
Sign up to save your podcasts
Or


Hasret Gültekin'in içimize işlediği ama özünde Livanelist bir eski tüfek bezginliği taşıyor olabilecek bu soru, felsefece nasıl ele alınır?
Zülfü Livaneli'den Bernard Williams'a, Adalet Ağaoğlu'ndan Michel Foucault'a zıpladığımız bu muhabbete, dönüp dolaşıp " "Bir insan ömrünü neye vermeli?" diye sormanın manasını konuşuyoruz.
İyi ile kötünün ötesine geçmek gayesiyle ahlakın soykütüğünü çıkarmaya girişen Nietzsche ile orta Anadolu bozkırından "kötünün dalı gölgesi olmaz" diye seslenen Muharrem Ertaş'ı yan yana getirdiğimiz bir muhabbet.
Kimilerine göre tee Dadaloğlu zamanlarına uzanan bozlağın önerisini Nietzsche'nin efendi / köle ahlakı kavramları etrafında ele alıyor, iyinin kötünün hesabını kendimizce bulmaya çalışıyoruz.
Hayatta her şey olur mu, yoksa bir ahlak lazım mı? Katlanacak cefalarınız ve eğerlenecek atlarınız hazırsa, buyurun!
Varoluşun alametifarikalarından biri olarak yüzyıllar evvelden beri tanınmış, "insanın içindeki büyük uçurum" gibi benzetmelerle tarif edilmiş boşluğu konuşuyoruz bu bölümde.
Dolar mı, dolmaz mı, varsayılan bir özellik midir, patolojik midir, bulaşır mı, bulaşmaz mı; felsefeden psikiyatriye, Pascal'dan Reddit gruplarına içsel boşluk meselesi sizlerle...
İnsanın en erdemli özelliklerinden biri mi, kendisini bulmasını ve aşmasını engelleyen, "alma-verme dengesi"ni bozan bir melanet mi, yoksa var olmanın kaçınılmaz koşulu mu?
Caner Metin'in pek kıymetli zamanından feragat ederek hazırladığı bölümde, Kant, Nietzsche, Levinas, Benjamin duraklarına da uğrayarak fedakarlık ve sorumluluk meselesini konuşuyoruz.
Kendini keşfet diyorlar, kendini değerli hisset diyorlar, kendini sev, güven, alla pulla, öp, okşa, kokla falan filan. Biz de gendimize kahvaltı ediyor, gendimize dinleniyor, gendimize yaşıyoruz. Peki kim lan bu kendi?
Antik Yunan'dan, Sennet amcanın deyimiyle kamusal insanın çöktüğü zamanlara uzanıyor; oradan eşsiz bir derinliğe, biricikliğe ve olmazsa olmaz bir değere sahip olduğu iddia edilen günümüze ilerleyerek "kendi"nin peşine düşüyoruz efenim bu bölümde.
Yaşadığımız çağda boynumuza asılan en ağır zincirlerden birini, başarıyı ve onun gariban ikizi başarısızlığı konuşuyoruz.
Günümüzde ahlaki olarak başarılı olmanın koşulu müzmin bir başarısızlık mıdır, yoksa bunu düşünmek bir fukara avuntusu mudur?
Yılların başarısızı Caner Metin, üj-bej bira eşliğinde düşünmeye ve sorgulamaya davet ediyor!
Hepimizin sprektrum'u bir ucundan yakalayıp köylü gibi akıl sağlığı sağlam olmaktan kurtulabildiğimiz nöroçeşitliliklerden DEHB'yi konuşuyoruz. Simone Weil'in dikkat üzerine düşünceleri ve Walter Benjamin'in DEHB sahibi olup olmadığının sorgulanması da cabası...
Yaşarken bir an evvel kurtulmak için can atılan o çocukça can sıkıntısındaki cevheri arayıp bulmaya çalıştığımız bir muhabbet.
Eğitim, sağlık, iş, romantik ilişkiler, hayatın her alanında en temel probleme dönüşen güvenlik üzerine lakırdı ediyoruz bu bölümde.
Kiminin can derdine mecbur kalıp kendini teslim ettiği, kiminin seve seve kollarına atıldığı, "Allah kimseyi ellerine düşürmesin" modern tıbbı, hastalığı, kırılganlığı, evhamı konuşuyoruz.
From the publisher's feed