
Sign up to save your podcasts
Or


Öykü: Ferhat Üzel - Galata'da Bir Yol (İshak Edebiyat, 2023)
Seslendiren: Bakış Kutlu Kurtuluş
"Kelimeler... Düşünceler... İnsanlar... Hiçbir şey yapmak istemiyorum. İnsanlarla konuşmak istemiyorum. Birkaç satır yazı yazmak istemiyorum. Bir konu hakkında derin(!) bilgilerimle düşünmek istemiyorum. Tümden gelmek de istemiyorum tüme varmak da. Sadece burada oturup kahvemi yudumlamak istiyorum. Galata’nın yamuk fönlü baristasından alıp sessizce masama getirdiğim bu kahveyi güzelce koklayıp yudumlamaya başlıyorum. Çünkü bunu istiyorum. Gerçekten istediklerimiz olurmuş ya. Biraz bekleyince tabii. Ben o kadar beklemiyorum işte. Kahve içmek istiyorum. Gidiyorum, kahvemi alıyorum ve içiyorum. Bu şekilde bütün isteklerimi gerçekleştiriyorum. Bir kitap mı yazsam “The Reality of Secret,” diye. Girişe de şey yazarım, “Aç köpekler gibi bir şeyler istemeyi bırakın, Tanrı sizin isteklerinizden sıkıldı.”
Öykü: Dino Buzatti - Büyük Otelin Koridoru
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
"Tuvalete gitmek gereksinimi duyduğumda, oteldeki odama geç saatte dönmüş, yarı soyunmuştum. Odam, sonu gelmeyen, az aydınlatılmış bir koridorun neredeyse dibindeydi ve yaklaşık yirmi metrede bir, mora çalan cılız ışıklı bir lamba, kırmızı halının üstüne ışık demetleri yansıtıyordu. Tam ortada, bu lambalardan birinin karşısında, bir yanda merdiven, bir yanda da tuvaletin camlı kapısı vardı. Üstüme bir sabahlık geçirip bomboş koridora çıktım. Neredeyse tuvalete vardığımda, karşı yönden gelerek gölgeden sıyrılan, benim gibi sabahlıklı bir adamın karşısında buldum kendimi. Uzun boylu, iri yarı, VII. Edward sakallı biriydi. O da aynı yere mi gidiyordu? Böyle durumlarda olduğu gibi, ikimiz de bir an bocaladık, az kalsın çarpışıyorduk. Sonunda, nedendir bilmem, onun gözleri önünde tuvalete girmeye utandım, sanki başka bir yere gidiyormuş gibi yürümeyi sürdürdüm. O da aynı şeyi yaptı."
Keyifli dinlemeler...
Öykü: İzak Babel - Güvercinliğimin Öyküsü
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
"Çocukken hep bir güvercinliğim olsun isterdim. Hayatım boyunca hiçbir şeyi bu kadar çok istememiştim. Fakat babam, güvercinlik yapmam için gerekli tahtayı almak ve içine konacak üç çift güvercin için dokuz yaşıma kadar bana bir söz vermedi."
Şiir: Ümit Yaşar Oğuzcan - Gerçekten Sevmek
Şarkı: Açık Seçik Aşk Bandosu - Yüzündeki Ürkek Güzellik
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
"O durmadan kaçıyor;
sen ardından gitmiyorsan;
o günün her saatinde saklanıyor,
sen yollara düşüp deli divane aramıyorsan;
o sana acıların en büyüğünü tattırıyor,
sen bundan en yüce hazzı duymuyorsan;
boşuna aldatma kendini,
onu sevmiyorsun demektir.
Elindeki içki kadehinde,
dudağındaki sigarada ,
okuduğun kitapta,
mırıldandığın şarkıda,
söylediğin şiirde,
gördüğün rüyada
ve yaşaman için
ciğerlerine doldurduğun havada
o yoksa;
Onun vazgeçilmezliğini anlamamışsan;
onu sevmiyorsun demektir.
