Eleştiri meselesi bu yazıların en önemli
konularından biridir. Bizce eleştirinin isabeti
Hizmeti derinlemesine anlamakla alakalıdır.
Hizmet bir tecdid hareketidir. Tıpkı İmam
Gazali, İmam Rabbani ve Halid-i Bağdadi gibi
Bediüzzaman Said Nursi de müceddittir. Üstad
Bediüzzaman’ın kurduğu temeller üzerinde,
muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi; dinî
yaşayışı, ferdî ve cemaat planında yeniden inşa
etmiştir. Hizmetin asıl misyonu budur. Bu perspektiften
bakılınca, “Hizmet, dinî hayatın inşasıdır”
diyebiliriz.
Hizmet mensupları Hocaefendi’nin kitap,
vaaz ve sohbetlerinin oluşturduğu maneviyatın
tesiriyle, dinî yaşayışlarında önemli bir değişim
yaşadılar. Bu süreç, dinî ve sosyal alanda
icra edilen aksiyonla bir kimlik, daha doğrusu
“cemaat” kimliği oluşturdu. Türkiye ve dünyada
yüzbinlerce insan İslamî yaşayışını Hizmet
yoluyla canlandırdı. Hatta Hizmete iltisakları
sebebiyle dinî yaşayışlarını belli bir kıvamda
tuttuklarını söyleyebiliriz. Eğer bu tespitimiz
doğruysa, şunu rahatlıkla iddia edebiliriz: Bugün
Türkiye ve dünyada belki de yüzbinlerce
insan Hizmeti tanımasaydı İslamî bir yaşayıştan
uzak olacak ve hatta beş vakit namazı dahi
kılmayacaktı. Şimdi bu şartlarda sorulması gereken
soru şudur: Hizmetin bu misyonu devam
ediyor mu? Evet, Hizmetin bu misyonu devam
etmektedir. Bugün dünyanın dört bir yanında
yüzbinlerce insan haftalık sohbetlerle, Risale
ya da Hocaefendi’nin kitaplarını okuyarak dinî
yaşayışına nitelik kazandırma gayreti içindeler
ve samimiyetleri ölçüsünde de önemli bir keyfiyete
ulaşıyorlar.
Eğer Hizmet eleştirilecekse, öncelikle bu
misyon bağlamında, yani mensuplarına dinî
nitelik kazandırmada başarı ve başarısızlığına
göre eleştirilmelidir. Fakat Hizmet bu nokta-ı
nazardan eleştirilmiyor. Misyonu değil aksine
metodu ve yapısı eleştiriliyor.
Hizmet sadece dinî yaşayışı yeniden inşa etmekle
kalmamış aynı zamanda, bu nitelikli dinî
yaşayıştan mülhem ahlakî standardı esas alarak
bir iktidar ve güç oluşturmuştu. Bu iktidar ve
güç; kurumlar üzerinden, dershaneler, kolejler,
üniversiteler, sivil toplum ve bürokratik yapılanmalarla
varlık kazanmıştı. Şurası bir hakikattir
ki 15 Temmuz meş’um hadisesinden sonra Hizmet,
Türkiye’de ve birkaç antidemokratik ülkede,
kurumlar yoluyla elde ettiği gücü kaybetti. Şimdi
Hizmeti bu ilişkiler ağında oluşmuş müesses
yapılardan ibaret görenler, fakat Hizmetin aynı
zamanda dinî hayatı tecdid hareketi olduğunu
unutanlar, onun tamamen bittiğini düşünüyor ve
onu ölüm döşeğindeki bir hasta olarak niteliyorlar.
Bunları bu vahim hataya sevk eden şey, Hiz-
S
Hizmeti bir teskilat, bir yapı olarak görenler ya da kendi varoluslarını bu
müesseselere baglayanlar, yapı bozulup müesseseler yıkılınca, varolussal
bir bosluga düstüler. Hâlbuki bu insanların, çile ve imtihanın agırlastıgı
bu dönemde, Hizmetin manevî kanatları altına iltica edip dinî ve ahlakî
yasayıslarını daha da kuvvetlendirmeleri beklenirdi.
22 ÇAGLAYAN | SUBAT 2019
metin dinî misyonunu yeterince idrak edememiş
olmalarıdır. Buna ilaveten, Hizmeti bir teşkilat, bir
yapı olarak görenler ya da kendi varoluşlarını bu
müesseselere bağlayanlar, yapı bozulup müesseseler
yıkılınca, varoluşsal bir boşluğa düştüler.
Hâlbuki bu insanların, çile ve imtihanın ağırlaştığı
bu dönemde, Hizmetin manevî kanatları altına
iltica edip dinî ve ahlakî yaşayışlarını daha da
kuvvetlendirmeleri beklenirdi. Aksine, Hizmetteki
yerlerini bu yapılara iltisakla tayin edenler, ya
da Hizmeti müesseselerden ibaret görenler isyan
bayraklarını çektiler. Bu hezimete sebep olanlardan
hesap sormak istiyorlar. Aslında onlar kendi
varlıklarının sebebi olan müesseseleri ya da ilişkiler
ağı içindeki konumlarını ve dolayısıyla güçlerini
geri istiyorlar. Talepleri o kadar güçlü ki bu durum,
bunca muazzam muvaffakiyete sebep olan
sistemi bir lahzada müflis ve başarısız ilan etmelerine
sebep oldu. Bununla da yetinmiyorlar, sorgulama
ve eleştirilerini Hocaefendi’ye yöneltiyorlar.
Onu doğrudan hedef alamayanlar ise eleştiri
oklarını Ağabeylere saplamakla tatmin oluyorlar.