
Sign up to save your podcasts
Or


وَمَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ ﴿٥٠﴾
“Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. (Anında gerçekleşir.)” (Kamer 50)
Bu, "Bizim işimiz, bir emirden ibarettir" manasmdadır. Bu bir kelime de, Allah Teâlâ'nın yaratmak istediği şeye "kün" (ol) demesidir. Meşhur ve açık olan mana budur. Bu izaha göre, Allah Teâlâ, bir şeyi yaratmak istediğinde ona, "ol" der. Binâenaleyh burada bir değil iki şey ortaya çıkar:
a) İrade etmek (istemek). b) Demek... Binâenaleyh irâde, "kader"dir; demek de "kazâ"dır. Ayetteki "vâhidetün" (bir şey) ile ilgili olarak şu iki izah yapılabilir:
1) Bu, emrinin geçerli olduğuna bir işaret olsun diye, sözünü tekrar etmeye hacet kalmayışının bir izahıdır.
2) Durumun (her ne olursa olsun, O'nun için) farklılık arzetmeyişinin beyâniyesidir.
Binâenaleyh o büyük Arş'ı yaratırken olan durumu, tıpkı en küçük karıncayı yaratırkenki durumu gibidir. O halde Cenâb-ı Hakk'ın durumu, her şey karşısında aynıdır.
Ayetteki "bir göz kırpması gibi" ifadesi, O'nun emrinin değil, olayın meydana gelişin buna benzetildiğini anlatır. Buna göre, Hak Teâlâ sanki, "Bizim emrimiz tekdir (bir keredir). Binâenaleyh bu emirle emrolunan şey, bir göz kırpması gibi hızlıca oluverir" demektedir. Çünkü eğer bu benzetme, Hak Teâlâ'nın "emri" ile ilgili olsaydı, bu, Allah'a yakışan bir övgü sıfatı olmazdı. Çünkü "kün" (ol) kelimesi de, tıpkı bir göz açıp-kapama süresinde söyleniverilen bir sözdür.
4) Yaratılan şeyler, birbirine mukabil olan iki ya da üç sıfattan hali olmazlar. Bunun misali şudur: Maddenin, yaratılmasından sonra, mutlaka bir mekânda olması gerekir. Ve onun, mutlaka ya hareket halinde, ya da hareketsiz olması gerekir. O halde maddenin, ilk önce yaratılması (îcâd) O'nun "halk" etmesi; maddenin üzerinde görülen şeyler ise O'nun "emr"i iledir. Bunun delili, "Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Hepsi de emrine râm olarak (...)"(Araf, 54) ayetidir.
Böylece Cenâb-ı Hak, maddeyi yarattıktan sonra, onun için söz konusu olan hareket, sükûn vs. şeylerin kendi "emr"i ile olduğunu belirtmiştir. Yine bunun böyle olduğunun delili, Hz. Peygamber (s.a.s)'in "Allah Teâlâ'nın yarattığı ilk şey, akıldır. (Onu yarattı da), ona, "gel" dedi, o da geldi. Daha sonra da ona, "git" dedi, o da gitti" hadisidir. Böylece "yaratma" işi, hakikatte (maddede), "emr" işi ise, "arâz"da, sıfatlarda kullanılmış oldu. Cenâbı Hak, "Allah, gökleri ve yeri ve bunların arasında olan şeyleri altı günde yaratan ... "(Secde, 4) demiş, daha sonra da, "Gökten yere kadar her işi O yönetir, sonra, sizin sayageldiğinizce bir sene miktarında olan bir günde yine O'na yükselir" (Secde. 5)
8) İcâd, "halk" (yaratma); yok etme ise, "emr"dir. Yani, Allah Teâlâ, o çetin, zorba meleklerine, "Helak edin" veya "şöyle yapın..." dedi mi, onlar, Allah'ın kendilerine emrettiği hususta O'na isyan etmezler, emrine uyma işini yeniden emir vermesine bağlamazlar. Dolayısıyla O'nun ilk emrini müteakiben, adem ve helak olmak gelir.
By Kerem Önderوَمَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ ﴿٥٠﴾
“Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. (Anında gerçekleşir.)” (Kamer 50)
Bu, "Bizim işimiz, bir emirden ibarettir" manasmdadır. Bu bir kelime de, Allah Teâlâ'nın yaratmak istediği şeye "kün" (ol) demesidir. Meşhur ve açık olan mana budur. Bu izaha göre, Allah Teâlâ, bir şeyi yaratmak istediğinde ona, "ol" der. Binâenaleyh burada bir değil iki şey ortaya çıkar:
a) İrade etmek (istemek). b) Demek... Binâenaleyh irâde, "kader"dir; demek de "kazâ"dır. Ayetteki "vâhidetün" (bir şey) ile ilgili olarak şu iki izah yapılabilir:
1) Bu, emrinin geçerli olduğuna bir işaret olsun diye, sözünü tekrar etmeye hacet kalmayışının bir izahıdır.
2) Durumun (her ne olursa olsun, O'nun için) farklılık arzetmeyişinin beyâniyesidir.
Binâenaleyh o büyük Arş'ı yaratırken olan durumu, tıpkı en küçük karıncayı yaratırkenki durumu gibidir. O halde Cenâb-ı Hakk'ın durumu, her şey karşısında aynıdır.
Ayetteki "bir göz kırpması gibi" ifadesi, O'nun emrinin değil, olayın meydana gelişin buna benzetildiğini anlatır. Buna göre, Hak Teâlâ sanki, "Bizim emrimiz tekdir (bir keredir). Binâenaleyh bu emirle emrolunan şey, bir göz kırpması gibi hızlıca oluverir" demektedir. Çünkü eğer bu benzetme, Hak Teâlâ'nın "emri" ile ilgili olsaydı, bu, Allah'a yakışan bir övgü sıfatı olmazdı. Çünkü "kün" (ol) kelimesi de, tıpkı bir göz açıp-kapama süresinde söyleniverilen bir sözdür.
4) Yaratılan şeyler, birbirine mukabil olan iki ya da üç sıfattan hali olmazlar. Bunun misali şudur: Maddenin, yaratılmasından sonra, mutlaka bir mekânda olması gerekir. Ve onun, mutlaka ya hareket halinde, ya da hareketsiz olması gerekir. O halde maddenin, ilk önce yaratılması (îcâd) O'nun "halk" etmesi; maddenin üzerinde görülen şeyler ise O'nun "emr"i iledir. Bunun delili, "Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Hepsi de emrine râm olarak (...)"(Araf, 54) ayetidir.
Böylece Cenâb-ı Hak, maddeyi yarattıktan sonra, onun için söz konusu olan hareket, sükûn vs. şeylerin kendi "emr"i ile olduğunu belirtmiştir. Yine bunun böyle olduğunun delili, Hz. Peygamber (s.a.s)'in "Allah Teâlâ'nın yarattığı ilk şey, akıldır. (Onu yarattı da), ona, "gel" dedi, o da geldi. Daha sonra da ona, "git" dedi, o da gitti" hadisidir. Böylece "yaratma" işi, hakikatte (maddede), "emr" işi ise, "arâz"da, sıfatlarda kullanılmış oldu. Cenâbı Hak, "Allah, gökleri ve yeri ve bunların arasında olan şeyleri altı günde yaratan ... "(Secde, 4) demiş, daha sonra da, "Gökten yere kadar her işi O yönetir, sonra, sizin sayageldiğinizce bir sene miktarında olan bir günde yine O'na yükselir" (Secde. 5)
8) İcâd, "halk" (yaratma); yok etme ise, "emr"dir. Yani, Allah Teâlâ, o çetin, zorba meleklerine, "Helak edin" veya "şöyle yapın..." dedi mi, onlar, Allah'ın kendilerine emrettiği hususta O'na isyan etmezler, emrine uyma işini yeniden emir vermesine bağlamazlar. Dolayısıyla O'nun ilk emrini müteakiben, adem ve helak olmak gelir.

1 Listeners

67 Listeners

6 Listeners

50 Listeners

18 Listeners

0 Listeners

1 Listeners

0 Listeners

0 Listeners