
Sign up to save your podcasts
Or


O zaman gökyüzü, biçilmiş buğday kokardı
Rüzgar serin sesli konuğuydu evlerin
Bulutlardan,
Ağaçlardan,
Saçlardan süzülen
Bir düş inceliğinde akardı sular
İnsanlar bir soru imi gibi girip çıkarlardı dar kapılardan
Mutluluk, toprağın ve güneşin eline bakardı.
O zamanlar dünya küçüktü
Ve insanlar kardeşlik kokardı yardım duygularıyla
Paylaşmak, bir sevinci ya da güçlüğü...Bir karşı koyuş biçimiydi hayata
Birbirine benzerdi ev, toprak, dam
Bir sır gibi gizlenirdi güzellik-büyüdükçe kızlar
Erkekler şapkalarının siperinde geçerdi sokaklardan
Bulutlara çobanlık ederdim ben o zaman
Bir basma entarinin eteğinde, eski desenler gibi...
Zor inanıp, güç değişen
Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz
Biçim veremediğimiz şeylerin biçimini alıyoruz
Birbirine benzerdi mevsimlerin bahçelere getirdiği renk
Evlere getirdiği telaş, sevinç, keder...
Ölümün ömrü yok
Ölümün yüreği yok
Ölümün evi yok, ekmeği yok, sevgisi yok
Bir gün olsun dokunup kendi ellerimizle,
Aklımızla,
Yüreğimizle,
Duygularımızla,
Anlamadık...
Biz o çocukları hiç anlamadık
Biz o çocukları tanımadık hiç
Korktuk hepsinden..Neden korktuğumuzu bilmeden
Garip bir merakla bakıp arkalarından,
Saygılı, şaşkın, küçümser, karmaşık duygular içinde bocalayıp kaldık
Bizim olmayan bir ağızla konuştuk haklarında....
Şimdi düşünüyorum da,
Korkmayan yanımızmış o çocuklar bizim
Konuşan yanımızmış
Düşleyen yanımızmış o çocuklar bizim
Direnen yanımızmış
Düşünüyorum da, farkına varmadan, sessizce,
Kendiliğinden,
Sevmişim meğer onları ben, inanmışım
Katılmışım hatta türkülerine kendimce uzaktan uzağa...
Yoksa niye kanasın değil mi bunca yıldan sonra sesim durup dururken?
By HedablidaO zaman gökyüzü, biçilmiş buğday kokardı
Rüzgar serin sesli konuğuydu evlerin
Bulutlardan,
Ağaçlardan,
Saçlardan süzülen
Bir düş inceliğinde akardı sular
İnsanlar bir soru imi gibi girip çıkarlardı dar kapılardan
Mutluluk, toprağın ve güneşin eline bakardı.
O zamanlar dünya küçüktü
Ve insanlar kardeşlik kokardı yardım duygularıyla
Paylaşmak, bir sevinci ya da güçlüğü...Bir karşı koyuş biçimiydi hayata
Birbirine benzerdi ev, toprak, dam
Bir sır gibi gizlenirdi güzellik-büyüdükçe kızlar
Erkekler şapkalarının siperinde geçerdi sokaklardan
Bulutlara çobanlık ederdim ben o zaman
Bir basma entarinin eteğinde, eski desenler gibi...
Zor inanıp, güç değişen
Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz
Biçim veremediğimiz şeylerin biçimini alıyoruz
Birbirine benzerdi mevsimlerin bahçelere getirdiği renk
Evlere getirdiği telaş, sevinç, keder...
Ölümün ömrü yok
Ölümün yüreği yok
Ölümün evi yok, ekmeği yok, sevgisi yok
Bir gün olsun dokunup kendi ellerimizle,
Aklımızla,
Yüreğimizle,
Duygularımızla,
Anlamadık...
Biz o çocukları hiç anlamadık
Biz o çocukları tanımadık hiç
Korktuk hepsinden..Neden korktuğumuzu bilmeden
Garip bir merakla bakıp arkalarından,
Saygılı, şaşkın, küçümser, karmaşık duygular içinde bocalayıp kaldık
Bizim olmayan bir ağızla konuştuk haklarında....
Şimdi düşünüyorum da,
Korkmayan yanımızmış o çocuklar bizim
Konuşan yanımızmış
Düşleyen yanımızmış o çocuklar bizim
Direnen yanımızmış
Düşünüyorum da, farkına varmadan, sessizce,
Kendiliğinden,
Sevmişim meğer onları ben, inanmışım
Katılmışım hatta türkülerine kendimce uzaktan uzağa...
Yoksa niye kanasın değil mi bunca yıldan sonra sesim durup dururken?