“Âdem-i hayvânî” ve “âdem-i sûrî”ye gelince, bunlar da aynı tohumun başakları
olmalarına rağmen, nefs-i emmârenin güdümünde, tamiri zor bir deformasyon yaşadıklarından, maddı̂ anatomileri, şekil
ve şemailleriyle birer insan görünümünde olsalar da, vicdan mekanizmaları, kalb,
ruh ve sır sistemleriyle “ahsen-i takvîm”
çizgisinin çok çok altında bir hayat tarzını
intihap etmeleriyle manevı̂ anatomilerini bütün bütün görmezlikten gelmişlerdir.
Evet, ruh dünyalarında iç içe deformasyonlar yaşadıklarından mesâvı̂-i ahlak akıntılarına kapılarak âdemı̂ simalarını karartıp
adeta manevi bir meshle insanı̂ çizginin
altına düşüvermişlerdir. Görememişlerdir
hilkatin gayesini ve ahsen-i takvı̂me mazhariyetin gereklerini.. anlayamamışlardır