İlkbaharda yeryüzünün yeniden uyanışında,
yeniden yaratılmanın işaretleri vardır. Ölmüş
sandığımız kuru dallar yeşerir, kış uykusuna
yatan hayvanlar uyanır, kuzular, dereler, papatyalar kendini gösterirler. Bir yanda cemreler peş peşe düşerken, diğer yanda leyleklerin
yuvalarına dönüşü, bizi bir başka mutlu eder.
Kuşların cıvıltıları yüreğimizi ferahlatır, yüzümüzde güneşler açmasına vesile olur.
Ne var ki ilkbaharda havalar bir türlü düzene girmez. O kadar heyecanla beklediğimiz
bahar bizi şaşırtır, hatta bazen üzer. Bir gün
güneş açar, işte yaz geliyor derken, ertesi gün
kopan bir fırtına, bizi yol ortasında ince giysilerle yakalar. Biraz tedbirli olayım derseniz
üzerinizdeki kazakla rutubet ve sıcaktan bunalabilirsiniz. Bir gün sağanak bir yağmura
yakalanabilirsiniz. Aniden gelen sis, uçağınızın
kalkmasını engeller, hatta uçuşunuz iptal olabilir, planlarınızı altüst eder. Sevinçle, ümitle beklediğimiz bahar, bizi sukût-ı hayale uğrattı diye
düşünenler bile olabilir.
Bahar, kış döneminde ortadan kaybolan çiçeklerin, meyvelerin, daha genel bir ifadeyle,
bütün bitkilerin yeniden yaratılmasıdır. Nebatatın tozlaşmaları, umumiyetle baharda olur.
Allah hiçbir meyveyi, çiçeği, ağacı diğeriyle aynı
tutmamış, birbirine en çok benzeyenlerin bile
özelliklerini farklı yaratmıştır. Çoğalmaları da
türlü türlüdür. Biri havanın 18 derece olmasını
beklerken, diğeri 28 derece olmadan harekete
geçmez. Rüzgârın şiddetine göre de birtakım
bitkilere çoğalma imkânı verilir.