
Sign up to save your podcasts
Or


İnsan hayatının bir noktasında bu cümleyi mutlaka kuruyor.
Bir ayrılık yaşadığımızda, bir sınavı kazanamadığımızda, bir hayalimiz gerçekleşmediğinde… o an yaşadığımız şey sadece bir olay olmaktan çıkıp hayatımızın tamamıymış gibi hissettirebiliyor.
Bu bölümde tam olarak bunun neden olduğunu konuşuyoruz.
Referanslar
Epiktetos — Stoacı felsefe (Olaylar ve yargılar ayrımı)
Aaron Beck — Bilişsel terapi kuramı
Albert Ellis — Bilişsel davranışçı yaklaşım / REBT
Viktor Frankl — Man’s Search for Meaning
Eckhart Tolle — The Power of Now
Jon Kabat-Zinn — Mindfulness tanımı ve çalışmaları
Nietzsche — Varoluşçu düşünceye katkıları
Bilişsel psikoloji kavramları:
Aşırı genelleme (Overgeneralization)
Felaketleştirme (Catastrophizing)
Duygusal akıl yürütme (Emotional reasoning)
Spotlight effect
Bu bölümde hırsın gerçekten ne olduğunu ve neden kadınlarda çoğu zaman tehdit gibi algılandığını konuşuyoruz.
Toplum erkeklerin hırsını “vizyon”, “liderlik” ve “karizma” olarak överken, kadınların hırsını çoğu zaman “fazla iddialı”, “kibirli” ya da “dikkat çekmeye çalışıyor” olarak etiketleyebiliyor.
Oysa hırs başkalarını ezmek değil bir şeyi gerçekten istemek ve onun için emek vermektir.
Bu bölümde hırsın neden bastırıldığını, kadınların enerjisini çoğu zaman neden kendi hedefleri yerine kabul görmek için harcadığını ve bu enerjiyi yeniden kendimize nasıl yönlendirebileceğimizi konuşuyoruz.
Çünkü hırs sadece başarıyla ilgili değildir.
Kendi hayatının direksiyonuna geçmekle ilgilidir.
Referanslar
• Eileen Gu – 2022 Kış Olimpiyatları röportajları ve medya tartışmaları• Alysa Liu – Olimpik buz pateni sporcusu• Timothée Chalamet – başarı ve hırs üzerine röportajları• Kanye West – hırs ve özgüven üzerine kamuya açık söylemleri
Haklı olduğumuz halde neden haksız konumuna düşüyoruz?
Sorun gerçekten biz miyiz, anlatma şeklimiz mi, yoksa içinde yaşadığımız kültürel sistem mi?
Kendini doğru ifade etmek aslında karşı tarafı değiştirmek değil, önce kendi duygunu netleştirmekle başlıyor. Haklı olmak yetmiyor; duyulmak ayrı bir beceri, anlaşılmak ayrı bir sistem.
Reaktif olmak yerine zaman ve zemin yaratmak, yazmak, meseleyi suçlama değil ortak problem olarak koymak iletişimin tonunu değiştiriyor.
Geert Hofstede – Kültürel Boyutlar Teorisi (Collectivism vs. Individualism)
Marshall Rosenberg – Nonviolent Communication (Ben dili ve ihtiyaç temelli iletişim)
Daniel Goleman – Emotional Intelligence (Duygu regülasyonu)
Chris Voss – Never Split the Difference (Zaman ve zemin yaratma yaklaşımı)
Warren Buffett – Uzun vadeli fayda ve rasyonel karar perspektifi
Gerçekten değişimden mi korkuyoruz, yoksa değiştikten sonra kim olacağımızı bilmemekten mi?
Bu bölümde; kıskançlık, değersizlik, dışlanmışlık gibi duyguların aslında zayıflık değil, ilişkilerdeki yerimizin belirsizleşmesine verilen doğal tepkiler olduğunu konuşuyoruz.
Hayatın akışkan doğasını, değişime direndiğimizde neden yorulduğumuzu ve belirsizlikle kalabilme kapasitesinin zihinsel esneklikle nasıl bağlantılı olduğunu ele alıyoruz.
Peki çözüm ne?Teslimiyet (direnmeyi bırakmak), kabullenmek (gerçeği görmek), merakla yaklaşmak ve radikal açıklık.
Belki de mesele kontrol etmek değil, kontrol edemediğinle yaşayabilmektir. Çünkü hayat tutulacak bir şey değil.
Referanslar:
Herakleitos – “Aynı nehre iki kez girilmez.”
Carl Jung – “Kabul etmediğin şey seni arkadan yönetir.”
Martin Buber – I and Thou (Ben ve Sen)
Rainer Maria Rilke – Radikal açıklık yaklaşımı
Tame Impala – Let It Happen
Bu bölümde, insanın hayatta kalabilmek için kendine anlattığı hikayelerin zamanla kimliğini, ilişkilerini ve hayatla temasını nasıl değiştirdiğini konuşuyoruz.
Bazen “Bu bana yeter.” deriz.Bazen “Ben zaten istemiyordum.”Bazen “Ben haklıyım.”Bazen de “Benim kimseye ihtiyacım yok.”
Bu cümleler o an bizi korur.Ama uzun süre tekrar edildiğinde, bir süre sonra gerçeğin yerini almaya başlar. Oysa insanın hayatı, kendine yalan söylemeyi bıraktığı yerde değişmeye başlar.
