İnsanın bir duruşu, keşfettiği bir özü ve bunu yansıtabildiği bir dünyası olmalı. Bu yüzden hayatımızdaki vizyonun misyonumuzu desteklemesi ve beslemesi gerekmektedir. Peki, kendine sordun mu hiç vizyonun hangi misyona hizmet ediyor? Nihayetinde hayattan bir yanıt bekleyeceksek ilk soruyu yaşam ile bedenimiz arasındaki bağlantıya yani algımıza sormalıyız.
Merak arzun sayesinde farkındalığa dönüşen bu yolculukta, bir yol arkadaşın olmak isterim. Bu yazının sonunda birkaç soru göreceksin, oraya kadar sabırla ilerle lütfen. Çünkü merak ettiğin şeye dönüşmek, sabrın olduğu yerde gerçekleşebilir. Dönüşümün olması gereken yerde ise sorular sormalıyız.
Ben kendime özgü bir misyon edinme noktasında cesur sorular sormaktan kaçınmadım. Bu sorular birçoğumuzun sık sık kafa patlattığı sorular aslında. “ Ben neredeyim , neden buradayım ne yapıyorum, amacım ne ? “ gibi sorulardı. Bulduğum yanıtlar sonucunda misyonumun; öğrenmek , keşfetmek, devamında öğrendiklerimi ve keşfettiklerimi diğer insanların da öğrenmesi ve keşfetmesi yolunda rehberlik etmek olduğunu anladım.
Öğrenme eyleminden bahsedecek olursak öğrenmenin iki yolu vardır. Deneyimlemek ve okumak. Biri tecrübeler ile diğeri ise öngörü ile gerçekleşir. Deneyimlemek yaşam boyu sürer. Son nefesimizde dahi “ Ölüm nedir?” hissini deneyimler ve öğrenme halinde oluruz. İnsan hayatı boyunca belli başlı şeyleri keşfedebilir deneyimleyebilir. Bu yüzden deneyimleyerek öğrenme şekli her ne kadar son ana kadar devam etse bile sınırlıdır. Çünkü insanın en azından bilinen bir yaşamı vardır, keşfedilmeyi bekleyen şeyler ise oldukça fazladır.
Okumak ise, ait olmadığımız yaşamları dahi deneyimlememizi sağlar. Bir ömre birçok ömrün tecrübesini sığdırmak gibidir. Öngörüdür. Özümsemektir . Öğrenmenin en heyecanlı en sınırsız halidir.
Özünü keşfet, ” Ben kimim, nerede, nasıl ,ne olarak var olmalıyım ?” bu soruları sormak ve cevap bulmak hayatta kendine yapabileceğin en büyük jest olur. Hatta en büyük ve en temel sorumluluğundur bu. Çünkü özünü keşfetmek hayatı anlamlı kılacak tek şeydir. Hayatın hepimiz için ortak ve yegane bir amacı yoktur, amaç ve yol kişiseldir. Bu senin yolun ve yolculuğun o yüzden keyfini çıkarsan ve dümene geçsen iyi olur.
Bu soruları sorarken zihninin özgürlüğüne sığın. Cevapların özgür olsun. Dön bak kendine özgür müsün? Özgür olmak bedenen, ruhen ve zihnen olmalıdır. Takdir ve beğeni toplamak, başkalarına karşı borçlu hissetmek üzerine kurulu cevaplar olmadığına emin ol . “Özgürlük istediğinde evet ya da hayır diyebilmek kadar istediğimizde de susabilmektir. “ diye okumuştum bir kitapta. Özgürlük özündür.
Genelde hayatlarımız ile ilgili, gerçek yaşamımız ve hayallerimiz arasında sıkıştığımızı söyleriz. Gerçeği mi yoksa hayali mi seçmeli ? Peki hayallerimizin peşinden koşmanın doğru olduğunu bilirken neden hala başaramaz ve mutsuz oluruz ? Çünkü o hayaller gerçekten bizim mi bilemeyiz. Aile ve toplum baskısı, beğeni ve takdir edilme arzusu ile başkaları tarafından kurulmuş, bize empoze edilmiş ipotek hayaller mi, yoksa özümüzü keşfettiğimizde “Evet, bu benim hayalim ! “ diyebildiğimiz mi ?
Peki senin, senin bedenin, ruhun ve zihnin özgür mü? Özgün müsün? Özün müsün?
Zeliha YÜCEL
Biyo Koç