
Sign up to save your podcasts
Or


Ne sağanaklar görmüşüz yarılan gökyüzünden
alnımız yıldırımlarla ağmış,
ne rüzgarlar çınlamış bağrımızda, coşkusundan kırılmış kaburgamız,
dişlenip kayaları ne ateşler yakmışız, aşmışız ne zifir
uçurumlar,
yine de ürkütmeden öpmüşüz bir ceylanı gözlerinin
yaşından
incitmeden tutmuşuz ağzımızda yorulan kelebeği;
şimdi, asmalardan korukların tadı silinmiş,
sesimizde sendeleyen bir keder,
uykusuzluk, serin serin sızıyor acıyan tenimizden;
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzde aşkın yeri çok derin.
Ne azgın canavarlar üstüne yürümüşüz bir demet
çiçek için,
neyimiz var neyimiz yok vermişiz bir narin dilek için,
yıllarını taş duvara örmüşüz ömrümüzün bir hırçın yürek için;
şimdi, çevremizde yosunlaşmış sessizlik,
Ne güzel sevmişiz, ağzımızda mavi bir tat kekremiş,
ne sızılar sarmışız yumuşacık öpüşlerin çığlığını kuşanıp,
şimdi, usulcacık ürpersek
kara gece, uykumuz kaçacak kadar delik
üstümüz çimensiz tepeler gibi bereketsiz, örtüsüz, serin;
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün çayırları ipekten,
bakışımız lekesiz.
Ne masalar düzmüşüz kıvrımları gümüş, ,
ne milyonlar yanından baş eğmeden geçmişiz, huyumuz
değişmemiş,
hayatımız günbegün çarpışarak yaşanılan sırların ürünüdür;
şimdi kar altında avcumuz,
ıssızlaşmış sabahlar, yoksunluk arsızlaşmış,
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün dağı taşı altından.
Ne devlerle dalaşmış, kanımızı göstermeden silmişiz.
ne kudurgan günlerde elimizi dost eline titremeden vermişiz,
bir ömür seğirtmişiz bir nefes beklemeden;
şimdi, nice anışların dudağı üşüyen bir çocuk kadar uçuk,
nicesi, el sıkışların sahtekar çıkmış.
- Bizi eşkiyalar soymamış, muhabbet yıkmış.
By HedablidaNe sağanaklar görmüşüz yarılan gökyüzünden
alnımız yıldırımlarla ağmış,
ne rüzgarlar çınlamış bağrımızda, coşkusundan kırılmış kaburgamız,
dişlenip kayaları ne ateşler yakmışız, aşmışız ne zifir
uçurumlar,
yine de ürkütmeden öpmüşüz bir ceylanı gözlerinin
yaşından
incitmeden tutmuşuz ağzımızda yorulan kelebeği;
şimdi, asmalardan korukların tadı silinmiş,
sesimizde sendeleyen bir keder,
uykusuzluk, serin serin sızıyor acıyan tenimizden;
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzde aşkın yeri çok derin.
Ne azgın canavarlar üstüne yürümüşüz bir demet
çiçek için,
neyimiz var neyimiz yok vermişiz bir narin dilek için,
yıllarını taş duvara örmüşüz ömrümüzün bir hırçın yürek için;
şimdi, çevremizde yosunlaşmış sessizlik,
Ne güzel sevmişiz, ağzımızda mavi bir tat kekremiş,
ne sızılar sarmışız yumuşacık öpüşlerin çığlığını kuşanıp,
şimdi, usulcacık ürpersek
kara gece, uykumuz kaçacak kadar delik
üstümüz çimensiz tepeler gibi bereketsiz, örtüsüz, serin;
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün çayırları ipekten,
bakışımız lekesiz.
Ne masalar düzmüşüz kıvrımları gümüş, ,
ne milyonlar yanından baş eğmeden geçmişiz, huyumuz
değişmemiş,
hayatımız günbegün çarpışarak yaşanılan sırların ürünüdür;
şimdi kar altında avcumuz,
ıssızlaşmış sabahlar, yoksunluk arsızlaşmış,
ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün dağı taşı altından.
Ne devlerle dalaşmış, kanımızı göstermeden silmişiz.
ne kudurgan günlerde elimizi dost eline titremeden vermişiz,
bir ömür seğirtmişiz bir nefes beklemeden;
şimdi, nice anışların dudağı üşüyen bir çocuk kadar uçuk,
nicesi, el sıkışların sahtekar çıkmış.
- Bizi eşkiyalar soymamış, muhabbet yıkmış.