17 Haziran’da Metrohan’da ilk gösterimi yapılan “Bir Babıali Zirvesi”
başlıklı, Habitat TV yapımı Zeynep Oral belgeselini henüz izleyemedim. Neyse ki Dikmen
Gürün izlenimlerini geçen haftaki yazısında bir güzel dile
getirmiş. Okurken belleğimde birikmiş, belge tadında Zeynep
Oral olayları gözümün önüne
gelmeye başladı. Bu yazıda
Zeynep’le yaşanmış anlar var.
Sevda Şener Hoca’m,
ilk kez yurtdışındaki bir toplantıda
tanıdığı Zeynep’i Ondine’e
benzetmişti. (Ondine -İngiliz Kraliyet
Balesi yıldızı Margot Fontayn için
“koreografilendirilmiş” olan- [Ondine,
balesinin (1958) başkişisiydi]. Bir
ölümlüye âşık olduğu sürece insan
olan, ihanete uğrayınca da gizemli
sualtı dünyasına geri dönen bu narin su
perisine yapılan benzetmenin ne denli
yerinde olduğuna ben de bir yurtdışı
yolculukta tanık oldum. Belindeki
bir rahatsızlık nedeniyle Zeynep’in
ağır taşıması kesinlikle yasaklanmış,
bavulunu hafif tutması, sözgelimi
yola diş macununun bile sıkıla sıkıla
bitmeye yüz tutmuş olanını götürmesi
önerilmişti. Oysa Zeynep’in, kırılgan
görünüşüne hiç benzemeyen bir çetin
ceviz, çelik bir irade sahibi, dediği
dedik bir dergi yöneticisi olduğunu,
bana telefonla sipariş verdiği ve
kesinlikle tam gününde istediği Milliyet
Sanat yazılarından biliyordum.
Yurtdışında eleştirmen
buluşmaları
Birlikte yaptığımız yolculuklar daha
çok Uluslararası Eleştirmenler Birliği’nin
kongreleri nedeniyle gerçekleşmiştir.
1980’li ve 90’lı yıllarda bizim Tiyatro
Eleştirmenleri Birliği yeni oluşuyordu
ve uluslararası kongrelerde yönetim
kuruluna girme olasılığı yüksekti.
Bu amaçla kongrelerde yer alan
sempozyumlarda etkileyici bildiriler
sunardık. Ayrıca Zeynep Fransızca
konuşan delegelerle iletişim kurar, ben
de İngilizce konuşanlarla haşır neşir
olurdum. Yoğun bir çaba gerektiren
bu işin üstesinden gelip beş altı yıl
üst üste yönetim kuruluna girmeyi
başardık. Kongrelerde Zeynep’le
birbirimizi görmediğimiz zamanlar
olurdu. Zeynep bir yandan da
Türkiye’ye yazı yetiştirirdi.
Birbirimizi gördüğümüz zamanlarda
ise Zeynep her zaman “eğlence”
içeren bir öneri getirirdi karşımıza.
Yufka yürekli arkadaşımız, bir Varşova
kongresinde, ağır gribe yakalandığı için
üç gün boyunca yataktan çıkamayan
Dikmen Gürün’ü neşelendirmek için
-nereden bulup satın aldığı bilinmezbir cep matarasına doldurduğu
kanyak ve otel odasına getirdiği abur
cuburla, yönetim kuruluna seçilişimiz
için kutlama düzenlemişti. Bir Lizbon
kongresinin öğle arasında da Portekiz
büyükelçimiz yazar Yıldırım Keskin’e
rica ederek aynı otelde kaldığım Lütfi
Ay ile beni, kentin yeni limanında
yaratılmış -daha önce görüp çok
beğendiği- anıtlar içeren çevreyi
tanımamız için elçiliğin arabasını
ayarlamıştı.
Roma sosyete pazarından
Helsinki ‘Beyefendiler
Kulübü’ne
Yağmurlu bir kasım ayında
yapılan Roma kongresindeki bir
boş zamandan yararlanarak kentin
-Zeynep yerini nereden öğrendiyse-
“sosyete pazarı”na gitmiştik. Hadi
beni İtalyanlardan ayırt etmek zordur
diyelim, sapsarışın Zeynep’in yabancı
olduğu gün gibi ortada. Satıcıların,
“Ladies watch your purse” (Hanımlar
cüzdanınıza sahip olun) uyarısına
karşın, Zeynep su aldığını fark etmiş
olduğu çizmelerini orada bırakıp
ayağına geçirdiği yepyeni İtalyan
çizmelerini -o günlerde çok moda
olan- yaldız işlemeli bir kazakla da
“kombin”leyivermişti.
Zeynep dar zamanı değerlendirme
ustasıdır. Hoşa gitmeyen bir tiyatro
oyununu yarıda bırakıp havalı bir
kafenin yolunu tutar, orada keyif
çatardık. Ya da sıkıcı olabilecek bir
toplu geziye gitmektense, önerilmiş
bir oyuna gitmeyi yeğlerdik. Doğu
Berlin kongresinde, kentin uzak bir
bölgesindeki tiyatroya ulaşmak için,
birkaç kişi -Zeynep’in benim pratik
yoksunu Almancama aşırı güveni
nedeniyle- uçsuz bucaksız karanlık
sokaklarda uzayan dakikalarca
yürümüş ve “kem küm”lerimi nasılsa
anlayan Doğu Alman vatandaşlarının
yardımıyla oyuna yetişmiştik.