İnsan hayatının en yüksek gâyesi, ferdin yükselip rûhuyla bütünleşmesi, 'fizik ötesi' aydınlıklara ulaşarak, Yaratıcı'nın esrârına vâkıf olması ve rûhânî zevklere ermesidir. Bu ulvî hedefe doğru kanatlanan ruh, hep mutlu; bu istikamette gösterilen her gayret içlere aydınlık verici ve mübeccel; bu hayatı ele alan insan fazîletli ve öyle insanların ülkesi de fazîlet beldesidir.
İnsanı, hayvanlardan bir hayvan telâkkî eden düşünce, ona en büyük kötülüğü yapmıştır. Bu düşünce, evvelâ fertte yücelme arzusunu yıkmış; onu alıp, fazîlete götürecek yolların bütününü tıkamış ve insan cemaatlerini, haşerât sürüleri hâline getirerek, onları, kendilerine eğilme, kendilerini kontrol etme idrak ve irâdesinden mahrum bırakmıştır. Bu telâkkiye göre, kuvvetlinin zayıfı yok etmesi; mücadele imkânı bulamayanların kahrolup gitmesi gayet tabiî ve zarurîdir. 'Natürel seleksiyon'dan alınan bu anlayışın, insan cemaatlerine tatbîk edilmesi, hakka hürmet hissini yıkmış; kuvveti azgınlaşdırmış ve hürriyet fikrini sınırsızlaştırarak, insanı diğer canlılar seviyesine düşürmüştür. Bu yanlış telâkkiye göre hak, bütün müesseseleriyle kuvvete bağlanmış; kimin bedeni, pençesi, yumruğu kuvvetli, kimin, kalemi, cerbezesi yerinde; kim, ileri gelenlerle münasebet içinde ve varlıklı ise, o haklı görülmüş, alkışlanmış; kim de zayıf, iktidarsız, parasız ve müdâhene bilmiyorsa, hep horlanmış ve küçük görülmüştür. Ve tabiî, bu arada, rûhun kuvveti, hakkın kuvveti, inancın kuvveti hâfızalardan silinerek, nesillere unutturulmağa çalışılmıştır. Bu durum ise hak ve ehl-i hakkı, mütegallib zâlimler karşısında zayıf düşürmüş, dolayısıyla da zillete uğratmıştır. Hele bunun ardından, insan nefsini şaha kaldıran, şahsî haz ve menfaatlere düşkünlük gibi, alçaltıcı düşüncelerin ruhları çepeçevre sarması, bu iklim insanını bütün bütün zâlimlerin oyuncağı hâline getirmiştir. Artık toplumca, aç kurda karşı sevgi gösterilmekte; o da dönüp bu canlı cenâzelerden dişinin kirasını istemektedir.