Fluent Fiction - Turkish:
From Stage Fright to Spotlight: Emir's Musical Breakthrough Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-02-08-23-34-01-tr
Story Transcript:
Tr: Kışın soğuk bir akşamında, Emir sıcak bir battaniyeye sarılmış, elinde gitarıyla yatak odasında oturuyordu.
En: On a cold winter evening, Emir was wrapped in a warm blanket, sitting in his bedroom with a guitar in his hand.
Tr: Pencereden dışarıya baktı, gökyüzünden narin kar taneleri düşüyordu.
En: Looking out the window, delicate snowflakes were falling from the sky.
Tr: Emir’in aklı ise hep aynı konudaydı: okul konseri.
En: However, Emir's mind was always on the same subject: the school concert.
Tr: Emir, müzik konusunda gerçekten yetenekliydi.
En: Emir was truly talented in music.
Tr: Ama sahneye çıkma düşüncesi bile onu ürpertiyordu.
En: But the thought of going on stage gave him chills.
Tr: Ailesi, kendi karmaşalarıyla öylesine meşguldü ki, Emir’in yeteneği ve ilgisi göz ardı ediliyordu.
En: His family was so caught up in their own dramas that Emir's talent and interest were ignored.
Tr: Annesi ile babası sürekli tartışıyordu.
En: His mother and father were constantly arguing.
Tr: Bu tartışmalar Emir’i daha da içe kapanık yapıyordu.
En: These arguments made Emir even more withdrawn.
Tr: Okulda ise Zeynep vardı.
En: At school, there was Zeynep.
Tr: Zeynep, Emir’in tam tersiydi: açık sözlü, neşeli, sosyal.
En: Zeynep was the exact opposite of Emir: outspoken, cheerful, social.
Tr: Bir gün, Zeynep teneffüste Emir’in yanına geldi ve “Elindekinin ne kadar değerli olduğunu görüyorsun, değil mi?” dedi.
En: One day, during a break, Zeynep came up to Emir and said, "You see how valuable what you have is, right?"
Tr: Emir şaşırdı.
En: Emir was surprised.
Tr: “Konserde senin çalmanı istiyorum,” dedi Zeynep.
En: "I want you to play at the concert," Zeynep said.
Tr: “Sana yardım edeceğim.
En: "I'll help you.
Tr: Birlikte çalışabiliriz,” diye ekledi.
En: We can work together," she added.
Tr: Emir, başta tereddüt etti.
En: At first, Emir was hesitant.
Tr: Ama Zeynep’in kararlı ve içten tavrı onu ikna etti.
En: But Zeynep's determined and sincere attitude convinced him.
Tr: Hafta sonunda buluştular.
En: They met over the weekend.
Tr: Zeynep, Emir’e güvenmeyi ve ön yargılarından kurtulmayı gösterdi.
En: Zeynep showed Emir how to trust and let go of his prejudices.
Tr: Onların birlikte geçirdiği her an, Emir’e biraz daha cesaret verdi.
En: Every moment they spent together gave Emir a bit more courage.
Tr: Konser gecesi geldi çattı.
En: The concert night arrived.
Tr: Küçük ama hoş bir lise salonu.
En: A small but pleasant high school auditorium.
Tr: Öğrenciler ve öğretmenler yerlerini almıştı.
En: Students and teachers had taken their seats.
Tr: Hava soğuk ama içerideki atmosfer sıcaktı.
En: The weather was cold, but the atmosphere inside was warm.
Tr: Herkes heyecanla bekliyordu.
En: Everyone was waiting excitedly.
Tr: Emir sahne arkasındaydı, kalbi deli gibi atıyordu.
En: Emir was backstage, his heart pounding wildly.
Tr: Vazgeçmeyi düşündü ama tam o anda Zeynep ona yaklaştı.
En: He thought about giving up, but Zeynep approached him at that moment.
Tr: “Hatırla, yaptığımız çalışmayı.
En: "Remember the work we've done.
Tr: Başarabilirsin,” dedi.
En: You can do it," she said.
Tr: Emir derin bir nefes aldı, ellerini gitarının tellerine yerleştirdi ve sahneye adım attı.
En: Emir took a deep breath, placed his hands on the strings of his guitar, and stepped onto the stage.
Tr: Işıklar altında kasılması durdu.
En: Under the lights, his tension stopped.
Tr: Gözlerini Zeynep’e çevirdi ve onun güven verici bakışını gördü.
En: He turned his eyes to Zeynep and saw her reassuring gaze.
Tr: Sonra çalmaya başladı.
En: Then he began to play.
Tr: Her nota, her akor, kendine olan inancını artırdı.
En: Each note, each chord increased his belief in himself.
Tr: Parça bittiğinde, salondaki herkes ayağa kalkmış, alkışlıyordu.
En: When the piece ended, everyone in the auditorium stood up, applauding.
Tr: O an, Emir hayatında ilk defa kalabalığın önünde bir şey başarmanın tadını çıkardı.
En: At that moment, Emir experienced the joy of achieving something in front of a crowd for the first time in his life.
Tr: Kendisine olan güvensizliği yerini yeni bir özgüvene bıraktı.
En: His lack of confidence was replaced by a new self-confidence.
Tr: Zeynep, ona yanına geldiğinde, gülümsüyordu.
En: When Zeynep came up to him, she was smiling.
Tr: Bir dost, bir yardımcı ve bir cesaret kaynağı olmuştu.
En: She had become a friend, a helper, and a source of courage.
Tr: Emir artık yeteneğine güveniyor ve geleceğe umutla bakıyordu.
En: Emir now trusted his talent and looked to the future with hope.
Tr: Kış gecesi, Emir için yepyeni bir başlangıç olmuştu.
En: The winter night had become a brand new beginning for Emir.
Vocabulary Words:
- delicate: narin
- subject: konu
- chills: ürperti
- dramas: karmaşalar
- argument: tartışma
- withdrawn: içe kapanık
- outspoken: açık sözlü
- hesitant: tereddütlü
- determined: kararlı
- sincere: içten
- prejudices: ön yargılar
- auditorium: salon
- pounding: deli gibi atmak
- tension: kasılma
- reassuring: güven verici
- chord: akor
- applauding: alkışlamak
- confidence: özgüven
- joy: mutluluk
- helper: yardımcı
- courage: cesaret
- future: gelecek
- beginning: başlangıç
- talented: yetenekli
- concert: konser
- valuable: değerli
- trust: güven
- belief: inanç
- atmosphere: atmosfer
- excitement: heyecan