
Sign up to save your podcasts
Or


Yine karşınızda Günlerin Götürdüğü... Peki, ya günlerin getirdiği? Anlatalım:
2022 Mayıs'ında, Ankara'da yeni bir sanat mahfili açıldı: Yermekân. Karamsarlığın, gerçekçilikten ibaret olduğunu düşündüğümüz halde heyecanlandık; mekâna sızmayı başardık. "Günlükten Edebiyata, Edebiyattan Tarihe" başlıklı söyleşilerin, 11 Kasım 2022'de gerçekleşen üçüncüsüne Caesar Čiček'in de dâhil olmasıyla, bir bölümü daha aradan çıkardık. ilk defa seyircilerle bir arada olmanın haklı gururunu yaşadık.
İstanbullu yazar Zaven Biberyan'ın Karıncaların Günbatımı romanı üzerinden Türkiye'nin 1940'lı yıllarını konuştuk bu sefer. Türkiye'de gayrimüslim olmayı, Varlık Vergisi'ni, II. Dünya Savaşı'nı konuşmakla kalmadık; insanın kendine karşı verdiği savaşı, insan olmanın zorluğunu konuştuk, kaplumbağa olmanın yeterli olacağı kanısına vardık. Yılların götürdüğünü konuştuk velhasıl, 1940'lı yılların götürdüğünü.
Yermekân'a ve bizi dinlemeye gelen herkese çok teşekkür ederiz, yine bekleriz!
Bahsedilen Eserler:
Gününüzü götüren program Günlerin Götürdüğü, yine kendini unutturduğu anda geri döndü; ama döndüğü yer, bıraktığı yer değildi. Kendi içimizde çıktığımız yolculukta o kadar mesafe kat ettik ki geri dönüş yolunu kaybettik. Fakat geldiğimiz yerde kafa dengi hiç kimseyi göremedik. "Bütün insanlık nerede?" dedik, elimizi alnımıza siper edip, ufka baktık; aptalları, aptallığı gördük. Aptallar komikti, güldük; kalabalıktılar, öfkelendik. Bir Köroğlu bir Ayvaz, ancak konuşabildik:
"I read the news today—oh, boy!"
— The Beatles, "A Day in the Life".
Dipten ve derinden gelen sesiyle intellectual garage punk tarzını yaratan, lo-fi'dan ödün vermeyen program, Günlerin Götürdüğü tüm umutsuzluğuyla homurdanmaya devam ediyor.
Sömürü düzenini bu sefer 1990'ların kayıp ruhuyla, grunge'ın umutsuz isyankârlığıyla, İngiltere üzerinden eleştirdik. Liberallerin kibrinden bir kez daha tiksindik. Dünyada aklı başında pek insan kalmadığını, üstelik aklı başında olanların bile büyük bir ukalalıkla zırvaladığını görünce hayret ettik. Haliyle, her zamanki gibi küfrettik. Fakat biz bu küfürleri ne Kemal Sunal'dan ne de Cem Yılmaz'dan öğrendik. Sadece çaresizdik.
Bu sefer kitaplardan bahsetmedik; fakat İrlandalı yazar Keith Ridgway ile İngiliz yazar Evelyn Waugh'yu anmadan edemedik.
Meraklısı için bahsedilen ve kullanılan eserler:
Intellectual garage punk türünün ilk örneği Günlerin Götürdüğü ağır aksak da olsa ilerlemeye devam ediyor. Günler alıp götürmeye, hayaletlerse içimizden koparmaya devam ederken biz edebiyat hakkında edepsizce konuşmayı seçtik: Modernliğin yükünü taşımayı reddedip peygamber üslubuyla kendi kutsal kitabını yazan İsmet Özel, niçin İkinci Yeni kavminin helak olduğunu söylüyor? Kitapta öyle mi yazıyor? Kitaba, yani Şiir Okuma Kılavuzu'na göre Türkiye'de şiir yazılmıyor, yazılamıyor. Yazılanlar gericiliğe hizmet ediyor; çünkü hayıflanmaktan başka bir amaç taşımıyor. İyi de kaç kişi şiir okuyor, kaç kişi politik tavrını şiir okuyarak kazanıyor? Peki kılavuz ortadan kalkınca kerteriz noktası ne yana düşüyor? Kılavuzsuz, kerterizsiz kalanlar; Refik Anadol ve Esra Gülmen yüzünden hep aynı sabaha mı uyanıyor? Cumhuriyetimizin akim kalan aydınlanma hamlesi olan Halkevlerinden absürt fragmanlar ise kara mizaha kerteriz olmayı sürdürüyor.
