz ihtimallerin sürüklediği mutsuzlukla başa çıkma rehberi. Bütün bunlar olurken züğürdün çenesini yoran bir kaç milyon euromuz da olsaydı keşke...
Sahi, Ali Koç şimdi ne yapıyordur?
Masada yeriniz hazır, hadi buyrun!
3D her zaman üç boyut demek değildir. Hele ki balkanlardan gelen sohbetlerde... Divac-Dražen-Djokovic, Karadağ'da bir kasabın öyküsü, Pirlepe derneğini saran seçim telaşı ve çok daha fazlası bu haftaki bölümle karşınızda.
Masada yeriniz hazır, hadi buyrun!
Gayrettepe coğrafyasında sanal tura hoşgeldiniz. Taze ekmekten taviz vermeyen biri, ilkokulda gözetlenen bir çocuk ve 90'larda biberon bağımlısı bir ufaklık ne kadar ileri gidebilir ki? Pedagojik olarak darbeli yıllardan geçiyoruz.
Hem zaten "Çocukluk dediğin biraz da kendi kendine aldığın darbeler" değil midir?
Masada yeriniz hazır, hadi buyrun!
Üç adam büyüdük de ne oldu peki? Yayıncılıkla ilk tanışmamızdan çocukluk günlerinin anılarına pek çok şeyi konuştuk. Masada futbol yok; yani en azından epey az diyelim.
Masada yeriniz hazır, hadi buyrun! Hesabı istemeden önceki o en tatlı sohbete siz de ortak olun.
From the publisher's feed
Hayatın, zamanın ve masada kaynayan sohbetin filtresiz hali.
Farklı zevklerin ve bakış açılarının bir araya geldiği Üstüne Para Versen; Mehmet Ayan, Cüneyt Kaşeler…