
Sign up to save your podcasts
Or


bu hafta beni gerçekten dinlemek ve öğrenmek anlamında zorlarken,
bir de üstüne paylaşım sevdasına düştüm. gerçekten neden hayatı birbirimize kolaylaştırmıyoruz şu üç günlük dünyada..
o yolu tarif etsek ne olur?
o araca yol versek ne olur?
o evet yada hayırı bırakıp başka şekilde kelimeler kazandırsak hayatımıza?
hep siyah veya beyaz mı? halbu ki rengarenk değil mi hayat? grileri bir tarafa koyalımmmm ki o bile kaç ton...
üzmeyelim öğrenmek isteyen, bilgiye muhtaç kişileri.
evet belki gününde değilsindir, o gün ağzını bıçak açmak açmıyordur, belki de çok çok çok yıkık e yorgun ve yılgınsındır, ondan bahsetmiyorum...
neden mi bahsediyorum... dağılmadan konu hadi dinle :)
Gülmek de güzeldir güneş de güzeldir. Hava ısındı, hormonlar tetikleniyor. Mart kapıdan da baktırdı, pencere arkasından da… daha iki gün öncesine kadar soğuktan şikayet ederken şu anda güneş altında ki en aydınlık ve sıcak masayı bulmuş ve buraya kurulmuş haldeyim. elimde de içimi de ısıtan çayım. 😊ohhhh resmen yazarken de içim ısındı. Artık bu anlamsız mutlulukların içime dokunmasına izin veriyorum. Bu resmen benim için devrimdir. Pazar günü her işimi gücümü bırakıp dışarı çıkmam. Ama bunun için adım attım biliyorsunuz. Artık hafta Perşembe aksam 21 de başlıyor bana.
Hayat için temennilerimiz sağlıklı günler ve bu güneşi gerçekten iç rahatlığımız ve aydınlığımız ile geçireceğimiz günler. tamam bu artık sabit bir talep, sabahları fabrika işçilerinin kart basması gibi, rutine bağlanmış bir dilek değil mi? yada her sabah güneşin doğacağına emin olmamız gibi. görsel de bulutların ardında kalsa da yine de güneş her sabah doğmuyor mu? ahahahha resmen postacı kapıyı iki kere çalar miti gibi oldu. :) tamam şimdi yeni bir niyet bırakalım buraya hep beraber. bildiğin kendin için dile. sadece kendin için. oksijen maskesi gibi düşün bunu. hani uçaklarda önce kendine takman gereken. bu bencillik değil, sevgini göstermemek değil. bu iyi olma hali. emin ol mantıklı olan kimse sana bunu neden önce kendine taktın beni kurtarmadın demez. o hal sadece titanik filminde. güçlü olmalısın ki herkese faydan olsun.... neyse konudan sapıp başka konulara dalmayalım. ne diyorduk hah oksijen maskesi gibi... öyle bir niyet bul kendine. düşün dileğini, hisset, at içine bakalım içinde nasıl duruyor. belki bazı yerlerini değiştirmek isteyebilirsin. fazla geleceğini sanmıyorum. biraz daha genişletebilirsin belki. parlatabilirsin. tam içinde kalbinde gör ne kadar güzel oldu sana. tam istediğin gibi ve tam sana göre... saf, temiz ve sevgi dolu, pırıl pırıl bir niyet ne güzel değil mi? ben de şimdi gönülden niyetinin kabulünü diliyorum.
en en en fırtınalı, yada tozlu sisli günlerde bile, umudunu yitirmemeni, güneşi kalbinde gibi hissetmeni diliyorum.
hepimiz her şeyi sevemeyiz. bunda bir kere hem fikir olalım mı? anlaşalım lütfen.
çünkü capsler gibi olacak (müge anlının) siz beni çıldırtmak mı istiyorsuuz nidasında söylemiş olabilirim tabi ki.
