Dev bir kozalağa benzeyen "meyvelerin kralı" Ananas'ı konuşuyoruz. Yeni Dünya'dan gelen bu bitki o kadar ulaşılamazdı ki yemek için değil hayran olunması için lüks sofralarda -bazen kiralanan- bir orta süsü olmuştu.
Ulu gövdesiyle kudretin, şan ve şerefin sembolü; "tanrıların ağacı" sediri konuşuyoruz. Bu güzel, efsanevi ağacın hikayesi, doğayı sömürmek söz konusu olduğunda açgözlülüğümüzün ne kadar eskiye uzandığını da gösteriyor bize.
İki kır çiçeğinin hikayesi Işıklı sarı taç yapraklarına "güneşi hapsetmiş" düğün çiçeği (Ranunculus) ve "asaletin mor rengiyle parıldayan" menekşe (Viola) üzerine konuşuyoruz.
New York'taki Cooper Hewitt Smitsonian Design Museum'da düzenlenen Nature by Design sergisinde dolaşıyoruz. Doğa bilimlerinden esinlenen dekoratif sanat ürünlerini; botanik ve tasarımın kesişim noktalarını konuşuyoruz.
İskoç mimar ve sanatçı C. R. Mackintosh (1868-1928)'un sanat ve bilimi buluşturan çiçek eskizlerini konuşuyoruz. Art Nouveau ile özdeşleştiriliyor ama o zamanın ötesinde stiliyle Glasgow'u tasarım cennetine dönüştürmüştü.