
Sign up to save your podcasts
Or


Bir zamandır Osmanlı Devleti’nin başta Şii olduğu; Yavuz Sultan Selim’in halifeliği almasından sonra siyaset icabı koyu bir Sünniliğe büründüğüne dair bazı müfrit politikacıların, hatta tarihçilerin beyanlarına rastlanıyor. “Evvel yoğidi bu rivayet yeni çıktı” sözünün burada yeri geldi.
Kur’an-ı kerîmin orijinal hâliyle bugüne kadar ulaşması, daha önceki mukaddes kitaplardan hiç birisinin sahip olmadığı bir hususiyettir. Bunda Hazret-i Muhammed’in arkadaşları olan büyük insanların mühim rolü olmuştur. Bunun da alâka çekici bir hikâyesi vardır.
Ankara hükümeti, 23 Nisan 1920’den, hiç değilse saltanatın kaldırılmasından beri zaten cumhuriyettir. Ancak 29 Ekim 1923 tarihinin manası daha başkadır.
Tasavvuf, bilhassa Moğol istilasının ardından cemiyette yaşanan çözülmeyi önledi. Moğol istilasının yıktığını, tarikatler toparladı. Bunların çoğu Ahmed Yesevî’nin talebeleri idi.
Bir Alman köylüsünün, cesaretle imparatora söylediği bir söz, idarenin gayrı meşru tasarruflarına karşı adaletin tecellisine dair darbımesel olmuştur.
Öteden beri ‘Osmanlılarda boşanma erkeğin iki dudağı arasında idi. kadının hiç hakkı yoktu’ diyenler çıkar. Hakikat, bundan çok farklıdır.
Sultan II. Abdülhamid, tahta çıktığında iflas etmiş bir maliye buldu. Dış borçları indirtmeye ve fâizlerini kaldırtmaya muvaffak oldu. Böylece devleti mutlak bir uçurumun kenarından aldı.
Mecburi askerlik Sultan II. Mahmud zamanında getirildi. Ancak askerlikten muafiyeti ve tecili gerektiren sebepler de az değildi.
Tarihin en parlak ordularından yeniçeri ocağı, ateşli silahların yayılmasından sonra fonksiyonunu kaybetti. Zamanla da bozuldu. Nice padişahları harcayan ocağı tarihten silmek, Sultan II. Mahmud’a nasip olmuştur.
Aziz Nesin anlatıyor: 1934 yılında soyadı kanunu çıktı. Herkes soyadını kendisi seçtiği için, insanların bütün gizli, aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri "Eliaçık", dünyanın en korkakları "Yürekli", dünyanın en tenbelleri "Çalışkan" gibi soyadları aldılar.
From the publisher's feed