Her insan bizatihi şerelidir. Herkes hayatı boyunca,
potansiyel olarak onurlu olan kişiliğini
gerçekleştirme ve geliştirme hakkına sahiptir.
Dolayısıyla her insan özeldir, özgürdür ve
özerktir. Bu ilkeler, günümüzde modern anayasaların
hemen hepsinde ortak kabul görmektedir.
Haberleşmenin özel olması da kişiliğin özel
ve özerk oluşundan kaynaklanır.
Kişinin bizatihi şereli oluşu, dolayısıyla kişiliğin
özel, özgür ve özerk olması konularında
batı hukuku ve medeniyeti ile İslam hukuku ve
medeniyeti tam bir mutabakat halindedir. Hatta
Kur’ân ve İslam’ın bakış açısı daha yüce ve
daha kapsamlıdır.
Evvela, Kur’ân; insanın ahsen-i takvim suretinde,
en güzel bir biçimde yaratıldığını ifade
eder.1 İkinci olarak, İslam’a göre kâinat insan için
yaratılmıştır. Kâinat ağacının meyvesi insandır.2
Ağacın varlık sebebi meyve vermektir; bu yüzden
meyve en değerli sonuçtur. Kâinatta da her
şey, tabiri caizse, insan etrafında dönmekte, insana
hizmet etmektedir. Üçüncüsü, insan yeryüzüne
halife olarak yaratılmıştır.3 Dolayısıyla insan
yeryüzünde Allah adına tasarrufta bulunma,
yeryüzünü O’nun adına imar etme, kullanma,
yararlanma, düzenleme, madenlerini işletme,
ekip biçme, velhasıl her türlü meşru tasarrufta
bulunma yetkisiyle donatılmış demektir.
İnsanın, öncelikle potansiyel kapasitesini ve
kabiliyetlerini sergileyebilmesi, hatta bunları
daha da geliştirip sürekli insan-ı kâmil istikametinde
seyrine devam etmesi, meşruluk kaydıyla,
kişiliğinin özerkliğine, kendine bırakılan ve dokunulamayan
bir alanının olmasına bağlıdır.