Renkler onunla değerlenmiyorsa,
örneğin onsuz kırmızı kırmızılığının,
mavi maviliğinin farkında değilse,
beyaz yalnız o giydiği zaman
güzelliğini haykırmıyorsa,
sabahları onu görünceye kadar
güneş doğmuyorsa
ve onsuz gökyüzü geceleri
aya, yıldızlara
hasret değilse
onu sevmiyorsun demektir.
Sokakta gördüğün her yüzde
ondan bir şeyler aramıyorsan,
güzel bir manzara,
hüzünlü bir musiki onu hatırlatmıyorsa,
uykudan uyandığın zaman
yaşamakta olduğundan önce
onu hatırlamıyorsan,
omuzlarına dökülmüş saçları,
bir sis perdesinin ardında
her zaman gülen,
ışık saçan gözleri
aklına gelmiyorsa,
durup durup avuçlarının
sıcaklığını özlemiyorsan;
Onu sevmiyorsun demektir.
Dünyada yaşayan öteki insanların
senin için hala bir değeri varsa,
ona karşı tutumunu
toplumun köhne ve manasız
kurallarına göre ayarlıyorsan
ve açık açık
sanki var olduğunu haykırırcasına
sevgini söylemiyorsan;
Onu sevmiyorsun demektir.
Yok o senin için
her şeyden değerliyse,
gözünü yumduğun anda
onu görebiliyorsan,
o bütün şarkılarda,
bütün şiirlerde,
bütün resimlerde ise,
ona muhtaç olduğunu
söylemekten utanmıyorsan,
senin içten ve büyük sevgine
karşılık vermeyeceğinden
korkmuyorsan,
bütün bencil duygularından
sıyrılabilmişsen
onun için her şeyi,
ama her şeyi yapacak gücü
kendinde buluyorsan,
her hali sana
ayrı ayrı güzel geliyorsa,
karşısında kendini
bir çocuk gibi hissediyorsan,
istediği anda onun için
ölebileceksen,
onun için yaşıyorsan
ve yine onun için
bildiğin bilmediğin
bütün düşmanlıklara
karşı koyabileceksen,
o her geçen dakika
sende biraz daha büyüyorsa
ve kendi kendine bile
çok sevdiğini bütün
samimiyetinle,
inanmışlığınla
itiraf edebiliyorsan,
bir gün o seni hiç,
ama hiç sevmediğini söylese bile,
senin sevginde azalma olmayacaksa
ve ölünceye kadar onu aşkların
en ölümsüzü ile sevebileceksen;
işte o zaman
onu seviyorsun demektir.
O sana sevmeyi,
gerçek aşkı öğretti.
Sen onu hep sevecek
ve sevilmenin mutluluğunu tattıracaksın.
O, hiç sen olmasan bile,
seni bir parça sevmese bile..."
Öykü: Özay Erdem - Bir Dolmuş Yolcusunun Kitap Okuma Serüvenleri (İshak Edebiyat, 2022)
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
Keyifli dinlemeler...
"Kitap okumanın mahrem bir eylem olduğunu o sabah dolmuşta şoförün yanına oturunca anlayacaktı Yaman Bey. Her zamanki gibi işaret parmağını asfalta paralel olarak kaldırdı. Ama tam önünde duran dolmuşun bu sefer otomatik kapısı açılmadı. O vakit kaldırımda hafifçe yana doğru eğilip soran bakışlarla şoföre baktı. Boncuk gözlü şoför korna çalıp ön koltuğu işaret etti. Kısa bir tereddüt anından sonra ne fark eder ki diye düşünüp bindi Yaman Bey. Sırt çantasını dizleri üstüne koyarak oturdu. Önce bir türlü alışamadığı kirli sakallarını kaşıdı sonra ücreti uzatırken tıraş olmalı artık diye düşündü. Hem müdür de ne zamandır ters ters bakıyordu onu böyle gördükçe. Fakat bu halinin kendisine getirdiği avantajı düşününce yine vazgeçti."
