Doğayı sevdiği değil, onun bir parçası olduğu aşikardı. Ayaklarının altındaki toprağa kök salıyor, dokunduğu ağaç gövdesinde elleri dal dal oluyordu adeta. Bir salyangozun kabuğu gibi, doğanın da bizim evimiz olduğunu biliyordu. Bireysel yaşamında doğayla barışık yaşamaya çalışıyor, ekoloji örgütlerinde, çevreye duyarlı siyasi hareketlerde rol alıyordu. İnanıyordu, uğraşıyordu… Ama bir şeyler ya eksik ya fazlaydı, olmuyordu, olamıyordu. Bir kamp ateşinin başında yan yana düşmüştük. Işıldayan gözlerinde umudu gördüm. Bu yazı “O”na ve umudadır…