
Sign up to save your podcasts
Or


Küresel su krizinin artık geçici bir durum değil, 'su iflası' olarak tanımlanan geri dönülmez bir eşiğe ulaştığını ele alıyor; iklim kriziyle derinleşen su kayıplarını, Akdeniz havzası ve Türkiye örnekleri üzerinden tartışıyoruz.
İklim krizini yalnızca çevresel bir sorun olarak değil, iktidar, servet ve eşitsizlik ilişkileri üzerinden ele alırken; kimin kirlettiğini, kimin karar aldığını ve bedeli kimin ödediğini verilerle ortaya koyuyoruz.
ABD'nin uluslararası iklim ve hukuk rejimlerinden çekilmesinin yalnızca bir dış politika tercihi olmadığını; küresel düzenin çözülüşünü, iklim krizinin militarizasyonunu ve derinleşen adalet uçurumunu açığa çıkaran tarihsel bir kırılma olduğunu ele alıyoruz.
2025’e dünyanın dört bir yanından gelen somut ve kazanılmış iyi haberlerle başlıyor; Kongo Havzası’ndan Çin’in yenilenebilir enerji atılımına, açık denizlerin korunmasından hızlı modaya karşı yasal adımlara ve Ekvador’da doğa haklarının sandıkta savunulmasına uzanan örnekler üzerinden, umudun bir temenni değil, mücadeleyle kurulan kolektif bir gerçek olduğunu hatırlatıyoruz.
İklim krizini savaş, sömürgecilik ve adalet mücadeleleriyle birlikte ele alıyor; Filistin’de yaşanan soykırımda rol oynayan şirketleri ve bu düzene karşı yükselen küresel direnişi, iklim adaletinin ayrılmaz bir parçası olarak masaya yatırıyoruz.
Türkiye’de tarım topraklarının hızla kaybından kuruyan göllere, boşalan barajlardan gıda güvencesine uzanan derin ekolojik krizi ele alıyoruz.
İklim mücadelesinin hukuktan siyasete, ekolojik felaketlerden şirket sorumluluğuna uzanan kritik başlıklarını ele alıyor; iklim davalarının yükselişinden Asya’daki yıkıcı sellere, fosil yakıt devlerine karşı alınan tarihi kararlardan Amazon’daki adalet mücadelesine uzanan geniş bir tabloyu paylaşıyoruz.
İklim kriziyle sessizce yok olan türlerin hikâyelerini, ekosistemlerin kırılganlığını ve yaşamı savunmak için yükselen direniş hareketlerine göz atarken; küçük bir adadan Amazon’un derinliklerine uzanan bu anlatıyla 'hangi tarafta durduğumuzu' yeniden düşünüyoruz.
COP30’un fosil yakıt çıkışını içermeyen zayıf sonuçlarını, Venedik’teki iklim eylemlerinin yarattığı tepkiyi ve Amazon’daki öldürücü sıcaklıkların iklim krizinin aciliyetini nasıl görünür kıldığını değerlendiriyoruz.
Brezilya’nın Belém kentinde yapılan COP30’un arka planını, zirvenin çelişkilerini ve Amazon’da süren ekolojik tehdidi ele alırken; fosil lobilerinin etkisinden yerli halkların mücadelesine uzanarak gerçek iklim eyleminin salonlarda değil, dayanışmada filizlendiğini vurguluyoruz.
From the publisher's feed

9 Listeners