Evet, küfrediyoruz, hatta az bile söylüyoruz; çünkü Teoman'a katılıyoruz: "Kişisel bir şey değil bu, yaşamak zor buralarda."
Evet, şiir okuyoruz; ama fonda çalan müziği de kendimiz besteliyoruz: Made by Magic Circus.
Meraklısı için bahsi geçen eserler:
Her zamanki gibi uzun bir aranın ardından Günlerin Götürdüğü, bu sefer ikinci sezonuyla; zıpkın gibi, fişek gibi bir bölümle geri döndü. Murat Can Kabagöz ile Caesar Čiček; Karl Marx'tan Mustafa Sarıgül'e, Jean-Paul Sartre'dan Tosun Paşa'ya, değinmedik mevzu bırakmadı. Asıl mevzu ise Perry Anderson'ın Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler kitabından hareketle, sosyalist teorinin pratikten kopuşu; bu kopuşun ise modernleşme sürecinin getirdiği "dekadans"tan, yani çözülmeden bağımsız düşünülemeyeceği.
Yer yer küfre girdik; çünkü Frank Zappa'nın dediğini unutmadık: "Şarkılarımda küfretmeseydim, insanları dövmek zorunda kalabilirdim." Üstelik biz şarkı yazmadığımız gibi, kesin dayak yeriz.
Meraklısı için bahsi geçen yayınlar:
Meraklısı için bahsedilen yayınlar:
Konu başlıkları:
Ağırlıklı olarak ele alınan konunun teorik arka planı için şu makaleyi salık veririz:
Not: Yer yer ağzımızı bozmuş olabiliriz ve fakat aslında şeker gibi insanlarız.
Meraklısı için bahsi geçen yayınlar:
Bu bölümde, daha önce ele aldığımız gündelik hayat mefhumu üzerinden devam ederek Oktay Özel'in Türkiye 1643 kitabından bahsettik. Yine Oktay Özel'in, 2017 yılında Birikim Dergisi'nde yayınlanan Üniversite ve 'Akademya': Hüzünlü Bir Yokoluş Hikâyesi adlı makalesi çerçevesinde Türkiye'deki üniversitelerin durumu üzerine konuştuk.
Önemli not: Konuşurken olgusal hatalar yapılmış olabilir. Düzeltmek isteyen, ve hatta sorusu olan beri gelsin yorumlar kısmına yazsın.
Makale için link:
Oktay Özel'in Kültür ve Tarih Sohbetleri'ne konuk olduğu ve Türkiye 1643 kitabının etraflıca konuşulduğu bölüm için link:
Meraklısı için bahsi geçen yayınlar:
Bu bölümde, tarih bilimini ele almak istedik. Tarih biliminin temel kavramlarından başlayarak tarihçilikten ve tarihçinin olaylara bakış açısından bahsettik. Tarih yazımı ile araştırmalarında karşılaşılan sorunlara dair gündelik hayat ekseninde konuştuk.
Önemli not: Konuşurken olgusal hatalar yapılmış olabilir. Düzeltmek isteyen, ve hatta sorusu olan beri gelsin yorumlar kısmına yazsın.
Meraklısı için bahsi geçen yayınlar:
Bu bölümde, ilk bölümde teorik bağlamında ele aldığımız makalenin pratik veçheleri üzerine konuştuk.
Önemli not: Konuşurken olgusal hatalar yapılmış olabilir.
Makale için link:
Meraklısı için bahsi geçen yayınlar:
From the publisher's feed