bu berraklık suçtu şüphesiz,
insan böyle şeffaf olmamalı.
yakın tüm romanları,
yıkın bütün kubbeleşmiş mısraları!
heceleri umuttur,
adamı ipe götürür.
harfleri harfiyen insanı sudan
susuz getirir.
lafım şairlere değil sevgilim,
katlim, sebebim.
yazıyorsam yaşıyor muyum?
güvercinlerim takla atmıyor
ve yağmurlar romantik gelmiyor.
bütün yazdıklarım inan ki
bana kafi gelmiyor.
yüzyıllar arasından gelen,
dünyalar arasında gezen,
bir seyyahtım ya ben
Coelho benden ötürü yazmıştır o romanı
insan eğer, insan eğer… lafü güzaf.
artık ne yolları, ne de varacakları
sokakları, durakları
kalbim ata ata gözlemiyorum.
bir Bertolt Brecht hüznü üzerimde
sorma gitsin!
elekten geçmemiş dertlerim
diş kırar.
beni alana hüznüm eşantiyon!
ne dinlediğim sahi,
ne okuduğum kaburgamda yer tutar.
işte ondandır mısralara ve romanlara küskünlüğüm.
zaman onları da tuzlu bir çay bardağına
dönüştürüyor.
ayıp değil mi be zaman kardeş!
ben sana ne ettim,
akrebine mi bastım,
yelkovanına mı küfrettim?
“yar gider yaren kalır.” derlerdi ya hani,
zaman atasözü dinlemeyen
asi bir ergen olsa gerek,
ne yar bırakıyor ne de… lafü güzaf.
elleri, kolları senden benden uzun
hele ki burnunun girmediği mahrem yok.
bir zamanlar’la başlayan bütün heveslerim
pardon
bütün cümlelerim
zamanla bizaman oluyor.
işte bu çok ağrıma gidiyor.
eğer tanrı varsa bir yerlerde
yukarıda ve haşa aşağıda,
bence zamanı yaratmamıştır.
ne uğraşacak koskoca tanrı
beş geçelerle,
beş kalalarla?
bu zaman da yine bir naşerefi mahlukat uydurmasıdır.
yani bizim icadımızdır.
ağaç ve balta masalı gibi.
besle kargayı oysun gözünü misali,
seni biz yarattık,
saniyeni, dakikanı,
hiç üşenmedik
saliseni, tik takını,
kurduk da koca dişlileri
üzerinde yolculuk yaptık.
kumdan, güneşten, aydan saatini…
her dilde tarihini yazdık.
çağlar açtık seninle
çağlar kapattık.
pek mukaddes belleyip
evlerimizin duvarına astık.
peki sen ne yaptın?
bize hep o çirkin yüzünü gösterdin.
zaman kardeş, bize çok ayıp ettin!
hasret diye bir sancı dayatıyorsun
hep gece karanlığında bastırıyorsun
hunharca.
sen de mi yarayla alay ediyorsun?
bahtiyarlık duydun mu sen hiç?
bir kerre de iki kalıp,
heybemiz için,
ondan sar.
biz senin acımasızlığını
kitaplardan da biliyoruz ya,
belki büyüklüğünü gösterirsin diye
yaşıyoruz sessizce.
fakat tak eden şeyler var
göğüs kafesimde aralanan,
kaşlarım çatılıyor
ve canım o an elma dişlemek dahi çekmiyor.
yüzümü yıkamak kafi değil
saçımı başımı taramak
artık bir şeylere heyecanlanarak
şu izbe evin eşiğinden
çıkmak istiyorum,
dünyaya
şehre
sokaklara karışmak…
duy zaman kardeş, seninle harbimiz
yeni başlıyor!