Öykü: Ali Emre Arvas - Musa'nın Horozları (İshak Edebiyat, 2022)
Seslendiren: Bakış Kutlu Kurtuluş
"Taşları eskimiş, döşemeleri köhnemiş, en yenisi belki kırk yıllık, bakımsız, yığma evlerin yan yana dizildiği, yoğunlukla düşük gelirli işçi ailelerinin ve düzensiz göçmenlerin ikamet ettiği sevimsiz, dar bir sokak. Duvarları yıkılmaya yüz tutmuş küçük bahçeler içerisindeki hatmiler, güller, karanfiller alını, morunu alıp çoktan gitmiş. Akşamları ellerinde pazar fileleriyle dönen babalarını karşılayan çocukların neşeli bağırışları, hamarat hanımların şen kahkahaları, serçelerin, bülbüllerin, sakaların şakımaları sanki hiç var olmamış. Şimdi kesif bir yoksunluk ve yoksulluk. Bu sokak sanki bin yıldır böyleydi."
#seslikitap #sesliöykü
Franz Kafka - Aforizmalar
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
ALTIKIRKBEŞ YAYIN
Türkçesi: Osman Çakmakçı
- "Bir gün oğlum olursa ona ilk öğreteceğim şey, gönül almak için çabalamanın erkekliğinden hiçbir şey götürmeyeceği olacak."
- "Aceleyle kaçıp ona sığınmadıktan sonra insan yaşamdan nasıl zevk alabilir?"
- "Sayısız sığınak vardır, ancak kurtuluş yolu tektir; ama kurtuluş olasılıkları yine de sığınaklar kadar çoktur. Bir hedef var, ama yol yok; bizim yol dediğimiz şey, bir duraksamadır."
- "İnsanların iki temel günahı vardır, sabırsızlık ve miskinlik. Sabırsız oldukları için cennetten sürülmüşlerdir, miskin oldukları için geri dönemiyorlar."
- "Benim yalnızlığım insanlarla dolu."
- "En iyiyi ararken iyiyi kaybediyorsunuz."
- "Sakinliğimi çalanlar, beni deli olmakla suçluyor."
- "Beni üzecek gücü sana verdiğim için kendimden özür dilerim."
- "Düşünebilen herkesin insan olması, insan olan herkesin düşünebildiği manasına gelmiyor ne yazık ki."
""Kafka, Aforizmalar'ı Ocak 1917 ve Aralık 1920 tarihleri arasında "Günah, ıstırap, umut ve doğru yol üzerine aforizmalar" ve "O: 1920 günlüğünden aforizmalar" başlıklarından oluşan iki bölüm halinde yazdı. Hayatının kederli bir dönemine denk gelen bu tarihlerde Kafka, vereme yakalandığını öğrenmiş, uzun süredir nişanlı olduğu Fellice Bauer'den ayrılmış, ailesinin; evlenmesini ve başarılı bir yazar olmasını göremeyeceğini kabullenmişti. Aforizmalar Kafka'nın yaşam, ölüm, sanatın işlevi, iyi ve kötü üzerine yürüttüğü fikirleri açığa çıkarmaktadır. Aforizmalar'ın yazımına gösterilen titizlik, bunların gelişi güzel değil bir bütünlük içinde düşünüldüğünü, hazırlandığı ortaya çıkarır. Kafka hayatının son yıllarında bu eserini tamamlayamamış ve bu aforizmalar ölümünden sonra yakın dostu Max Brod tarafından bir araya getirilip yayımlanmıştır."
Kevin MacLeod adlı sanatçıya ait Almost in F - Tranquillity, Creative Commons Atıf 4.0 kapsamında lisanslanmıştır. https://creativecommons.org/licenses/by/4.0/
Kaynak: http://incompetech.com/music/royalty-free/index.html?isrc=USUAN1100394
Sanatçı: http://incompetech.com/
Semaver - Sait Faik Abasıyanık
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
" Sabahleyin Ali’nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Sonra sesler. Halıcıoğlu’ndaki askeri mektebin borazanı, fabrikanın uzun ve bütün Haliç’i çınlatan düdüğü, onda arzular uyandırır; arzular söndürürdü. Demek ki, Alimiz biraz şairce idi. Büyük değirmende bir elektrik amelesi için hassasiyet, Haliç’ e büyük transatlantikler sokmaya benzerse de, biz, Ali, Mehmet, Hasan biraz böyleyizdir. Hepimizin gönlünde bir aslan yatar."