şöyle de bakalım örn. bir film yada kitabın aklımızda kalması başarı değil midir?
hadi kişilere geçtik neden sevelim bu yüce gönüllülüğe gerçekten gerek var mıdır? yada bu kadar sevmek yüce gönüllülük değil de aptallık mıdır?
aptallıklar biz insanlara dair de değil midir? olamaz mı yani, her daim kanallarımız açık dim dik, her şeyi görüp duyabileceğimizi, ve hatta bileceğimizi mi düşünüyoruz. istemez miyiz şöyle yelkenleri suya vermek, altta köpekbalığı geçer mi geçmez mi sakin ege kıyılarında diye düşünmeden, hatta yunanistana kadar gider miyim? bu olay bir gülşen bubikoğlu fimine dönüşür mü demeden...
isyan hayatımızın her yerindedir. kesin ve net. mesela hafta başları yada sonları... hayır 18 senedir zaten cumartesi bana çalışma günü iken, pazarımı neden toparlayamıyorum? geçenlerde bir nostalji hatırlatması vardı, yıkabma soba başında, yemek yenmiş ve bizimkiler başlıyor... yediğim yemeğin kıymalı biber dolması olduğunu kanıtlayamam. ancak eminim.. kokusu burnumda. o zamanlar neden kabukları dediğim biberlerin kendisine bu kadar haksızlık etmişim bilmiyorum. tüm yemediğim biberlerden özür diliyorum bu vesile ile.
velhasıl artık hafta bana pazartesi başlamasın. ben böyle istiyorum. perşembe aksam saat 21.00 da kendimi pazartesi sabah 08.00 enerjisi ile yükleyeceğim... bakalım daha bu bünye ne kadar bu kafaya kafata tutamadan devam edecek hayatına sağlıkla... :)
hah bi de bu kafa sesimiz biraz bi dursa mı? meditasyon buna dönem dönem çare... ancak bazen de olmuyor... o dip kuyulara girilmiyor. yada mr cihazına. bir de bu çıktı. açık mr gel de bul.
her şey oluyor bitiyor. biz hala kargaşada endişelerde miyiz?
hayır tabi ki. bu halimiz de kabul. en azından mr a müzik dinleyerek giremeyeceğimizi öğrendik. :) en azından bugün. yarına allah kerim.
hoş bazen kendi sessizliği yada sesliliği en iyisidir. ancak bu bölüm biraz arka fon ekledim. bu vesile ile bir de bunu deneyimleyelim mi?
bu kadar konuştuktan sonra soluksuz böyle yazıp durmak da artık ne bileyim... ben bi koltuğuma geçeyim :)
bahar geldi...
şiirlere daldık mı? :)
gönüllere dair en sevdiğim, en iyi hissettiğim, en bana dokunan eylem; gönülülük...
incelemek istersen koza platformu :)
gelmiş de bize ne getirmiş mi diyelim?
bahar ne getirir ki ? hele hele ilk bahar...
temizlik, ferahlık, güzel niyetler, huzur, mis kokulu çiçekler...
hoş gelmiş.
anılar biriktirtsin bize bu bahar en güzelinden en sağlıklı hallerimiz, en kahkahalı günlerimizle.
tanışmam da,
onunla oralara gitmem de,
huzuru da,
sessizliği de,
gürültürsü de,
ağlatışı da, güldürüşü de hepsi kabulüm.
kendimle buluşmanın en sevdiğim hali.
savaş.
bu 5 harfli kocaman bir kelime alev ateş.
halbuki BARIŞ kocaman, engin, deryaları denizleri aşmış ve bi o kadar göklerde... huzur dolu... ev gibi.
üzüleceksen dinlemeyebilirsin. çünkü ben çok üzgünüm, biraz olsun bu hislerimi buraya bırakmak ve bi nefes almak istedim.
bir de unutmamak bu hisleri. unutmayayım ki belki bi şeyler bulurum diye, çare olarak.
gerçekten nedenini anlamaya mı çalışmalıyız?
gerçekten olmaması için bir şeyler yapabilir miyiz?
üzgünüm. savaşın her türlüsüne karşı birisi olarak,
hele hele silahlanmaya karşı birisi olarak...
bilmiyorum.
sadece izlemenin, duymanın bile acısı bu kadarken...
evinde kendini güvende hissedememek...
savaşların acısız bitişi olmamış tarihte. zafer bile bir yandan acı vermiş, kayıp vermiş.
kelimelerim de sözlerim de tek tek.
sadece içimden geldiği gibi...
öylesine. üzülürken, utanırken ve ardından gelecekleri çaresizce beklerken.
From the publisher's feed