Fluent Fiction - Turkish:
Warm Encounters in İstanbul's High-Tech Winter Wonderland Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-20-08-38-20-tr
Story Transcript:
Tr: İstanbul’un yeni teknoloji bölgesi High-Tech City, kışın ortasında bile can canlıydı.
En: The new technology district of İstanbul, High-Tech City, was lively even in the middle of winter.
Tr: Kafelerin pencereleri, içeriden gelen sıcak ışıkla aydınlanıyordu.
En: The windows of the cafes were illuminated with warm light coming from inside.
Tr: Leyla, her zamanki gibi iş çıkışı uğradığı kafeye bu soğuk akşamda da gelmişti.
En: Leyla, as usual, had come to the cafe she visited after work on this cold evening.
Tr: İçeri girer girmez sıcak kahve kokusu ve insanların yumuşak sohbetleri onu karşıladı.
En: As soon as she entered, the warm aroma of coffee and the soft conversations of people greeted her.
Tr: Leyla, kafenin köşesinde boş bir masa buldu.
En: Leyla found an empty table in a corner of the cafe.
Tr: Çantasından kitap çıkartırken, rafta dikkatini çeken bir kitap gördü.
En: While taking a book out of her bag, a book on the shelf drew her attention.
Tr: Tam ona uzandığı sırada, başka bir el aynı kitaba uzandı.
En: Just as she reached for it, another hand reached for the same book.
Tr: Bu, Emir’di.
En: It was Emir.
Tr: Hafifçe gülümsediler.
En: They smiled softly at each other.
Tr: "Merhaba," dedi Emir, kitapta gözleri hala üzerinde.
En: “Hello,” said Emir, eyes still on the book.
Tr: "Bu kitabı sen de mi okumak istiyorsun?"
En: “Do you want to read this book too?”
Tr: Leyla gülerek cevap verdi.
En: Leyla replied with a smile.
Tr: "Evet, ama sanırım sen önce davranmalısın.
En: “Yes, but I think you should go ahead.
Tr: Zaten bu kitabı birkaç defa okudum."
En: I've read this book a few times already.”
Tr: Kısa bir sohbet ile başlayan tanışıklıkları, derin bir sohbete dönüştü.
En: Their acquaintance began with a brief conversation and turned into a deep dialogue.
Tr: Emir, İstanbul’a birkaç ay önce gelmişti.
En: Emir had come to İstanbul a few months ago.
Tr: Bir dijital göçebe olarak, yeni yerler keşfetmeyi seviyordu.
En: As a digital nomad, he loved discovering new places.
Tr: Fakat İstanbul’un kalabalığında, kendini biraz yalnız hissediyordu, özellikle geçen Sevgililer Günü'nü yalnız geçirdikten sonra.
En: However, in the crowded city of İstanbul, he felt a bit lonely, especially after spending the last Valentine's Day alone.
Tr: Leyla ise bir yazılım geliştiriciydi.
En: Leyla, on the other hand, was a software developer.
Tr: Taşıdığı heves ve merak, onu yeni teknolojiler konusunda hep bir adım ileriye götürmüştü.
En: Her enthusiasm and curiosity always took her a step further in new technologies.
Tr: Ancak yoğun iş temposu, sosyal hayata ayıracak zamanını kısıtlıyordu.
En: However, the intense work pace limited the time she could allocate to her social life.
Tr: Saatlerce konuştular, kahveler tazelendi.
En: They talked for hours, while their coffees were refreshed.
Tr: Bir yandan dışarıdaki kar yağışı şiddetle başlamıştı.
En: Meanwhile, the snowfall outside had intensified.
Tr: Beklenmedik bir kar fırtınası, dışarıdaki trafiği felç etti.
En: An unexpected snowstorm had paralyzed traffic outside.
Tr: Emir ve Leyla, içeriye hapsolmuş gibiydi, fakat onlar buna hiç aldırmıyordu.
En: Emir and Leyla were trapped inside, but they didn't mind at all.
Tr: Emir, Leyla’ya bakarak, "İstanbul’da daha uzun süre kalmayı düşünüyorum," dedi.
En: Looking at Leyla, Emir said, “I’m thinking of staying in İstanbul for a longer period.”
Tr: Leyla, sıcak bir tebessümle yanıtladı, "Bence harika bir fikir."
En: Leyla responded with a warm smile, “I think that's a great idea.”
Tr: Bu fırtına sayesinde, birbirlerinin hikayelerine daha çok dahil oldular.
En: Thanks to this storm, they became more involved in each other's stories.
Tr: Ortak hayalleri ve geleceğe dair umutları vardı.
En: They had common dreams and hopes for the future.
Tr: Fırtına dindiğinde, dışarısı bembeyaz bir örtüyle kaplanmıştı.
En: When the storm subsided, the outside was covered with a white blanket.
Tr: Birlikte kafeden çıktılar.
En: They left the cafe together.
Tr: Soğuk hava, umut dolu düşüncelerini dindirememişti.
En: The cold air could not dampen their hopeful thoughts.
Tr: Emir’in yolda yürürken içi daha huzurluydu.
En: As Emir walked down the road, he felt more at peace.
Tr: Leyla da iş dışında zaman ayırmanın ne kadar değerli olduğunu fark etti.
En: Leyla realized how valuable it was to make time outside of work.
Tr: Kafeden ayrıldıklarında, onlar artık birbirine daha yakın ve umut doluydu.
En: When they left the cafe, they were now closer and full of hope.
Tr: İstanbul, Emir için yabancı bir şehir olmaktan çıkmıştı.
En: For Emir, İstanbul was no longer a foreign city.
Tr: Leyla ise iş ve yaşam dengesinin nasıl olması gerektiğini öğrenmişti.
En: Leyla had learned how the work-life balance should be.
Tr: İkisi için de yeni bir başlangıçtı ve bu başlangıç, kışın sıcak bir karşılaşmasının hediyesi gibiydi.
En: It was a new beginning for both, and this beginning felt like a gift of a warm encounter in winter.
Vocabulary Words:
- technology: teknoloji
- district: bölge
- illuminated: aydınlanıyordu
- aroma: koku
- greeted: karşıladı
- corner: köşe
- shelf: raf
- acquaintance: tanışıklık
- dialogue: sohbet
- nomad: göçebe
- enthusiasm: heves
- curiosity: merak
- pace: tempo
- allocate: ayırmak
- intensified: şiddetlendi
- paralyzed: felç etti
- trapped: hapsolmuş
- storm: fırtına
- subsided: dindi
- blanket: örtü
- dampen: dindirmek
- valuable: değerli
- balance: denge
- encounter: karşılaşma
- lively: can canlı
- deep: derin
- crowded: kalabalık
- lonely: yalnız
- refresh: tazelemek
- common: ortak