---------------------------------------
Sait Faik, Burgaz çalılıklarından çekti bir kızılcık dalı kopardı, kalem gibi yonttu, ucunu yaşama batırdı ve yazmaya koyuldu.
Öykü: Heinrich Böll - Üzgün Yüzüm
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
- Beğenip, takip ederek ve paylaşarak destek olabilirsiniz, keyifli dinlemeler.
"Martılara bakmak için rıhtımda durup dururken, üzgün yüzüm bu semtte devriye gezen bir polisin dikkatine çarptı. Havada süzülen kuşların seyrine öylesine dalmıştım ki! Havalanıyor, sonra pike yapıp suda yiyecek arıyor, ama çabaları boşa gidiyordu. Liman ıpıssız, su yeşilimtıraktı, pis ve kaim bir yağ tabakası kaplamıştı üzerini. Kabuk bağlamış yüzünde kaldırılıp atılmış çeşit çeşit öteberiler yüzüyordu. Gemi falan yoktu görünürde. Vinçler pas tutmuş, depolar haraptı. Fareler bile, rıhtımdaki bu kara yıkıntılarda eğleşmiyordu anlaşılan, zira ortalıkta ses seda duyulmuyordu. Dışarıyla her türlü bağlantı kesileli yıllar olmuştu.
Bir martıyı gözüme kestirmiş, uçuşunu izliyordum. Havanın patlayacağını sezmiş bir kırlangıç kadar ürkek, çokluk suyun yüzüne yakın süzülüp duruyor, yalnız arada bir yolunu arkadaşlarının yoluyla birleştirmek üzere çığlık çığlığa yukarılara fırlamayı göze alıyordu. Bir şey dile deseler, her şeyden önce martılara vermek için ekmek dilerdim. Ekmekten koparıp koparıp atar, martıların gelişigüzel uçuşlarını beyaz noktalarla bir düzene sokar, uçup uçup gelecekleri hedefler yapardım kendilerine. Karmakarışık yolların oluşturduğu bu çığlıklı örgüye, suya atacağım bir ekmek parçasıyla gerginlik verirdim: Bir yumak iplik gibi, elimi atıp benden yana çekerdim örgüyü. Ne var ki, ben de onlar gibi açtım; onlar gibi yorgun... Öyleyken mutluluk içindeydim, çünkü ellerim cebimde, olduğum yerde dikilip martılara bakmak ve üzüntü yudumlamak hoş bir şeydi.
Ama birden resmi bir elin omuzlanma konduğunu duydum. "Benimle gelir misiniz?" dedi bir ses. El, omzumdan çekerek beni geriye döndürmeye çalıştı, ama yerimden kımıldamadım, bir silkinişte eli attım omzumdan. Serinkanlı bir şekilde "Çıldırdınız mı siz?" dedim.
O hâlâ görünmeyen kişi: "Arkadaş!" dedi. "Sözlerine dikkat et!" "Anlayamadım Beyim!" diye cevapladım ben.
O öfkeyle "Bey falan yok aramızda!" dedi. "Hepimiz arkadaşız." Bunun üzerine yan tarafıma geçerek beni süzmeye başladı. Mutluluk içinde havada gezinen bakışımı boşluktan alıp, ister istemez onun uslu gözlerine daldırmak zorunda kaldım."
Öykü: Figen Koşar - Sadık (İshak Edebiyat, 2022)
Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya
"Duvardaki çifte pandüllü, ağır zincirli, abanoz ağacından yapılmış İsviçre saatinin gongu gece yarısının geldiğini haber verdi. Başını yanında inişli çıkışlı horultularla öte âlemlerde dolaşan karısından yana çevirdi Sadık. Gittiği diyarlardan kolay dönmeyeceğine emin olunca önce sağ ayağını sonra sol ayağını indirdi yataktan. İnce hırkasını omuzlarına, yakın gözlüğünü hırkasının cebine yerleştirdi. İpek pijamasının yakasını düzeltti."
#seslikitap #seslioyku
From the publisher's feed

56 Listeners