Üç yiğit dost, çeyrek asrın kıvrımlarında kaybolmuş, kaderin aynasında kendi yansımalarını arıyorlar. Her sohbetlerinde, yılların biriktirdiği yükler ve hayallerin sönük ışıltısı...
Yaşlanmanın her adımı, birer hikâye gibi dökülüyor dillerinden. Gençliğin çılgınlığı, aşkın tutkusu, başarının gururu, paranın büyülü dünyası... Her an, birer efsane gibi yankılanıyor zihinlerinde.
Zamanın akışı, tıpkı bir nehir gibi, onları da beraberinde sürüklüyor. Geçmişin gölgesi, geleceğin sisleri arasında kaybolmaya çalışıyorlar.
Ama her hikâyenin bir sonu olduğu gibi, bu çeyrek asırlık serüven de sona eriyor. Yaşlanmanın bilgeliği, anılarla örülmüş bir halı seriliyor ayaklarına.
Eski bir dilde yazılmış bir masal gibi, bu dostluk da sessizce kapanıyor. Geriye kalan, sadece anıların yankısı ve yaşanmışlıkların tadı... Pek tabii bir de yaşanmamışlığın getirdiği o mutluluk. Bu 3 yiğit dost gidiyor. Belki başka bir hikaye yazmaya, belki başka bir hikayenin figüranı olmayı.
Ama sonuçta gidiyor, bitti yani şimdilik. Anlamayan olduysa emin olalım anladığından. Sezon finali yapıyoruz böyle romantik şekilde, herkes ok midir?