
Sign up to save your podcasts
Or


Köklere Dönüş’ün bu bölümünde sıcak bir yaz gününde vapura atlıyor, dondurmayla serinlemeye Burgazada’ya gidiyoruz. 1961’den beri vapurdan inenleri karşılayan Sinem Dondurma’nın 3. kuşak temsilcisi Mehmet Şeref Şen’le dondurmanın mutlulukla ilgisini konuştuk. Adada yaşayan küçüklerin tek başına alışverişe gittiği ilk dükkânın lezzet sırrı Yunanistan’dan gelen damla sakızı, Tire’den gelen karadut, Gönen’den gelen narlar kadar mesleğini aşkla yapanların hikayesinde gizli. Adada büyüyen küçüklerin tek başına alışverişe gittikleri ilk dükkân olan Sinem Dondurma’nın hikayesini dinlediğimiz bu keyifli bölüm, harika bir ters köşeyle bitiyor, Mehmet Şeref Şen’in aslında hiç dondurma yemediğini öğreniyor ve gülümsüyoruz, bir sonraki ziyaretimizde mutlaka onun yerine de bir top yemeye söz veriyoruz.
Bu bölümde konuğumuz Çeşme mutfağının yeni nesillere aktarımı için çok emek vermiş bir ekibin lideriyle, Günseli Çeçen ile birlikteyiz. Doğduğumuz kadar doyduğumuz topraklara da borçlu olduğumuz dürtüsüyle kolları sıvayan, kültürlerin ve bilgi kaynaklarının sürdürülebilirliğini desteklemek üzere “Yarımada Yolculuğunda Eskimeyen Lezzetler” kitabını bizlere armağan eden İbrahim Çeçen Vakfı, Yarımada’nın tüm gastronomik zenginliklerini bu projeyle detaylı bir şekilde ele almakla kalmıyor, eğitim kurumları, öğrenci yurtları, özellikle kız çocuklarının öğrenimi gibi sosyal faydalarıyla da hayranlık uyandırıyor. Günseli Hanım’ı dinlerken geçmişten bugüne köprü niteliğinde bir sofra kurduk, balkabaklı yer elması, Germiyan ekmeği, enginar çorbası, karasakız üzümü gibi pek çok yerel lezzeti üzerine koyduk. Bir sofranın en büyük lezzetinin o sofrayı paylaşan ailenin tatlı muhabbeti olduğuna hemfikir olduk. Bu mutfağın yaratımında katkısı olan gelmiş geçmiş tüm halklara ve kültürlere içten bir minnet duyduk.
Bu bölümde Beyoğlu Balık Pazarı’nda 1926’dan beri ağızları tatlandıran Üç Yıldız Şekerleme’ye konuk olduk ve ikinci kuşak temsilcisi Feridun Dörtler’den eski Beyoğlu renklerini, her dükkânın ayrı müşterisi, ayrı bereketi olduğu güzel günlerini dinledik. Zor ve üzücü anılara değinsek de ayrım bilmediğimiz, mızıkçılık yapmayanı oyun arkadaşı kabul ettiğimiz güzel günlere doğru bir yolculuğa çıktık. Her kültürde yeri olan çevirme tatlısının üç malzemesini de bölümün adına taşıdık. Eski Beyoğlu’nu ve Istanbul’un rengarenk günlerinin özlemindeyseniz bu bölümü çok seveceksiniz.
Cem Ekşi ile Almanya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculuğa çıkıyor; Cem Şef’in kurucusu ve şefi olduğu Mabou Pera, Glouton ve Bordel’e uğramadan evvel karış karış Türkiye’yi geziyor, 3 haftada 9 bin kilometre yol yapıyoruz. Kendine ikinci meslek olarak gönüllü kasaplığı edinen dedesi, lahana sarmayı akciğerle yapan babaannesi, sakatatın eksik olmadığı aile sofralarının hikayelerini dinliyoruz. Yurt dışında bir Türk olmaktansa Türkiye’yi tanıyan bir Alman olmayı kabul edip geldiği anavatanda malzeme ve tarif bolluğundan çok etkilenen Cem Şef’in klişelere yenilmeden yorumladığı tabaklarında amcasının kızarmış biberleri, dedesinin ızgara armutları gibi aile esintilerini görüyoruz. Mabou’ca kol böreğinin kuş üzümlerini beyaz duta dönüştüren minik kızına gülümseyerek bu bölümü de noktalıyoruz.
