İstanbul 3. Havaalimanı, inşasına başladığı ilk günden bu yana tartışma konusu.
29 Ekim’de “göstermelik” bir açılışla boy gösteren havalimanı projesinde üstlenici-işletmeci müteahhit ortaklar, adeta “batan gemiyi” terk etmeye başladı. Atatürk Havalimanı’ndan taşınma işlemi ise üç kez ertelenirken iktidar, işi “31 Mart bir geçsin de bakarız” anlayışına havale etmiş gözüküyor.
Faaliyete geçme tarihinin seçim sonrasına ötelenmesi, havalimanının bazı risk unsurlarını taşıyor olmasından kaynaklanıyor.
İstifalar, işçi isyanları ve bir bilinmeze giden taşınma işlemi…
“İstanbul 3. Havalimanı’nda neler oluyor?” sorusunu, projeyi ilk günden bu yana yakın takibe alan, bu konuda birçok haber ve makale kaleme alan gazeteci-yazar Pelin Cengiz’e sorduk.
Sıcak Takip’te Ahval’in sorularını yanıtlayan Cengiz, Meksika örneği üzerinden bir karşılaştırma yapıyor. Bu saatten sonra açılsa da açılmasa da dev bir maliyet yükünün vatandaşın sırtına yükleneceğini söyleyen Cengiz, devletin verdiği yolcu garantisinin ilk etapta 90 milyon kişi olduğunu hatırlatıyor. Gerçekleşmeyen her bir yolcu için devletin ödeme yapacağının altını çizen gazeteci, daha şimdiden faaliyete geçmeyen her bir günün devlete, dolaylı olarak vatandaşa fatura olarak kesildiğini kaydediyor.
Konuyu uzmanlarla da konuşan Pelin Cengiz, önemli bir detaya dikkat çekiyor. Yeni havalimanı faaliyete geçse dahi diğer uluslararası havayolları taşınacak mı, taşınma kararı alanlar ne zaman taşınacak bu konuda bir belirsizlik olduğuna vurgu yapıyor. “Havalimanının zeminiyle ve konumuyla ilgili çekinceler sebebiyle havayolları sadece belli hava şartlarında iniş kalkış yapmak isteyebilir" diyen Cengiz, Boeing skandalına atıf yaparak, “Artık havayolunda en ufak riske bile yer verilmeyecek şartlar getirilmiş durumda. 3. Havalimanı’nın en ufak bir risk unsuru taşıması durumunda milyar dolarlık projenin çürümeye terk edilebileceği riskinden bahsediyor. Zira Türkiye’de bunun bazı örnekleri geçmiş yıllardan mevcut.
Milyar dolarlık “çöp projeler” arasında 200 milyon dolar maliyeti bulunan Atatürk Olimpiyat Stadı, rüzgâr durumu hesaplanamadığı için spor organizasyonlarına ev sahipliği yapamazken, 300 milyon dolara yapılan Formula 1 Parkı ise bir araç kiralama şirketi tarafından araç depolama alanı olarak kullanılıyor. Avrupa’nın en büyük kültür merkezi olarak tanıtılan Haliç Kongre Merkezi ise düğün organizasyonları için kiralanmaya başlandı.
Meksika örneğine bakıldığında ise geçen yıl temmuz ayında gerçekleşen seçimleri kazanan Meksika Devlet Başkanı Manuel López Obrador, yüksek maliyeti, çevreye etkileri ve yolsuzluklara yol açması sebebiyle inşası süren havalimanını referanduma götürerek iptal etti.
Meksika'nın başkenti Mexico City'nin doğusunda bir devlet arazisine inşa edilen ve 13 milyar dolara mal olacağı açıklanan Mexico City Uluslararası Havalimanı'nın (NAIM) projesinin iptal edilse de dev bir maliyet çıkardığını söyleyen Cengiz, “Havalimanının inşaatı ülkedeki en tartışmalı konularından biri olmayı sürdürüyor. Çünkü, daha önce 13 milyar dolar olacağı açıklanan projenin maliyeti, iptal kararının ardından Meksika pesosundaki değer kaybıyla birlikte 15 milyar dolara yükseldi” diyor.
Cengiz’in aktardığına göre İspanya'nın büyük bankalarından BBVA'nın hesaplamalarına göre, projenin iptalinin toplam maliyeti 10,5 milyar doları bulacak.
Dünyada bugüne kadar mega projeler üzerine yapılmış en kapsamlı araştırma Oxford Üniversitesi'nden Bent Flyvbjerg'in Nils Bruzelius ve Werner Rothengatter adlı araştırmacılarla birlikte yaptığı "Mega Projeler ve Risk: Hırsın Anatomisi" (Megaprojects and Risk: An Anatomy of Ambition) adlı çalışmadan alıntılar yapan Cengiz, “Dolayısıyla ister tamamlansın, ister vazgeçilsin, mega projelerde zararın neresinden dönülürse kâr etmek mümkün değildir, elini veren önce kolunu sonra bütün vücudunu kaptırır, buyrun size iki farklı örnek” ifadesini kullanıyor.