
Sign up to save your podcasts
Or


Bu, Valizden Sonrası serisinin son bölümü.
Birlikte ilk heyecanı yaşadık.
Kültür şokunu konuştuk.
Yorulduk, geri çekildik, yeniden ayağa kalktık.
Şimdi ise yolculuğun sonunda insanın kimliğinde nelerin değiştiğini konuşuyoruz.
İki kültür arasında yaşamak nasıl bir his?
İnsan gerçekten iki yere de ait olabilir mi?
Ve göçün sonunda kazandığımız şey yeni bir ülke mi, yoksa kendimizin daha cesur bir versiyonu mu?
Belki de bazı yolculuklar vardığın yerde değil, dönüştüğün yerde tamamlanır.
Bu son yolculukta bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim. 🤍🎙️
Bir gün fark ediyorsun…
Artık markette kaybolmuyorsun.
Tramvay duraklarını ezbere biliyorsun.
Yabancı dilde düşünmeden konuşabiliyorsun.
Ve bir zamanlar yabancı hissettiren şehir, yavaş yavaş gündelik hayatının bir parçası oluyor.
Bu bölümde göçün dördüncü evresi olan uyum sürecinden konuşuyoruz.
Uyum sağlamak gerçekten ne demek?
Bir kültüre alışmak, kendi kültüründen vazgeçmek mi?
Yoksa iki kültürü aynı kalpte taşıyabilmek mi?
Çünkü bazen ev, doğduğun yer değil; kendin olabildiğin yerdir.
Hazırsan, yola beraber çıkıyoruz 🎙️
Göçün en sessiz evresi…
Kültür şokundan sonra bazen daha az konuşuruz.
Daha az anlatırız.
Daha az deneriz.
Ve bazen içimizden sadece tek bir cümle geçer:
“Acaba eve mi dönsem?”
Ama gerçekten dönmek mi isteriz?
Yoksa sadece biraz dinlenmeye, tanıdık seslere ve kendimizi yeniden toplamaya mı ihtiyaç duyarız?
Bu bölümde göçün üçüncü evresi olan geri çekilmeyi, özlemi, aidiyet arayışını ve insanın kendine yeniden yaklaşma çabasını konuşuyoruz.
Çünkü bazen geri çekilmek vazgeçmek değildir.
Sadece yeniden güç toplayabilmektir.
Hazırsan, yola beraber çıkıyoruz. 🎙️
İlk bölümde göçün en heyecanlı evresi olan Honeymoon’dan konuşmuştuk.
Peki ya o ilk heyecan yavaş yavaş yerini yorgunluğa bırakınca ne oluyor?
Bu bölümde kültür şokunu, yani göçün ikinci evresini konuşuyoruz.
Neden bir süre sonra her şey daha zor hissettirmeye başlıyor?
Dil yorgunluğu nedir?
İnsan neden kendine bile yabancı hissedebilir?
Ve belki de en önemlisi…
İnsan en çok kendine yabancı kaldığı yerde yorulur...
Kültür şoku gerçekten yeni bir ülkeye alışamamak mı, yoksa bir süreliğine kim olduğunu unutmak mı?
Hazırsan, yola beraber çıkıyoruz.
Yeni bir ülkeye taşındığınız ilk günleri hatırlıyor musunuz?
Her şey yenidir.Her şey ilginçtir.Ve her şey mümkün görünür.
Valizden Sonrası serisinin ilk bölümünde, göçün en heyecanlı ve en umut dolu evresi olan Honeymoon döneminden konuşuyoruz.
Neden ilk zamanlarda her şey bu kadar güzel görünür?
Ve neden bu his sonsuza kadar sürmez?
Çünkü göç bazen yeni bir ülkeye gitmekten çok, yeni bir senle tanışmaktır.
Hazırsan, yola beraber çıkıyoruz. 🎙️
Gitmek istediğimiz yerler, olmak istediğimiz insanlar, kurmak istediğimiz hayatlar…
Çoğu zaman gözümüz ufukta oluyor.
Ama belki de hayatın büyük kısmı vardığımız anlarda değil, varmak üzere olduğumuz zamanlarda yaşanıyor.
Bu bölümde; hedefleri, beklemeyi, sabırsızlığı, “henüz” duygusunu ve yolun kendisini konuşuyoruz.
Çünkü belki de düşündüğümüz kadar geride değiliz.
Belki henüz varmadınız.
Ama düşündüğünüzden çok daha uzağa geldiniz.
Ve belki…
Sandığınızdan daha uzun zamandır da varmak üzeresiniz
Bir şehri sevmek ne zaman başlar? İlk adımda mı, yoksa fark etmeden mi olur? Ben fark etmeden olduğunu düşünüyordum — ta ki anlayana kadar.
Beş altı yıl önce adını bile bilmediğim bir şehirden bahsediyorum. Avusturya deyince akla Viyana gelir, değil mi? Benim de öyle geliyordu. Ama ben Graz’a düştüm. Ve o “yabancı” his, bir baktım “tanıdık”a dönmüştü — nasıl, ne zaman bilmiyorum.
Bu bölümde Graz var. Öğrenci enerjisi, sessiz pazar sabahları, yerel lezzetler ve bir şehrin insana neler hissettirebildiği. Ama en çok şunu anlatıyorum — bazen bir yer seni seçiyor, sen değil onu.
Belki siz de tanırsınız bu hissi. 🎙️
Herkes hayatımıza kalmak için girmiyor.
Ama bazı karşılaşmalar, bazı insanlar ve bazı hisler uzun süre bizimle kalıyor veya kısa süreli düşünceler bırakıyor.
Bu bölümde, yanımızdan geçip giden insanların bizde bıraktığı izleri ve onların bize gösterdiği kendimizi konuşuyoruz.
Roma’da yürürken hissettiğim bir şey vardı:
Dünya benden önce başlamıştı ve ben gittikten sonra da devam edecekti.
Bu bölümde biraz zamandan, insanın küçüklük hissinden, tarihin ağırlığından ve dünyadan geçip giderken birbirimizde bıraktığımız izlerden konuşuyoruz.
Belki bazı şehirler insanı tam da bu yüzden susturuyordur...
Bu Hayatı Kurarken Kimse Alkışlamadı
Kışa Denk Geldik; hayatın yavaşladığı, seslerin azaldığı, insanın kendisiyle daha çok kaldığı bir zamanda kaydedilmiş bir podcast serisi.
Bu bölümde, alkışlanmadan, fark edilmeden ama vazgeçmeden yürünmüş bir yolun nasıl sessizce kurulduğunu konuşuyorum.
Sabırla, sorumlulukla ve görünmeyen emekle ayakta duran hayatlara bir teşekkür.
From the publisher's feed