Referanslar
• Leon Festinger — Bilişsel Uyumsuzluk Kuramı• Sigmund Freud — Savunma Mekanizmaları• Viktor Frankl — İnsanın Anlam Arayışı• John Bowlby — Bağlanma Kuramı• Mary Ainsworth — Bağlanma Stilleri• Fyodor Dostoyevski — Suç ve Ceza• Joshua Oppenheimer — Öldürme Eylemi (The Act of Killing, 2012)• Kristin Neff — Öz-Şefkat• Carl Jung — Gölge ve Kendini Aldatma
Cesareti çoğu zaman korkusuzlukla karıştırıyoruz. Oysa cesaret, korkunun yokluğu değil, korkuyla birlikte hareket edebilme kapasitesidir.
Bu bölümde Tom Cruise’un “Korkuyorum ama korkuyla durabilmeyi öğrendim” cümlesinden yola çıkıp, Mahatma Gandhi’nin çekingen bir gençken nasıl cesur bir figüre dönüştüğüne, Alex Honnold’un korkuyu hazırlıkla nasıl yönettiğine bakıyoruz.
Korkuyu bir stop işareti sanmak yerine, onu bir mesaj olarak okumayı, “hazır hissetmeyi” beklemeden adım atabilmeyi ve cesareti başkalarından ödünç alabileceğimizi konuşuyoruz.
Referanslar
Tom Cruise – Röportaj alıntıları
Mahatma Gandhi – Biyografik kaynaklar
Alex Honnold – Free Solo belgeseli
Albert Bandura – Öz-yeterlilik kuramı
Ranjay Gulati – Cesaret ve liderlik çalışmaları
Huberman Lab
Bu bölümde uzun süren arkadaşlıkların bir “şans” hikayesi olmadığını konuşuyoruz ve arkadaşlık ilişkilerini en çok zorlayan iki temel motivasyonu masaya yatırıyoruz:
yalnız kalma korkusu ve sevilme ihtiyacı.
Arkadaşlık neden bazen bir bağ olmaktan çıkıp bir onay mekanizmasına dönüşüyor?“Beni iyi hisset” talebi ne zaman bir yük hâline geliyor?Özdeğer içeriden gelmediğinde ilişkiler neden kırılganlaşıyor?Uzun süreli ve güvenli arkadaşlıkların davranışsal temellerinde neler var?
Referanslar
David Ghiyam – Kayıp korkusu ve sevilme dürtüsü üzerine
Esther Perel – Güven, tutarlılık ve ilişkiler
Simone Weil – “Dikkat, sevginin en saf hâlidir.”
Epiktetos – Düşünceler ve yorumlar
Mevlana – Dostluk ve kusurluluk üzerine
Rainer Maria Rilke – İlişkiler ve büyüme üzerine
Bu bölümde aşk acısının neden çoğu zaman aşktan daha büyük, daha yoğun ve daha derin hissedildiğini konuştuk.
Heated Rivalry üzerinden, aşkın “kavuşma”dan çok hasret, özlem, inkâr ve içeride taşınan ağırlık olduğundan bahsettik. Ardından aşk acısını 5 türe ayırdık ve her tür için “Neyi unutamıyoruz? Bu acı nerede büyütür, nerede küçültür?” sorularını cevapladık.
Referanslar / Geçen İsimler
Heated Rivalry (dizi)
Büyük Ev Ablukada – “İhtimallerin Heyecanına Üzülüyorum”
Adele – “Someone Like You” +“Chasing Pavements”
Rollo May
Erich Fromm – Sevme Sanatı
Nietzsche
Rilke
Nazım Hikmet
500 Days of Summer
La La Land, Normal People, Titanic, The Notebook, Romeo & Juliet
Bu bölümde duygusal zekayı bir hayatta kalma becerisi olarak ele aldık.
Duygusal zekâ, ne hissettiğini fark etmek ve o duyguyla ne yapacağını seçebilmektir.
Duygu başka şeydir, davranış başka.
Öfke hissedebilirsin ama öfkeyle kırıp dökmek zorunda değilsin.
İntikam hissedebilirsin ama intikam almak zorunda değilsin.
Fark et → adını koy → dur → duyguyu büyütme → gerekirse yardım iste.
Çünkü kontrol, duyguyu bastırmakla değil, onu anlayıp yönetmekle başlar.
Daniel Goleman — Emotional Intelligence (1995)
Brené Brown — Atlas of the Heart
Bu bölümde:
Mutluluğun neden iyi hissetmekten ibaret olmadığını,
Neden acısız, garantili bir hayatın bile bizi tatmin etmediğini,
Mutluluğun hazdan değil anlamdan doğduğunu,
Dış koşullara bağlı mutluluğun bizi nasıl kırılgan hale getirdiğini konuşuyoruz.
Stoacılıktan Budizm’e, “Let them” yaklaşımından farkındalığa, öz-şefkatten iç dengeye uzanan üç güçlü bakış açısıyla mutluluğu içeride nasıl inşa edebileceğimizi ele alıyoruz.
Ve belki de en önemlisi şunu hatırlıyoruz:
Hayat bizi sürekli mutlu etmek için değil, bizi güçlendirmek için var.
Robert Nozick – Experience Machine (Düşünce Deneyi)
Marcus Aurelius – Düşünceler (Meditations)
Budist öğretiler – Kabullenme & iç denge yaklaşımı
Autobiography of a Yogi – Paramahansa Yogananda
A Course in Miracles – “Gerçek olan hiçbir şey kaybedilemez.”
From the publisher's feed