Bu bölümde Seray Öztürk ve annesi İlknur Yanaşan ile aileden gelen mutfak geleneklerini, her beklenmedik misafire çıkaracak bir yemeği olan bereketli sofralarını konuştuk. Haftada bir kez büyüklerden telefonla alınan yemek tarifleri, eğlenceli bağ anıları ile dolu, yemekle iç içe bir çocukluklarını, herkesin baş köşede olduğu bayram yemeklerini, yemek pişerken tencerenin kapağının açılmasına kızan ve kendi kendine eline sağlık demeyi hiç ihmal etmeyen Adviye Hanım’ı, torunlarına Pazar alışverişi öğreten büyükbabayı sevgiyle andık. Üstüne üstlük ege otları, enginar, bakla gibi zeytinyağlıların rengini korumak için de eşsiz bir tüyo aldık. Sizin de ailenizde sahibiyle özdeşleşmiş, her pişirdiğinizde sahibini sevgiyle andığınız büyüklerinizin tarifleri varsa bu bölümü kaçırmayın.
Bu bölümde Kadıköy Balık Pazarı’nda 105 yaşında bir lokantaya, Yanyalı Fehmi’ye konuk olduk. Ailenin üçüncü kuşak temsilcilerinden Ergin Sönmezler’den yemediğini yedirmeyen, evine almadığını lokantaya da almayan lokantacılık anlayışını dinledik. 1919’dan bu yana Türk mutfak kültürünü yaşatmaya çalışan, tarifleri koruyup aktarmayı sorumlulukları olarak gören Yanyalı Fehmi’nin 100 çeşit yemeğini tatmadan önce bu bölüme mutlaka kulak verin.
Zübeyde Terzioğlu ve Selin Kutucular ile ada sofralarını, eski İstanbul lezzetlerini, kültürlerin iç içe geçtiği sofraların sahip çıkmamız gereken neşesini, yemeklerin tarifleri kadar nesilden nesile aktarılan duygusunu konuştuk. Dünyanın içtenliğe olan ihtiyacını karşılayan bu sofraya siz de buyurun.
Mari Esgici ile Diyarbakır’dan İstanbul’a, Irak’tan Hollywood’a uzanan bir yolculuğa çıkıyor; Kurtuluş’ta Marinee Kaburga’da soluklanıyoruz. Yemeğin ülkesi ırkı olmadığını, coğrafya neye imkân veriyorsa ocakta onu pişirdiğimizi hatırlıyoruz. Doğudan batıya geldikçe tuzlanan çörekleri, değişen baharat kokularını, onlarca yıl önce kahve kavurup satan babaanneyi, Hollywood’un yediği en iyi lahmacunu konuşuyoruz. Nihayetinde tat tadanındır diyoruz, çünkü pişiren elinden gelenin en iyisini vicdanıyla yaptıktan sonra, tüm lezzetin artık yiyene emanet olduğunu biliyoruz.
Anna Maria Beylunioğlu ile Antakya’da Noel sofralarını, yemek ve sofra sayesinde iç içe geçen kültürleri, isimleri, malzemeleri, vesile olan bayramları değişse de yemeklerin birleştirici misyonunu ve Antakya’yı fotoğraflar ve anılarla yaşatmak için hazırlanan Hafıza Haritası’nı konuştuk. Herkese Mutlu Noeller!
Köklere Dönüş geri döndü! Diyarbakır’dan İstanbul’a bir aile yolculuğu; baba mesleği ve anne ilhamıyla kalabalık bayram sofralarının duygusunu bulabileceğiniz bir lezzet durağı. Mahir Lokantası’nın hikayesini, Mahir Nazlıcan’dan dinliyoruz.
From the publisher's feed