
Sign up to save your podcasts
Or


Bir şeye çok emek verdiğinizde, o şey gerçekten daha mı değerli olur?
Yoksa bazen yalnızca verdiğiniz emeğin boşa gitmiş olabileceğini kabul etmek istemediğiniz için mi ona tutunursunuz?
Bir kitap, bir proje, bir ilişki, bir hedef...
İnsan bazen devam ettiği için güçlü görünür.
Bazen de yalnızca vazgeçemediği için devam eder.
Peki aradaki fark nerede?
Bu bölümde çabanın neden hem değer yarattığını hem de bizi geçmişe bağlayabildiğini; kaybettiğimizi geri kazanma isteğinin kararlarımızı nasıl değiştirdiğini ve “buraya kadar geldik” cümlesinin neden bazen hayatımızdaki en ikna edici tuzaklardan birine dönüştüğünü konuşuyorum.
Belki asıl soru şu:
Biz hala önümüzdeki şeyi mi istiyoruz, yoksa arkamızda bıraktıklarımızın boşa gitmesini mi istemiyoruz?
Geçmişteki halimize bakıp “O bendim” diyoruz. Gelecekteki halimizi düşündüğümüzde ise hiç tanımadığımız birine aynı rahatlıkla “O da ben olacağım” diyoruz.
Peki bizi bütün bu insanlar boyunca aynı kişi yapan şey ne?
Bu bölümde geçmişte verdiğimiz kararların bugünkü hayatımızdaki izlerini, henüz tanımadığımız gelecekteki halimiz için yaptığımız fedakarlıkları ve değişmeye devam edeceğimizi bildiğimiz halde neden bugünkü halimizi hikayenin son versiyonu sandığımızı konuşuyorum.
Belki de hayat, tek bir insanın başından geçen uzun bir hikâye değildir.
Belki aynı ismi taşıyan farklı hallerimizin birbirine bıraktığı bir mirastır.
Geçmişteki sen, bugünkü sen ve gelecekteki sen... Gerçekten aynı kişi misiniz?
Bazen bir şey hissederiz ama ne olduğunu tam olarak anlatamayız.
İçimizde bir şey vardır; ne üzüntüdür, ne öfke, ne özlem… Belki hepsinden birazdır. Ama ona verecek doğru kelimeyi bulamayız.
Peki adını koyamadığımız bir şeyi gerçekten anlayabilir miyiz?
Ya da daha tuhafı:
Bir şeye isim verdiğimiz anda onu gerçekten anlamış mı oluruz?
Belki kelimeler sandığımızdan çok daha güçlü. Bazen yıllardır taşıdığımız bir duyguyu tek bir kelimeyle görünür hale getiriyor, bazen de bizi kendi yarattığımız tanımların içine hapsediyorlar.
Çünkü insan sadece konuştuğu dille değil, kendisine anlattığı kelimelerle de yaşıyor.
Peki dil, dünyayı anlamamızı sağlayan bir anahtar mı; yoksa fark etmeden içinde yaşadığımız bir hapishane mi?
Saat 02:28.
Ya hayatınızın en büyük hedefi...
aslında size ait değilse?
Belki yıllardır çalışıyorsunuz, üretiyorsunuz, başarıyorsunuz.
Bütün bunları gerçekten kendiniz için mi yapıyorsunuz?
Yoksa yıllar önce sizi küçümseyen, kıran ya da size "Yapamazsın." diyen birine sessizce cevap mı veriyorsunuz?
Bu bölümde başarıyı değil,başarının gerçek sahibini konuşuyoruz.
İnsan geri dönmediği gün vazgeçmiş midir, yoksa sonucun değişmeyeceğini mi anlamıştır?"
Bu podcast bölümünde, geri dönüşün gerçek anlamını ve insanın yüzünü geleceğe döndüğü o kırılma noktasını sorguluyoruz. Beklentilerin, ihtimallerin ve sessiz kararların ardındaki içsel dönüşümü ele alıyoruz.
Saat 02:28
Saat 02:28.
Bir takımı, bir insanı, bir işi... Gerçekten olduğu için mi seviyoruz?
Yoksa sadece bizim istediğimiz gibi davrandığı sürece mi?
Bu bölümde, fark etmeden sevgimizi nasıl bir pazarlığa, bağlılığımızı nasıl görünmez bir sözleşmeye dönüştürdüğümüzü konuşuyoruz.
Belki de sevginin gerçek sınavı, her şey istediğimiz gibi giderken değil; hiçbir şey istediğimiz gibi gitmezken başlıyor.
02:28
İnsan zamanla yaş alır.
Peki insan ne zaman yaşlanır?
Yaş almak ile yaşlanmak arasında bir deve ile bir çocuk kadar fark vardır. Nietzsche 1885 yılında "Deve , Aslan ve Çocuk" metaforunu anlatırken, Çin İmparatorluğu 1912 yılında deve olmuştu.
1979'da yaşlılar gençleşti.
Her kuşakta aynı ilişki sonu hazırlandı: "Merak etmeyenler, terk edildiler."
Anlaşılmak istenmedim.
Merak iyidir.
Bu bölümün hazırlık süreci yaklaşık iki ay sürdü.
Ya da...
Ben öyle anlattım. Çünkü buna inanmak istedim.
İnsan bazen gerçeği değiştiremez.
O zaman hikâyeyi değiştirir.
Saat 02:28.
Ama saatin kaç olduğunun pek de bir önemi yok.
Bu hafta 02:28'de bir diğer büyük sancılarımızdan birini konuşuyoruz: Gecikmişlik Hissi
Herkes bir yere yetişmiş de bir tek siz yerinizde sayıyormuşsunuz gibi hissettiğiniz oldu mu?
Bu hafta; üzerimize kurulan o görünmez takvimleri, bizi yanlış kararlara iten 'geç kalma' korkusunu ve yetişme çabasının yoldan çıkaran o sinsi baskısını konuşuyoruz. Gecikmişlik hissi bizi gerçekten hızlandırıyor mu, yoksa sadece hata yapma hızımızı mı artırıyor?
İyi Dinlemeler
Hayatımızı gerçekten biz mi yaşıyoruz, yoksa görünmeyen bir tribüne mi oynuyoruz?
Bu bölümde “El Alem Ne Der?" sorusunu konuşuyoruz. Doğduğumuz andan itibaren hapsolduğumuz ve korktuğumuz o görünmez hayalet… Mahalle kültüründen iş hayatına kadar uzanan o tanıdık sesleri inceliyoruz.
Psikolojinin “spotlight effect” dediği, herkesin bizi sandığımızdan çok daha fazla izlediğini düşünme yanılgısına değiniyor; sosyal karşılaştırma, utanç ve görünmez baskıların hayatımızı nasıl yönlendirdiğini konuşuyoruz.
From the publisher's feed